• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home Manşet

REŞHA

Ağustos 16, 2026
in Manşet, YAZARLAR
4
Görüntüleme
Facebook'da PaylaşTwitter'da Paylaş

Yaz, şehrin üstüne ağır bir yorgan gibi çöküyordu. Gökyüzü sıcaktan ağarmış, sokakların sesi çekilmiş, evlerin perdeleri bile sanki nefes almakta zorlanır olmuştu. Ben, evin serin köşelerinden birine sığınıp zamanın ağır ağır geçmesini beklerken kapının zili çalıyor.

Kapıyı açınca karşımda bir aile buluyorum. Yorgun bakışlı bir baba, mahcup tebessümlü bir anne ve aydınlık iki su damlası gibi iki körpe çocuk. Yüzlerinde uzun bir yolun izi, bir de kapı eşiğinde bekleyen insanların incelikli çekingenliği…

İçeri buyur ediyorum.

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Darbeci Erdoğan!

Cemaatin Lideri Alihan Kuriş dahil 32 kişi tutuklandı

Demirtaş ve Mızraklı’dan çerçeve yasa mesajı:Sürece herkesin katkısı önemli

Baba, ülkesinde yüksek düzeyde bir bürokrat olduğunu, devletin önemli kademelerinde görev yaptığını anlatıyor. Bunu söylerken sesinde ne bir övünme var ne de eski günlere tutunmaya çalışan bir kibir; yalnızca sessiz bir kader bilgisi…

Memleket kokulu demli çaylar eşliğinde sohbet koyulaşıyor.

“Şimdi Almanya yollarında kamyon sürüyorum.” diyor baba. “Gecenin karanlığında direksiyon başına geçiyor, sabahı otoyolların uğultusu içinde karşılıyor, ailemin rızkını kilometre kilometre kazanıyorum.”

Yorgunluğu yüzünde değil, sanki gözlerinin ardında birikmiş. Omuzlarında yalnız bir kamyonun değil, bütün bir ailenin yarınlara dair umudu duruyor. O anda, karşımdaki insanın kaybettiklerinden çok kazandıklarını görüyorum.

Fakat odanın asıl ışığı çocuklarda. Sessizce oturuyor, büyüklerin konuşmasını dikkatle dinliyorlar. Gözlerinde yaşlarından büyük bir vakar, hâllerinde incelikle örülmüş bir terbiye var. Anne babalarının gurbette verdiği mücadelenin meyvesi, kelimelerden önce onların duruşunda.

Zeynep on altı yaşında. Çekingen ama ışıklı bir hâli var. Akif daha sessiz ve sakin.

Zeyneb bir ara çantasına uzanıyor. Parmakları biraz telaşlı, biraz heyecanlı. Çantasından birkaç dergi çıkarıp uzatıyor.

“Biz arkadaşlarla ‘Reşha’ adında bir dergi çıkarıyoruz.”

O incecik sayfalar, bir gençlik hevesinden çok daha fazlasını taşıyor. Gurbet toprağına düşen küçük ama aydınlık damlalar gibi hepsi.

Derginin hem Türkçe hem Almanca olarak basılması ise hayranlığımı adeta katlıyor. Karşılıklı sayfalarda yükselen bu iki lisan, gurbette yetişen bir neslin kendi kökleri ile yaşadığı dünya arasında kurduğu o muazzam köprünün en somut delili.

Editör Lesya, “Fethullah Gülen Hocaefendi, 4 Temmuz 1980 tarihinde Uşak’ta yaptığı vaazda ‘Sahabelerin Peygamber Sevgisi’ni anlatıyor.” cümlesi ile başlamış yazısına.

Uşaklı olduğum için midir, nedendir, bilemiyorum; yazı beni içine çekiyor.  Sonuna kadar bir solukta okuyorum.

“Editör Lesya kim?” diyorum.

Tatlı bir gülümsemeyle “Benim.” diyor Zeyneb.

“Sen tek başına bir dergi çıkarıyorsun, öyle mi?”

“Öyle demeyelim.” diyor. “Arkadaşlarla imece usulü.”

Babası, “Biraz yolumuzu buraya düşürmemizi ısrarla Zeyneb istedi.” diyor.

“Sizinle dergi konusunda konuşmak istiyor.”

“Buluşmamızı Zeyneb’e borçluyuz yani.” diyorum.

Başını hafifçe yana eğip kızını izleyen o fedakâr babanın gözlerindeki buğuyu fark ediyorum. O an anlıyorum ki ülkesindeki makamları kaybetmiş olabilir ama yetiştirdiği bu evlatlar, onun hayat sahnesindeki en büyük zaferi.

Sayfaları çevirirken gözüm bir başlığa takılıyor:

“Benim Gözümden Hocaefendi.”

Odanın içine çöken yaz sıcağı, Dilruba’nın kelimelerinden süzülen serin ve berrak bir pınarla bir anda dağılıveriyor. Körpe bir kızın dünyasından taşan bu yazı, saf bir sevginin, derin bir sezginin ve erken uyanmış bir idrakin eseri.

Dilruba, yazısına öyle sarsıcı bir soruyla başlamış ki, insanı kendi vicdanıyla baş başa bırakıyor:

“Bir topluluk düşünün; hayatınızı adadığınız, işinizi, gücünüzü, sevginizi, saygınızı ve daha pek çok şeyi kendisinden öğrendiğiniz bir topluluk… İşte ben, o topluluk sayesinde ‘ben’ diyebiliyorum. Öyle ki bazen çocuklarınıza bile vakit ayıramadığınız, onları emziremediğiniz; gecenin bir yarısı çağrıldığınızda, her şeyi öylece bırakıp gitmek zorunda kaldığınız bir topluluk…”

Bu satırları okurken boğazıma bir düğüm saplanıyor. Dilruba aslında sadece Hocaefendi’ yi değil; onun açtığı yolda her şeyini feda eden kendi anne babasının da gizli tarihini yazmış. Gecenin bir yarısı bırakılan o bebek, büyümüş ve o uykusuz gecelerin koca bir nesli inşa etmek için yapıldığını çocuk kalbiyle idrak etmiş.

“Bir de birini hatırlıyorum.” diye devam ediyor yazı. “O sesiyle herkesi ağlatan, sorgulu bakışlarıyla insanı düşündüren, anlattıklarıyla birçok soruya cevap veren birini… Bir gün anneme sordum: ‘Anne, bu kişi kim?’ Annem bana ‘Hocaefendi.’ dedi. O günden sonra ne zaman Hocaefendi’nin sesini duysam, sessiz olunması gerektiğini bilirim. Bir keresinde bir rüya görmüştüm. Hocaefendi bana, ‘Annene söyle, öğrencilerin bursunu versin.’ demişti. Burs neydi? Hiçbirini anlamamıştım ama yine de söylemek istedim. Çünkü Hocaefendi ‘Söyle!’ demişti…”

Bu satırları okuduğum an, Dilruba’nın çocuk aklıyla çözemediği o “burs” kelimesinin aslında bir neslin kaderini değiştiren adanmışlık hareketinin can damarı olduğunu anlıyorum. O can damarı sadece para değildi, ‘‘herkesin kendinde olandan’’ vermesiydi. Parası olan parasından, zamanı olan zamandan, ilmi olan ilminden…

Hocaefendi, küçük bir çocuğun saf rüyası vasıtasıyla o vefakâr anneye hatırlatmıştı.

Yazı son satırlarda adeta bir manifesto hüviyetine bürünüyor:

“Ve bir gün geldi. Hayatımda ilk kez kendimi olgun hissettim. Büyümüş ve seçilmiş… O gün yine kamp vardı… Çok mutlu olmuştum. Yeni insanlar tanımıştım. Ve en önemlisi, hepimizin içinde aynı acılar, aynı mutluluklar vardı. Birbirimizi anlıyorduk. Ve işte o gün annemlerin Hocaefendi’den sohbet dinlediğini ve tek tek not aldıklarını gördüm.  Ve o gün anladım ki biz yetiştiriliyorduk. Oradaki herkes gibi… Ve o gün fark ettim ki, böyle bir yetiştirilmeye hayat feda idi…”

Sayfaları çevirdikçe ‘Reşha’ nın, gurbetin ayazında savrulan kırık kalpli çocuklar için yalnızca bir dergi değil, sığınılacak sıcak bir liman olduğunu anlıyorum. Birçok çocuk, içine sığdıramadığı memleket özlemini satırlara dökmüş; hasretini kelimelerin omzuna emanet etmiş.

Gözüm S. Nihal’in yazısına ilişiyor. Nihal, Türkiye’de bıraktığı dedesiyle geçen günlerini anlatıyor:

“Dedem beni çok severdi. ‘Can kızım!’ diye seslenirdi bana. Dedemin omzuna binerdim. Anneannem pencereden seslenir, ‘Kızım büyüdün artık. Deden seni taşıyamaz. İn dedenin sırtından.’ derdi. Dedem beni yine de indirmezdi. Keşke bir kamera dedemle yaşadığımız o mutlu günleri çekseydi de şimdi, gülmeyi unuttuğum zamanlarda açıp izleseydim. Onu görmeyeli sekiz yıl oldu. Bence bir dede için bu çok uzun bir süre. Dedem dayandı ama ben her günü endişeyle geçiriyorum; ya onu bir daha göremezsem.  İnsanın parası ve sağlığı olduğu hâlde ülkesine gidememesi, sevdiklerini görememesi çok acı… Ve bir gün, dedemle bir araya geldiğimizde, o oturma odamızda oturup çayını yudumlarken ben dergideki bu yazımı ona okumak istiyorum. Onun adı İsmail, o benim dedem…”

Dilruba’nın ve Nihal’in yazıları ruhumda uzun uzun yankılanırken dergiyi yavaşça katlayıp dizlerimin üzerine bırakıyorum. Odadaki derin sessizlik artık hüzünle ağırlaşan bir boşluk değil; çileyle yoğrulmuş, sabırla büyütülmüş mutlak bir zaferin sessizliği.

Karşımda oturan o fedakâr babaya bakıyorum. O, ülkesinde yüksek bir bürokratken şimdi gurbette kamyon şoförlüğü yapıyor olabilir ama yetiştirdiği bu evlatlar, onun hayat sahnesindeki en asil zaferi.

Karşımdaki aileye dönerek içimdeki hakikati seslendiriyorum:

“Bu kırık kalpli körpe kalemler, gurbette sadece bir dergi çıkarmıyorlar. Onlar, sınırların ve mesafelerin asla koparamayacağı o muazzam gönül köprülerini yeniden inşa ediyorlar. Nihal o yazıyı dedesine mutlaka okuyacak. Ve sizler, evlatlarınızın ruhuna nakşettiğiniz bu vefayla, bu davanın en büyük zaferini zaten kazanmışsınız.”

Tıpkı dergide okuduğum o kırk sekiz arının bir ömür boyu dört kaşık bal için didinmesi gibi; çekilen çileler, gurbet ellerde kurulan kamplar ve Hocaefendi’nin ufkundan sızan her sohbet, mukaddes bir bal peteği örercesine bu nesli inşa ediyor. “Önden Giden Atlılar’ın” açtığı kutlu yolda, aileler ve çocukları gurbet toprağında sessiz ama asil birer abide gibi parlıyor.

Akşamın serinliği usulca şehrin üzerine inerken o muhacir aile izin isteyip ayrılıyor. Ardından uzun süre sessizce ‘Reşha’ nın sayfalarına yeniden bakıyorum. Her sayfası, gurbet toprağına düşmüş bir ‘’su damlası’’.

Su, en sert kayayı bile gürültüyle değil, sabırla aşındırır. Hakikat de böyledir. Sessizce akar, görünmeden yeşertir, fark edilmeden hayat olur.

O akşam içimde tuhaf bir huzur uç veriyor. Çünkü geleceğin dünyasının, öfkeyle değil merhametle; gürültüyle değil hikmetle, kinle değil vefayla kurulacağını bu körpe kalemler sessizce fısıldıyor.

Ve ben, Reşha’ nın sayfalarını kapatırken, yarının daha aydınlık, daha merhametli ve daha huzurlu dünyasının, işte bu sessiz damlaların çoğalmasıyla kurulacağına bütün kalbimle inanıyorum.

Bir başka yazının konusu, yeni bir baharın kapısı olacak olan ‘karıncaların kanatlandığını’ görüyorum.

Belki bugün onlar yalnızca küçük bir dergi çıkarıyorlar.

Ama bazen bir damla, bir çiçek; koca bir baharın ilk müjdesidir.SAMANYOLUHABER

Tags: Fethullah Gülen HocaefendiHarun TokakREŞHA
PAYLAŞTweetPAYLAŞ
ÖNCEKİ HABER

Cemaatin Lideri Alihan Kuriş dahil 32 kişi tutuklandı

SONRAKİ HABER

Darbeci Erdoğan!

BENZER HABERLER

Bahçeli; rest mi çekiyor, blöf mü yapıyor?
Manşet

Darbeci Erdoğan!

Ağustos 16, 2026
Alihan Kuriş: AKP ile birlikte hareket etmediğimiz için bu operasyonu yaşıyoruz
Manşet

Cemaatin Lideri Alihan Kuriş dahil 32 kişi tutuklandı

Ağustos 16, 2026
Demirtaş ve Mızraklı’dan çerçeve yasa mesajı:Sürece herkesin katkısı önemli
Manşet

Demirtaş ve Mızraklı’dan çerçeve yasa mesajı:Sürece herkesin katkısı önemli

Ağustos 16, 2026
Alihan Kuriş: AKP ile birlikte hareket etmediğimiz için bu operasyonu yaşıyoruz
Manşet

Alihan Kuriş: AKP ile birlikte hareket etmediğimiz için bu operasyonu yaşıyoruz

Ağustos 16, 2026
Anne ve oğlu tutuklandı: Down sendromlu Ayşe, annesiz yaşıyor
Manşet

Anne ve oğlu tutuklandı: Down sendromlu Ayşe, annesiz yaşıyor

Ağustos 16, 2026
15 Temmuz’da cezaevi sürecini yaşadı: Gazeteci Haşin Söylemez vefat etti
Gündem

15 Temmuz’da cezaevi sürecini yaşadı: Gazeteci Haşin Söylemez vefat etti

Ağustos 16, 2026
  • All
  • Manşet
Bahçeli; rest mi çekiyor, blöf mü yapıyor?
Manşet

Darbeci Erdoğan!

by Bülent Korucu
Ağustos 16, 2026
0

Yakın tarihimiz aynı zamanda darbeler resmi geçididir. 12 Eylül 1980 dahil her 10 yılda bir postal sesiyle uyandık. Değişen dünya...

O bir Hakas kızı

REŞHA

Ağustos 16, 2026
Alihan Kuriş: AKP ile birlikte hareket etmediğimiz için bu operasyonu yaşıyoruz

Cemaatin Lideri Alihan Kuriş dahil 32 kişi tutuklandı

Ağustos 16, 2026
Demirtaş ve Mızraklı’dan çerçeve yasa mesajı:Sürece herkesin katkısı önemli

Demirtaş ve Mızraklı’dan çerçeve yasa mesajı:Sürece herkesin katkısı önemli

Ağustos 16, 2026
Alihan Kuriş: AKP ile birlikte hareket etmediğimiz için bu operasyonu yaşıyoruz

Alihan Kuriş: AKP ile birlikte hareket etmediğimiz için bu operasyonu yaşıyoruz

Ağustos 16, 2026
Anne ve oğlu tutuklandı: Down sendromlu Ayşe, annesiz yaşıyor

Anne ve oğlu tutuklandı: Down sendromlu Ayşe, annesiz yaşıyor

Ağustos 16, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

Sosyal Medya

Bluesky
Mastodon
Twitter

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM