• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home KONUK YORUM

Le Monde’ye yazan Ahmet Altan’ın, ‘Kağıt’tan Flüt’ten sonra cezaevindeki ilk yazısı: Üç cam kutu

Kasım 21, 2019
in KONUK YORUM, Manşet
0
Görüntüleme
Share on FacebookShare on Twitter

1138 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye olan ancak bir hafta sonra 13 Kasım 2019’da yeniden tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilen gazeteci ve yazar Ahmet Altan’ın yeni yazısı yayımlandı.

Tekrar gözaltına alınıp tutuklanmadan önce Altan’ın Fransız Le Monde gazetesi için kaleme alındığı yazının Türkçesi P24Blog‘da yayımlandı.İşte Ahmet Altan’ın 21 Kasım 2019 tarihinde Le Monde‘da yayımlanan “Üç Cam Kutu” başlıklı yazısı:

Üç cam kutu

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Kapatılan Bilgi Üniversitesi’nde protesto: ‘Ne kayyım ne AKP, kampüsler bizimdir’

Basın danışmanı Sönmez: Kılıçdaroğlu Genel Merkez’e gidecek

Strazburg’da 5. Adalet Yürüyüşü çağrısı: AİHM kararları uygulansın

AHMET ALTAN

Avukat görüşmeleri yan yana dizilmiş cam kutular içinde yapılır hapishanede. Bir avukat görüşünde, sol tarafımdaki kutunun içinde bir seri katil, sağ tarafımdaki kutuda ise bir mafya reisi vardı. Dünyanın herhangi bir “yüksek güvenlikli hapishanesinde” bir seri katille bir mafya reisine rastlayabilirsiniz ama seri katil-romancı-mafya reisi üçlemesine bir arada rastlayabilmek için sanırım bazı özel ülkelere gitmek gerekir. Tabii romancının yerinde bir solcu avukat, bir Kürt politikacı, dindar bir gazeteci, toplumsal sorumluluğunun farkında bir işadamı, devrimci bir öğrenci de olabilir. Hepsi aynı ilginç üçlemeyi yaratır. Hepsi de aynı tür ülkelerin hapishanesinde bulunur.

“Hapishanemizde” epeyce mafya reisi vardı, avukat görüşünde, revir kuyruğunda rastladıklarımla selamlaşır, uzaktan işaretle hal hatır sorardım. Hapishanede herkes birbirine selam verirdi zaten. Bir kısmımız adam vurmak gibi, bir kısmımız yazı yazmak gibi ağır suçlar işlemiş, sonunda aynı yerde buluşmuş insanlardık, hayatın dışına atılmak gibi ortak bir kaderi paylaşıyorduk, kimse kimseden selamını esirgemezdi. Sadece seri katile selam veren kimseye rastlamadım. O da kimseye bakmazdı zaten.

Babam, insanların genellikle hapishane edebiyatıyla ilgilenmediklerini söylerdi, birkaç istisna dışında bu doğru bir gözlem bence ama bir romancı darbecilere “subliminal mesaj gönderme” suçlamasıyla göz altına alınıp, askerî bir darbeyi desteklediği iddiasıyla önce ağırlaştırılmış müebbete sonra da on buçuk yıl hapse mahkûm edilince bu maceranın nasıl bir şey olduğuna dair bir merak oluşuyor.

Üç yıl hapis yattıktan sonra “dışarı” çıktım.

Dışarda geçirdiğim birkaç gün içinde yaşananlara, tepkilere, gelişmelere, söylenenlere baktığımda, hayatın hapishaneyle tımarhaneden ibaret olabileceğine dair bir duyguya kapıldım.“Lumpenizm” diyebileceğimiz garip bir ideoloji çeşitli kılıklar içinde sanki “dışarıya” egemen olmuş, alt düzey bir delilik toplumun dokularına nüfuz etmişti. Toplumda entellektüel “hiyerarşi” altüst edilmiş, en zekâsız ve yeteneksiz olanlar en çok konuşma hakkını ele geçirmişti. Zekâ, yetenek, bilgi, yaratıcılık aşağılanıyordu, insanlığın en korkunç sorularından biri olan “sen vatanını ne kadar çok seviyorsun” sorusu herkesin toplum içindeki yerini belirliyordu. Herkes vatanını çok seviyordu, deli gibi seviyordu, ölesiye seviyordu, bunun kanıtı da “vatanını çok sevdiğini” bağırarak söylemekti. Kimin daha çok vatanını sevdiğine ise iktidar karar veriyordu.Bu dehşet verici yarışta aklını ve mantığını kaybetmeyenlere yer yoktu.

Mantıklı her itiraz, hukuka ve insanların hakları olduğuna duyulan inanç yarış dışı kalmaya yetiyordu. Edebiyat küçümseniyordu, yetenek küçümseniyordu, yaratıcılık küçümseniyordu, hayat küçümseniyordu, ölüm yüceltiliyordu, cehalet yüceltiliyordu, iktidara sadakat yüceltiliyordu. Lumpenler, bayraklarını her yana dikmişlerdi.

Üstelik işin daha da ürkütücü yanı bunun uluslararası bir düzeye tırmanabilmiş olmasıydı. Birçok ülkede Lumpenist bir çılgınlık dört nala gidiyordu. Entellektüel düzey ve zekâ gerilerken intikam, şiddet ve düşmanlık artıyordu. Yazarlar, sanatçılar, bilimciler, aydınlar, kara gömlekliler kalabalığı içinde bir köşeye doğru itiliyordu. “Vatana” yazar değil, asker lazımdı. Soru sormayan, itiraz etmeyen, emre uyan askerler.

Bu acıklı durumu, teknolojik gelişmeye ayak uyduramayanların öfkesiyle, ekonomik gelişmelerle, yeni bir çağın başlamasında duyulan korkuyla açıklayanlar var, büyük ihtimalle söyledikleri de doğru. Ama ben insanlığın manik depresif bir yapısı olduğunu, dönem dönem bir çıldırma nöbetine girdiğini, ancak böyle nöbetlerden sonra iyileşebildiğini düşünüyorum. İnsanlık, uzaya gidecek bir akılla “milliyetçilik” türünden akılsızlığı aynı bünyede taşımanın zorlayacılığını böyle sinir krizleri geçirerek atlatmaya çalışıyor.

Dünyanın her yanında yazarlar az çok birbirine benzediği gibi dünyanın her yanında milliyetçiler de az çok birbirlerine benziyorlar. Hepsi kendi milletlerinin en değerli millet olduğunu iddia ediyor ve hiçbiri bütün milletlerin aynı anda nasıl “en değerli” olabileceğini hiç sormuyorlar. Sanırım ortak ahmaklık bu soruyu sormamakla başlıyor.

Okuyucularından çok daha yaşlı bir yazar olarak tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki bu yaşanan cinnetin tek panzehiri milliyetçiliğe karşı çok kararlı ortak bir tavır almaktır. Yaşanan cinnetten bunalan herkesin milliyetçiliği reddeden bir çizgide buluşarak, kendi ülkesinde yüksek sesle milliyetçiliğin insanlığın en büyük zehiri olduğunu, bu zehirden içen toplumların mutlaka hastalanacağını hatırlatması gerekiyor.

Milliyetçilik bir yağ lekesi gibi bütün dünyaya yayılıyor. Yeteneksizlik, adaletsizlik, nefret, düşmanlık, yolsuzluk kendini “vatanını ne kadar seviyorsun” sorusunun ardına saklıyor.

Onlar her yerdeler.

Bazı ülkelerde bu soruyu güvenle ve sertçe soruyorlar, bazı ülkelerde bu soruyu rahatça soracakları günü bekliyorlar. Milliyetçilik bir radyasyon bulutu gibi her ülkeye sızıyor, çoğalıp büyüyor.

Kumsalda isimli bir film seyretmiştim, bir atom bombası saldırısından sonra bir kumsalda radyasyonun bulundukları bölgeye gelmesini bekleyen bir grup insanı anlatıyordu. Büyük bir pankart asmışlardı. Üstünde “hâlâ zaman var” yazıyordu. Filmin sonunda herkes öldü sadece pankart kaldı.

Çevrenize bakarsanız, siz de bu pankartları göreceksiniz.

“Hâlâ zaman var.”

Na kadar zaman var?

Yazarlar, sanatçılar, aydınlar, bilimciler ve özellikle hukukçular, “hâlâ zaman varken” bu lumpen milliyetçilik saldırısına karşı ortak bir direnç göstermezse, milliyetçilik radyasyonu her kumsala ulaşır, hiçbir yerde güvenli bir toprak parçası kalmaz.

Dünyanın her ülkesinde cam kutular bulunuyor.

Bir tarafta bir seri katil, bir tarafta bir mafya reisi olabilir. Ortadaki kutuya bakın. Orada bir yazar görmemenin en güvenli yolunun ne olduğunu kendinize sorun. Bazı dönemlerde ortadaki kutuda sadece yazarlar oturmaz, lumpenizme karşı çıkan her dürüst insan o kutuda oturabilir.

Fransız aydınları başka ülkelerdeki birçok aydınla birlikte bana çok yardım etti. Bu hem bir teşekkür hem de bir daha yardıma muhtaç kalmamak için yapmak zorunda olduklarımızı bir daha kendimize hatırlatma yazısı.

Hâlâ zaman var.

O zamanı iyi kullanmak lazım. Geriye sadece bir pankart kalmasın diye.

 

 

Tags: Ahmet Altan
PAYLAŞTweetPAYLAŞPAYLAŞSendPAYLAŞ
ÖNCEKİ HABER

CHP Milletvekili: 15 Temmuz Vakfı da, topladığı 309 milyon TL de ortada yok

SONRAKİ HABER

Afyon Cezaevinde ilahi söyleyerek işkence yaptılar: Seher vakti bülbüller, ne de güzel öterler

BENZER HABERLER

Kapatılan Bilgi Üniversitesi’nde protesto: ‘Ne kayyım ne AKP, kampüsler bizimdir’
Gündem

Kapatılan Bilgi Üniversitesi’nde protesto: ‘Ne kayyım ne AKP, kampüsler bizimdir’

Mayıs 22, 2026
Basın danışmanı Sönmez: Kılıçdaroğlu Genel Merkez’e gidecek
Gündem

Basın danışmanı Sönmez: Kılıçdaroğlu Genel Merkez’e gidecek

Mayıs 22, 2026
Strazburg’da 5. Adalet Yürüyüşü çağrısı: AİHM kararları uygulansın
Gündem

Strazburg’da 5. Adalet Yürüyüşü çağrısı: AİHM kararları uygulansın

Mayıs 22, 2026
İmamoğlu’nun oğlunun da  aralarında olduğu18 kişinin banka hesapına el konuldu
Manşet

İmamoğlu’nun oğlunun da aralarında olduğu18 kişinin banka hesapına el konuldu

Mayıs 21, 2026
Böbreği iflas noktasındaki KHK’lı katib  Mehmet Parlak tahliyesi engellendi
Gündem

Böbreği iflas noktasındaki KHK’lı katib Mehmet Parlak tahliyesi engellendi

Mayıs 21, 2026
En çok konuşuldu: Ekrem İmamoğlu dünya çapında ‘Trend Topic’ oldu
Manşet

İmamoğlu ‘mutlak butlan’ için: Karar cumhuriyete darbedir, yok hükmündedir

Mayıs 21, 2026
  • All
  • Manşet
Kapatılan Bilgi Üniversitesi’nde protesto: ‘Ne kayyım ne AKP, kampüsler bizimdir’
Gündem

Kapatılan Bilgi Üniversitesi’nde protesto: ‘Ne kayyım ne AKP, kampüsler bizimdir’

by adminzaman
Mayıs 22, 2026
0

Erdoğan'ın imzasıyla gece yarısı kapatılan İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin kampüsünde öğrenci, emekçi, mezun ve sendika üyelerinin de olduğu çok sayıda kişi...

Basın danışmanı Sönmez: Kılıçdaroğlu Genel Merkez’e gidecek

Basın danışmanı Sönmez: Kılıçdaroğlu Genel Merkez’e gidecek

Mayıs 22, 2026
Strazburg’da 5. Adalet Yürüyüşü çağrısı: AİHM kararları uygulansın

Strazburg’da 5. Adalet Yürüyüşü çağrısı: AİHM kararları uygulansın

Mayıs 22, 2026
İmamoğlu’nun oğlunun da  aralarında olduğu18 kişinin banka hesapına el konuldu

İmamoğlu’nun oğlunun da aralarında olduğu18 kişinin banka hesapına el konuldu

Mayıs 21, 2026
Böbreği iflas noktasındaki KHK’lı katib  Mehmet Parlak tahliyesi engellendi

Böbreği iflas noktasındaki KHK’lı katib Mehmet Parlak tahliyesi engellendi

Mayıs 21, 2026
En çok konuşuldu: Ekrem İmamoğlu dünya çapında ‘Trend Topic’ oldu

İmamoğlu ‘mutlak butlan’ için: Karar cumhuriyete darbedir, yok hükmündedir

Mayıs 21, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

Sosyal Medya

Bluesky
Mastodon
Twitter

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM