Karakolun ortasına defi hacet yapan hırsızın hikayesini duymuş muydunuz? İnternetten önceki zamanlara ait olduğundan bulamazsınız ama şahitleri var. Yeşilköy Pazarı’nda suçüstü yakalanan yankesici kadının, üstünü başını paralayıp soyunmaya başladığı görüntüye ise ulaşabilirsiniz. Şoke olan insanlar ellerini gevşetince, kaçıp kurtuldu. Nedim Şener de aynı taktiği kullanıyor…
Ayhan Bora Kaplan davasında ‘mafyanın tetikçi gazetecileri’ listesinde adı çıktı. Bu sayede elde ettiği ileri sürülen kimi mülklere ait paylaşımlar da gelince, kurtulmak için çareyi ‘cıngar çıkarmakta’ buldu.
Önüne gelene küfrediyor. ‘Medyada Bugün’ yayınındaki birkaç cümleden hareketle bana da sarmış. Acınacak bir halde. Haklı adamın küfre ihtiyacı yoktur oysa. Cevabı olmayanın sığınağı gürültü çıkarmak ve çirkeflik yapmaktır. Tıpkı Yeşilköy Pazarı’ndaki meslektaşı gibi ortalığı velveleye vererek kurtulacağını sanıyor fakat nafile.
Elbette Nedim’in seviyesine istesem de inemem lakin yine de kolay anlayabileceği örneklerden devam edeyim. Adamın biri toplum içinde sesli biçimde gaz çıkarmış; sonra bastırmak için sandalyesini sağa sola oynatarak gürültü yapmış. Kulağına eğilen arkadaşı şöyle demiş: “Hadi sesi bastırdın diyelim, kokuyu ne yapacaksın!”
O koku yüzünden cezaevinde birlikte yattığı insanlar bile yakınına gelemiyor. Portresini yazarken ‘yen içinde kırılan kol’a benzetmiştim. Tedavi edilmediği için kangrene dönüştü, kurtlandı o kol…
Rüzgar gülünün dönmek için az da olsa bir esintiye ihtiyacı var; Nedim, rüzgarın esme ihtimalinde bile dönüyor. Çeşme akarken testiyi doldurma derdinde ancak çeşmeler arasında çok gelip gitmekten bitap düşüyor. Bazen son sahibini unutarak yanlış yere ateş ediyor. Şunu artık herkes görüyor: Hiçbir savaşı ideolojik değilmiş. Öncekiler korkunun sonucu, son zamandakiler ise tamamen duygusal(!)…


