İLKER DOĞAN -TR724.COM
Türkiye’nin insan hakları ihlalleri, işkence ve zorla adam kaçırma suçlarının yargılandığı Turkey Tribünali’nin ‘Nihai Mütalaası’ yayınlandı. Mütalaa 6 bölümden oluşuyor. Buna göre Türkiye’de özellikle Gülen Hareketi ve Kürtlere yönelik sistematik bir işkence uygulanıyor. Devletin ‘işkence’ iddialarının üzerini örttüğü belirtilen mütalaada, adam ‘kaçırmalar’ konusunda da önemli tespitler yer alıyor. Sunular rapor ve belgelerle tanık ifadeleri dikkate alındığında, insan kaçırmaların devlet eyleminin bir parçası olduğu kaydediliyor. “Tribünal’e sunulan bilgilere dayanarak, yurtiçinde zorla kaybetme eylemlerinin MİT yetkilileri veya Türk Devleti ile veya onun için çalışan diğer kişiler tarafından yürütüldüğü sonucuna varmak için makul gerekçeler mevcuttur.” ifadeleri kullanılıyor.
Siyasilerin söylemlerinin ‘cezasızlık’ örüntüsünü güçlendirdiği kaydedilen mütalaada, basın özgürlüğü ve yargı bağımsızlığının da yok edildiği kaydediliyor. Yaygınlaşan ve sistematik hale gelen işkence ve adam kaçırmalar nedeniyle Türkiye’nin insanlığa karşı suç işlediği belirtiliyor.
Mütalaa, “Türkiye Tribünal Mahkemesi (Tribünal) bir mütalaa mahkemesidir. Ne bir Devletin yargı sistemine tabi düzenli bir mahkemedir, ne de bir Antlaşma veya uluslararası bir kuruluş tarafından kurulan bir mahkemedir. Sivil toplum tarafından kurulan ve temel haklarının ihlal edildiği iddia edilen kişilere tanınırlık, görünürlük ve söz hakkı vermek için bir araç ve platform görevi gören bir mahkemedir.” cümleleriyle başlıyor. Ardından “Tribünal’in görevi, Türkiye’nin yargı yetkisi altında gerçekleşen tüm insan hakları ihlalleri iddialarını bağımsız bir şekilde değerlendirmek ve raporlamaktır. Tribünal bunu, Organizasyon Komitesi’nin Türkiye’deki insan hakları durumuyla ilgili olarak altı konuda sorduğu soruları yanıtlayarak yapacaktır: İşkence, adam kaçırma, basın özgürlüğü, cezasızlık, yargı bağımsızlığı ve adalete erişim.” deniliyor.
RAPORUN BİRİNCİ BÖLÜMÜ İŞKENCE İDDİALARI
Raporun 1. bölümünde ‘işkence’ iddiaları ele alınıyor ve “(işkence) ifadelerinin altında yatan gerçeklerde bir örüntü görebiliyor muyuz? Hangi gruplar ve neden hedeflenmektedir? Motivasyon nedir ve devlet bu olaylara en yüksek hangi seviyede karışmıştır? İşkence ile İlgili ifadeler, Türkiye’de sistematik ve organize bir işkence uygulandığı sonucuna varmamızı sağlıyor mu?” sorularına cevap veriliyor.
Ardından ‘işkence’nin insanlık suçu olduğu uluslararası ve Türkiye Anayasası’ndaki ilgili yasalara atıf yapılarak hatırlatılıyor. Sonrasında Türkiye’deki işkence iddiaları ele alınıyor. AKP rejiminin, ‘işkenceye sıfır tolerans’ sloganıyla iktidara geldiği üzerinde duruluyor. Son 10 yılda ise durumun gittikçe kötüleştiği, yılda 3.000 civarında işkence vakası yaşandığı belirtiliyor:
İŞKENCE EDİLEN 5 GRUP VAR
“İlk soru ile ilgili olarak, rapor aşağıdaki sonuçlara varmıştır:
BM Antlaşma organlarından ve diğer uluslararası kuruluşlardan alınan çeşitli raporlara dayanarak, hedef alınmış beş grup tanımlanabilir: (1) Kürt halkı; (2) Gülen hareketi ile bağlantılı veya bu hareketi desteklediği düşünülen kişiler; (3) “adi” suç ve özellikle ağırlaştırılmış ve cinsel suç şüphelileri; (4) gençler/çocuklar ve (5) polis muhbiri olmaları için ‘ikna etmek’ amacıyla tutuklanan kişiler.”
İŞKENCENİN AMACI; GÖZDAĞI VERMEK
“İşkence kullanımının altında yatan motivasyon – UNCAT Madde 1 ‘deki işkence tanımına uygun olarak – ya (1) bir itiraf elde etmek; (2) bilgi edinmek; (3) cezalandırmak; (4) gözdağı vermek veya zorlamak ya da (5) işkence mağduruna ayrımcılık etmek olabilir.
İŞKENCE ORGANİZE OLARAK YAPILIYOR
İkinci soru ile ilgili olarak Rapor aşağıdaki sonuçlara varmıştır:
Olayların gercekleşme sıklığına, işkencede son derece uzman kişilerin (çoğu zaman MİT görevlileri) varlığını belirten mağdurların tutarlı örüntüsüne ve ifadelerine dayanarak, belirli gruplara yönelik işkencenin sıkça kullanılmasının belli polis memurlarının spontane olarak gelişen reaksiyonları olmadığı, bunun aksine güvenlik güçlerinin organize gerçekleştirdiği bir uygulama olduğu sonucuna şüpheye yer bırakmayacak şekilde ve mutlak bir netlikle ulaşılabilir.
İŞKENCE İDDİALARI SORUŞTURULMUYOR
Net rakamların olmamasından dolayı ihtiyatlı yaklaşılsa da, rapor – kesinlikle son beş yılda –belirli hedef alınmış grupların üyelerine karşı işkence kullanımının sistematik olduğu sonucuna varmaktadır. Türkiye’de işkencenin sistematik ve organize kullanımıyla ilgili, yürürlükteki uluslararası hukuka ve Türk hükümetinin işkenceye karşı sıfır tolerans politikası uyguladıkları yönündeki resmi tutumuna aykırı neredeyse hiçbir kovuşturma ve ceza yoktur.”
Turkey Tribunali’nin gerekçeli kararında işkence mağduru tanıkların ifadelerine de yer veriliyor. Öğretmenler Mehmet Alp, Erhan Doğan, insan hakları savunucusu ve avukat Eren Keskin’in tanıklıkları özetlenerek aktarılmış.
GÜLEN HAREKETİ VE KÜRTLERE SİSTEMATİK BİR İŞKENCE UYGULANIYOR
Rapor şöyle devam ediyor: “Sunulan belgelere, raporlara ve ifadelere dayanarak, Tribünal’ın Mütalaası şu şekildedir. İlk olarak, Tribünal, Türkiye’de özellikle Gülen hareketiyle bağlantılı veya destekçisi olarak algılanan kişilere, Kürt halkına ve sıradan suçlardan şüphelenilen kişilere karşı sistematik ve organize bir işkence kullanımı olduğu görüşündedir.
OHAL İLANI, İŞKENCE YASAĞINI KALDIRMAZ
Tribünal, Türkiye’nin uluslararası işkence yasağına bağlı olduğunu hatırlatır. Türkiye’nin darbe girişiminin ardından olağanüstü hal ilan ettiğini ve 20 Temmuz 2016 ‘da AİHS’yi sınırlandırdığını Bakanlar Kurulu’na bildirdiğini kabul etmekle birlikte, yürürlükteki uluslararası yasal belgelerde yer alan işkence yasağının mutlak olduğunu ve reddedilemez olduğunu yinelemektedir (madde 2 UNCAT; madde 4 İCCPR ve madde 15.2 AİHS).
TANIK İFADELERİ VE BELGELER BİRBİRİYLE TUTARLI
“Tanık ifadeleri, sistematik ve organize İşkence kullanımı ile ilgili olarak Tribünal’e sunulan diğer bilgilerle tutarlıdır ve işkence eylemlerinde geçerli olan örüntüyü doğrulamaktadır. Tribünal, özellikle akrabalara yönelik işkence tehditlerinin, özellikle de birinin karısına ve kızına yönelik tecavüzün, kurbanların bazılarını kendilerine yönelik fiziksel İşkence eylemlerinden daha fazla etkilediğini belirtir.
Ayrıca Tribünal, özellikle terörizm şüphesiyle keyfi tutuklama, gözaltı ve işkencenin mağdurlar üzerinde sadece fiziksel ve zihinsel düzeyde değil, aynı zamanda sosyal düzeyde de ciddi ve uzun süreli bir etkiye sahip olduğunu kabul eder. Tribünal, bazı kişilerin hapisten çıktıktan sonra aileleri ve toplulukları tarafından reddedildiğini gözlemler. Bu sosyal reddedilme onlar için dayanılmaz hale gelebilmekte ve ülkeden kaçma kararlarını etkileyebilmektedir.”
TÜRKİYE, ULUSLARARASI YÜKÜMLÜKLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMİYOR
“Tribünal, Türk Devletinin kötü muamele iddialarını önlemek ve soruşturmak için önlemler alma yükümlülüğünü yineler. Mahkeme, otuz yılı aşkın süredir Türkiye’de insan hakları avukatı olarak faaliyet gösteren Sayın Eren Keskin’in ifadesine atıfta bulunarak, işkence konusunda bağımsız soruşturmaların eksikliğini teyit ettiğini belirtir. Tribünal ayrıca, mahkemelerin işkenceyle ilgili bağımsız tıbbi raporları kabul etmediğini, yalnızca hükümet kontrolündeki adlı tip kurumları tarafından hazırlanan tıbbi raporları kabul ettiğini belirtir. Bu beyan, 4. bölümdeki Cezasızlık ile ilgili olarak Tribünal sunulan bilgilerle tutarlıdır. Yukarıda belirtilenler ışığında, Tribünal, Türkiye’nin davranışının uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine uygun olmadığı görüşündedir.”
MUHALİFLER KAÇIRILIYOR
Raporun ikinci bölümünde ‘Kaçırmalar’ konusu ele alınıyor. “Tribünal huzurunda sunulan rapor ve verilen ifadeleri dikkate alarak, kaçırmaların yine devletin muhalif kişilere yönelik eyleminin bir parçası olduğu ve bu gerçekler hakkında ciddi bir soruşturma düzenlenmediği sonucuna varabilir miyiz?” sorusuna cevap aranıyor.
Zorla adam kaçırmaların uluslararası ve ulusal hukukta ağır bir suç olduğu hatırlatılıyor. İlgili maddeler tek tek sıralanıyor. Ardından şu ifadeler kullanılıyor:
“Rapor bu olayları (yurt içi kaçırılma ve yurt dışından Türk vatandaşlarının kaçırılarak Türkiye’ye getirilmesi) inceledikten sonar her iki durumda da olayların seyrinin birebir aynı olduğu sonucuna varmıştır: hükümet muhalifleri kaçırılmakta ve sonuç olarak gözden kaybedilmektedir. Bazıları için bu durum bugüne kadar hız kesmeden devam ediyor.”
KAÇIRILANLAR KARAKOLDA ORTAYA ÇIKIYOR!
“Bununla birlikte, çoğu, birkaç ay sonra belirli Türk polis karakollarında yeniden ortaya çıkmaktadır. Rapor, bu kişilerin sık sık işkence gördüğünü ve suçlayıcı ifadelerde bulunmaya zorlandığını açıklamaktadır. Bu insanlar için ikinci bir aşama başlar: insan haklarının güçlü bir şekilde kısıtlanma eğiliminde olduğu, bu kez bir Türk hapishanesinde özgürlükten mahrumiyetin devamı söz konusudur. Rapor, kaçırılanların durumlarını akrabalarıyla açıkça tartışmalarına izin verilmediği ve genellikle kendi avukatlarını seçemedikleri gerçeğini içeren bir dizi örnek sunmaktadır. Aynı şekilde, bu kişilerin tutukluluk sürelerinin uzatılması gerektiğine karar vermek zorunda olan bir hakim önüne ilk kez çıkana kadar geçen süre hukuka aykırı bir şekilde uzundur. Rapor Ayrıca, kaçırılanların kendilerini tam olarak savunmamaları için baskı altına alındıklarını, işkence ve kötü muamele şikayetlerini geri çekmeye zorlandıklarını belirtmektedir. Ayrıca fiziksel hasar gördüklerini kanıtlamak için bağımsız doktorlara erişimleri de engellenmektedir.”
ZORLA KAÇIRMALAR, DEVLET EYLEMİNİN BİR PARÇASI
“Tribünal, biraz değiştirilerek yöneltilen 3. Soru su şekildedir: “Tribünal, kendisine sunulan raporu ve ifadeyi dikkate alarak, kaçırmaların siyasi muhalif olarak algılanan kişilere yönelik devlet eyleminin bir parçası olduğu ve bu şikayetlerin ve kaçırılma iddialarının düzgün bir şekilde soruşturulmadığı sonucuna varabilir mi?”
Sunulan raporlara ve ek belgelere ve ifadelere dayanarak, Tribünal, haklarında siyasi muhalif oldukları algısı olan insanların kaçırılmasının devlet eyleminin bir parçası olduğu ve kaçırılma şikâyetlerinin ve iddialarının düzgün bir şekilde soruşturulmadığı görüşündedir. Bu görüş için makul gerekçeler mevcuttur: iddia edilen mağdurlar keyfi olarak özgürlüklerinden mahrum bırakılmakta, Türk hükümet yetkilileri en azından dolaylı olarak bu insanların özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarına rıza göstermekte ve Türk makamları ilgili kişilerin akıbetini ve nerede olduklarını açıklamayı reddetmektedir. Bu sebeple, uluslararası hukukta anlaşıldığı üzere, kaçırma eylemi zorla kaybetme anlamına gelmektedir.”
KAÇIRMA EYLEMLERİ BİRBİRİNE BENZİYOR
“Tribünal ayrıca, zorla kaybetme eylemlerinde tekrarlanan bir örüntünün kullanıldığını gözlemlemektedir. Yurtiçinde gerçekleştirilen zorla kaybetmelerle ilgili olarak, ilkin, failler, kolluk kuvvetlerinin bir müdahalesinden endişe duymuyor gibi gözükmektedir, zira bu özgürlükten alıkoyma eylemleri güpegündüz, görgü tanıklarının veya güvenlik kameralarının bulunduğu ortamlarda gerçekleştirilmektedir.
İkinci olarak, kaçırma eylemleri birbirine benzer şekilde, yani aynı tip araçlar kullanılarak, genellikle bir araba kazası olmuş gibi gösterilerek ve iddia edilen mağdurların kafalarına bir torba geçirilerek gerçekleştirilmekte ve daha sonra mağdurlar zorla siyah bir minibüse bindirilmektedir.








