Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türk cezaevlerinde mahpuslara posta yoluyla gönderilen belgelerin verilmemesiyle ilgili önemli bir davayı Büyük Daire’de ele aldı.
Strazburg’da görülen duruşmada, Türkiye’de cezaevinde bulunan bir mahpusa gönderilen fotokopi ve basılı belgelerin teslim edilmemesi uygulaması tartışıldı.Duruşmada başvurucu tarafın savunmasını yapan isimlerden biri de OHAL döneminde yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılan hukukçu Avukat Levent Mazılıgüney oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Büyük Daire’de görülen Tergek/Türkiye davasında söz alan Av. Dr. Levent Mazılıgüney, yaptığı savunmada Türkiye’deki cezaevi uygulamaları ve tutukluların bilgiye erişim haklarına ilişkin ciddi sorunlara dikkat çekti. Mazılıgüney, kendisinin de Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevinden uzaklaştırılmış bir hukukçu olduğunu hatırlatarak, davanın yalnızca hukuki değil aynı zamanda insani bir boyutu bulunduğunu vurguladı.
“Başvuran gibi KHK mağduru bir hukukçu olarak konuşuyorum”
Savunmasının başında Mahkeme heyetine hitap eden Mazılıgüney, şu ifadeleri kullandı:“Başvuran gibi, olağanüstü hal kararnamesiyle kamu görevinden uzaklaştırılmış bir hukukçu olarak, bugün Büyük Daire huzurunda bulunmak benim için büyük bir onur.”
Mazılıgüney, konuşmasının iki ana başlıkta ele alınacağını belirterek, önce Türkiye’deki idari uygulamalara, ardından da hükümetin “yanıltıcı bilgi verildiği” iddiasına değineceğini söyledi.
“Uygulama öngörülemez ve keyfi”
Türkiye’de avukatlık yapan biri olarak benzer davalarda tutukluların karşılaştığı pratik zorluklara yakından tanık olduğunu belirten Mazılıgüney, hükümetin sunduğu tablo ile sahadaki gerçeklerin farklı olduğunu ifade ederek, savunmasını şöyle sürdürdü: “Hükümet mevcut uygulamalara ilişkin sunumlar yapmış olsa da, ülke genelindeki meslektaşlarımla paylaştığım deneyim çok farklı bir tabloyu gösteriyor. Mahkeme için yararlı olacaksa bu konuda belgeye dayalı delil sunmaya hazırız.”
Mazılıgüney, mevzuatta fotokopi veya internet çıktılarının verilmesini yasaklayan açık bir hüküm bulunmamasına rağmen, uygulama cezaevi idarelerinin takdirine bırakıldığının altını çizen Levent Mazılıgüney savunmasını şöyle sürüdü; “Başvuran ve koğuş arkadaşları bazı zamanlarda internet tabanlı materyaller alabilmiş, başka zamanlarda ise benzer belgeler verilmemiştir. Bu tür materyallerin teslim edilip edilmemesi büyük ölçüde cezaevi yetkililerinin takdirine bağlıdır.” Türk avukatlar, özellikle ByLock verilerine ilişkin hukuki uzman görüşlerinin içeriği incelenmeksizin, yalnızca ‘internet çıktısı’ olduğu gerekçesiyle mahpuslara teslim edilmediğini gözlemlemektedir.”
“Hükümetin yanıltıcı bilgi iddiası doğru değil”
Sözkonusu durumun hukuki açıdan ciddi bir sorun olduğuna dikkat çeken Mazılıgüney, uygulamanın özünde keyfi bir karakter taşıdığını dile getirrerek, sözlerini şöyle devam ettirdi; “Başvurucu ve benzer durumdaki mahpuslar ağır ihlallerle karşılaştıkları ve uzun yıllar cezaevinde kaldıkları için, çoğu zaman bu kısıtlamalara karşı hukuki yollara başvurmaktan yorulmakta ve çekinmektedir. Başvurucu ikinci mektubun eklerini hiçbir zaman görmemiştir. Özellikle belirtmek gerekir ki hükümet bu mektupların suretlerini Daire aşamasında sunmamıştır. Başvurucunun beyanları o dönemdeki makul algısını yansıtmaktadır. Elindeki tüm belgeleri sunmuş, zaman zaman hukuki yardım almaksızın kanun yollarına başvurmuş ve süreç boyunca iyi niyetle ve şeffaflıkla hareket etmiştir.”
“Bu engelleme caydırıcı bir etki yarattı”
Savunmanın son bölümünde Av. Mazılıgüney, cezaevi idaresinin iki mektuba el koymasının yalnızca hukuki değil, aynı zamanda psikolojik bir etki yarattığını vurguladı. “İki mektuba el konulmasının ardından ailesi haklı olarak daha fazla eğitim veya tıbbi materyal göndermekten kaçınmıştır.”
Mazılıgüney, başvurucunun yaralı olduğu ve tahliye sonrası hayatını yeniden kurmak için sınavlara hazırlandığı bir dönemde bu kısıtlamaların ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti. AİHM Büyük Daire’de görülen Tergek/Türkiye davasının, Türkiye’de cezaevlerindeki bilgiye erişim hakları ve adil yargılanma standartları açısından emsal oluşturabilecek önemli bir süreç olduğu değerlendiriliyor.
Davanın drka planı
AİHM kayıtlarına göre başvurucu Abdülsamet Tergek, 2018 yılında cezaevindeyken yakınları tarafından gönderilen mektuplar içinde bulunan internet çıktıları ve fotokopi belgelerin cezaevi yönetimi tarafından kendisine verilmediğini bildirdi.Başvurucu, bu durumun hak ihlali olduğunu ileri sürerek önce Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ancak başvurusu 2020 yılında “açıkça dayanaktan yoksun” olduğu gerekçesiyle reddedildi.Bunun üzerine dosya 3 Aralık 2020 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı.
Karar daha sonra açıklanacak
AİHM Büyük Dairesi’nde yapılan duruşmanın ardından mahkeme heyeti davayı müzakereye aldı. Mahkemenin nihai kararının ilerleyen tarihlerde açıklanması bekleniyor.Mahkeme ayrıca duruşmanın video kaydının aynı gün içinde AİHM’in resmi internet sitesinde yayımlanacağını duyurdu.ZAMAN Avustralya













