• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home RÖPORTAJ

Yürek yakan hikâyesini anlatan KHK’lı öğretmen: “Eyüp, Yunus ve Yusuf Peygamberin kıssasındaki çileleri birebir yaşadım”

Haziran 10, 2026
in RÖPORTAJ, ZULÜM GÜNLÜĞÜ
9
Görüntüleme
Facebook'da PaylaşTwitter'da Paylaş

 

KHK’lı İngilizce öğretmeni Mustafa Hanefi Uzunay, yaşadığı zorlukları üç peygamberin hayatından örneklerle anlattı. “Elbette onların makamı bambaşka” diyen Uzunay, sabır, yalnızlık, iftira ve ayrılıklarla geçen yıllarında kendisini en çok Hz. Eyyub, Hz. Yunus ve Hz. Yusuf’un kıssalarında bulduğunu söyledi.

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

AİHM’de Türkiye hak ihlalinde ilk sırada: 23 bin 50 başvuru bekliyor

MR dört ay sonra çekildi: Köfteci Abdullah amcanın beyin damarları tıkalı, felç riski var

Türkiye bir mahkumiyet daha: AİHM’den Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel kararı

Bazı hikâyeler rakamlara, mahkeme dosyalarına ya da resmi kararlara sığmaz. Mehmet Hanefi Uzunay’ın hikâyesi de onlardan biri. Bir zamanlar öğrencilerine İngilizce öğreten bir öğretmenken, 15 Temmuz kurgu darbesinin ardından bir gecede işini, aşını, ailesini, sağlığını, özgürlüğünü ve hayatının en verimli yıllarını kaybetti.

Cezaevi duvarları arasında geçen yıllar boyunca sadece özgürlüğünden değil, bir baba için en ağır imtihan olan evlatlarından da mahrum bırakıldı. Dört yıl boyunca çocuklarının nerede olduğunu, nasıl yaşadıklarını, hangi şartlarda hayata tutunmaya çalıştıklarını bilmeden yaşadı. Fakat onu en çok yaralayan şey demir kapılar, yüksek duvarlar ya da bitmek bilmeyen mahpusluk günleri değildi. Asıl acı, çocuklarının hayatından koparılmış bir baba olarak yaşamak zorunda bırakılmasıydı.

Yıllar sonra cezaevindeki görüş odasında çocuklarıyla ilk kez karşı karşıya geldiğinde ne zindanı düşündü ne de kaybettiği yılları… Karşısında büyümüş evlatlarını gördü. Sarıldılar, ağladılar, birbirlerinin yüzüne baktılar; fakat boğazlarına düğümlenen hasret yüzünden tek kelime konuşamadılar. Görüş süresi bittiğinde yine birbirlerinden koparıldılar.

Ancak Mehmet Hanefi Uzunay’ın çilesi bununla da sona ermedi. Tahliye sonrası günlerce kızıyla birlikte sokaklarda yaşam mücadelesi verdi. Dağılan hayatını yeniden kurmaya çalışırken, yurt dışına çıkış yolunda kaçakçıların ve bir karakol komutanının uyguladığı kötü muameleyle ve işkenceyle karşılaştı. Yaşadıkları, bir insanın başına gelebilecek acıların ardı ardına sıralandığı uzun ve sarsıcı bir hikâyeye dönüştü.

 

ENES CANSEVER-ZAMAN AVUSTRALYA

KHK ile ihraç olan öğretmen Mehmet Hanefi Uzunay, zindanlardan sokaklara uzanan film gibi hayat hikâyesini KHK TV’den Ahmet Erkan’a anlattı. İşte dram dolu bir hayatı yaşayan Uzunayın sorulara verdiği cevaplar:

Mehmet Hanefi Uzunay kimdir, kısacası kendini tanıtır mısınız?

Ben Mehmet Hanefi Uzunay. İngilizce öğretmeniyim. Uzun yıllar Milli Eğitim’de görev yaptım. Daha önce yurt dışında çeşitli ülkelerde çalıştım. KHK ile görevimden ihraç edildim. Aslen Ağrılıyım ancak uzun yıllardır İzmir’de yaşıyorum. Bir kızım ve bir oğlum var.

15 Temmuz’dan sonra hayatınız nasıl değişti?

15 Temmuz’dan sonra bir gecede hayatımız altüst oldu. KHK ile ihraç edildim. Hakkımda yakalama kararı çıkarıldı. O sırada okul tatili olduğu için memleketimdeydim. Uzun süre saklanmak zorunda kaldım. Sonunda 16 Şubat 2017’de yakalandım.

Aslında yakalandığımda rahatladığımı düşündüm. Çünkü devletin beni tanıdığını, yıllarca öğretmenlik yaptığımı biliyordum. Denizli’de, İzmir’de, Muğla’da beni tanıyan herkes benim nasıl bir insan olduğumu biliyordu. Yedi yıl boyunca Çanakkale rehberlik yaptım ve bunun için hiçbir ücret almadım.Bu yüzden böyle bir suçlamanın bana isnat edilemeyeceğini düşünüyordum. Hatta bazı belediye başkanları ismimin bazı yerlere verilmesini istiyordu.

Gözaltı ve cezaevi süreci nasıl başladı?

Önce hastaneye, ardından nezarethaneye götürüldüm. Daha sonra Ağrı M Tipi Cezaevi’ne sevk edildim. Yaklaşık bir yıl orada kaldım.

Sürekli avukatlar geliyor ve “Senin çıkman çok kolay” diyorlardı. Fakat ardından bazı talepler dile getiriliyordu. Benden bazı kişilere yönelik ifadeler vermem, bazı konularda yardımcı olmam isteniyordu. Oysa benim anlatabileceğim, suçlayabileceğim kimse yoktu.

Cezaevinde ne  gibi muamelelerle karşılaştın?

Ağrı Cezaevi’nde bulunduğum dönemde ilginç olaylar yaşadım. Bir gün üç sivil kişi geldi. Benim üzerimde özellikle duruyorlardı. Çocuklarımın nerede okuduğundan, ailemin durumuna kadar birçok detayı biliyorlardı. Bana sürekli, “Biz senin bize yardımcı olacağını düşünüyoruz. Çocuklarını düşün. Geleceğini düşün.” diyorlardı.

Ben de kendilerine, “Siz kimsiniz?

Hakim misiniz, Savcı mısınız?

Bana kim olduğunuzu söyleyin.” diyordum.

Cezaevindeki eski bir Vali Yardımcısı bana bu görüşmelerden sonra mutlaka tutanak tutturmamı tavsiye etti. Aynı kişiler tekrar geldiklerinde cezaevi yönetiminden tutanak tutulmasını istedim. Kim olduklarının kayıt altına alınmasını talep ettim. O günden sonra bir daha gelmediler. Fakat asıl sıkıntılarım da o dönemden sonra başladı.

 

KENİDİMİ DUAYA VEREDİM O ŞEKİLDE RAHATLADIM:

Bir yıl sonra Erzurum Oltu T Tipi Cezaevi’ne sevk edildiniz?

Evet.Beni orda doğrudan koğuşa almadılar. Ayrı bir bölüme koydular. Orası normal bir hücre değildi. Eski bir kalorifer kazan dairesini andırıyordu. Tavanlardan sürekli kanalizasyon suyu akıyordu. Tuvalet ve lağımların taşması nedeniyle ağır bir koku vardı. İçeri girdiğinizde nefes almakta zorlanıyordunuz.

Yerde sabitlenmiş bir ranza vardı. Gece gündüz hiç sönmeyen çok güçlü bir ışık yanıyordu. Işığı kapatmıyorlardı. Gece mi gündüz mü olduğunu anlamak mümkün değildi. Sürekli sağa dönüyor, sola dönüyor, uyumaya çalışıyordum ama başarılı olamıyordum.

Bir süre sonra ciddi şekilde hastalandım.

Yüzümün sağ tarafı şişti. Antibiyotik kullandım ama fayda etmedi. İlaç kullandım ama sonuç alamadım. Pis suların içinde yaşamaya çalışıyordum. Defalarca kapının açılmasını istedim. Durumu anlattım. Ancak bana sürekli bunun yasak olduğu söylendi.

Yaklaşık üç ay bu şartlarda kaldım. Daha sonra öğrendim ki bazı mahkumları psikolojik olarak çökertmek için bu bölümlerde tutuyorlarmış. Benden önce kalanlardan birinin akıl sağlığını kaybettiğini duydum. Bazılarının da hayatını kaybettiği söyleniyordu.

O günlerde en çok ne zorladı?

Açıkçası fiziksel işkenceden çok psikolojik yıpranma yaşadım.

O sürekli yanan ışık…

Lağım kokusu…

Yalnızlık…

Belirsizlik…

Bunlar insanı içeriden kemiriyor.Gözlerimi sürekli ovuşturuyordum. Başım dönüyordu. Dişlerim ve yüzüm şişmişti.

Bir noktadan sonra artık burada öleceğime inanmaya başlamıştım.

Kitap okuyordum. Sürekli okuyordum. Ama bir süre sonra zihnim yoruldu. Okuduklarımı anlayamaz hale geldim.

Bunun üzerine kendimi tamamen Kur’an okumaya ve duaya verdim.

Saatlerce dua ediyordum. Çünkü insan bazen hiçbir beşeri çıkış yolu göremediğinde yalnızca Allah’a sığınıyor.

 O dönemde size güç veren neydi?

Bir gün okuduğum bir kitapta dikkatimi çeken bir bölüm oldu. Orada Hz. Hızır’la ilgili bazı anlatımlar vardı. Kendi kendime, “Madem burada ölüme bu kadar yakınım, hiç olmazsa Allah’tan yardım isteyeyim.” dedim.

Günlerce dua ettim.

Birinci sefer olmadı.

İkinci sefer olmadı.

Üçüncü sefer yine dua ettim.

Benim inancıma göre Hz. Hızır gelmedi ama manevi olarak çok farklı bir tecrübe yaşadım.O süreçte bazı dualara ve evradlara yöneldim.

Özellikle Cevşen ve Evrad-ı Kudsiye okumaya başladım.

İlk günlerde zorlandım.

Fakat zamanla hem psikolojik olarak toparlanmaya hem de fiziksel olarak iyileşmeye başladım.

Yüzümdeki şişlikler inmeye başladı.

Daha önce sürekli ölüm korkusuyla yaşarken, yeniden hayata tutunmaya başladım.

Bugün dönüp baktığımda, o şartlarda ayakta kalmamı sağlayan en önemli şeyin manevi dayanıklılık olduğunu düşünüyorum.

4 YIL BOYUNCA ÇOCUKLARIMLA ĞÖRÜŞEMEDİM:

Dört yıl boyunca çocuklarınızı göremediniz. O süreç nasıl geçti?

Normal şartlarda insan cezaevindeyken en azından ailesinden haber alır. Ben dört yıl boyunca çocuklarımın nerede olduğunu, nasıl yaşadıklarını, okula gidip gitmediklerini bile bilmiyordum.

Kızım o dönem 13 yaşındaydı.

Oğlum ise 12 yaşındaydı.

Düşünün; evlatlarınız var ama onların nerede olduğunu bilmiyorsunuz.

Hasta mı, aç mı, açıkta mı, okuyorlar mı, kim bakıyor, hiçbir şey bilmiyorsunuz.

Kimse haber getirmiyor.

Kimse bilgi vermiyor.

Kimse ziyarete gelmiyor.

Ziyaret günleri geldiğinde koğuştaki arkadaşlar üzülüyordu.

Çünkü herkesin bir ziyaretçisi vardı.

Bir tek benim yoktu.

Gardiyanlar bazen isimleri okurken, “Mehmet Hanefi Uzunay…” diye sesleniyorlar, sonra da “Ziyaretçin yok.” diyerek geçiyorlardı.

İnsan zamanla buna alışıyor zannediyor ama alışmıyor.

Bu, hapis içinde hapis yaşamak gibi bir şey.

Zindan içinde zindan.

İşkence içinde işkence.

İLK GÖRÜŞTE ÇOCUKLARIMLA TEK BİR KELİME KONUŞAMADAN SADECE SARILDIK VE AĞLAŞTIK:

Çocuklarınızı ilk kez ne zaman gördünüz?

Bir gün çok farklı bir rüya gördüm.

Rüyamda oğlumu ve kızımı görüyordum.

Sabah uyandığımda koğuşun içinde tarif edemeyeceğim kadar güzel bir koku vardı.

Yataktan kalkamıyordum.

O koku saatlerce devam etti.

Daha önce bir hadis-i şerifte okumuştum.

Evlat kokusunun cennet kokusuna benzediğini anlatıyordu.

O gün içimde farklı bir his oluştu.

Sonra gardiyan geldi.

Normalde benim ziyaretçim olmadığı için ismimin okunmasına alışık değildim.

Ama o gün gardiyan:

“Mehmet Hanefi Uzunay, ziyaretçin var.” dedi.

Bir anda ellerim titremeye başladı.

Ayakta duramıyordum.

Arkadaşlar etrafımı sardı.

Birisi saçımı düzeltti.

Birisi sakalımı kesti.

Birisi bana pantolon buldu.

Birisi gömlek getirdi.

Sanki kendi evlatları geliyormuş gibi seviniyorlardı.

Ben ise hâlâ titriyordum.

O görüşmede neler yaşadınız?

İlk kez çocuklarımı görecektim.

Hem aranırken hem de cezaevinde bulunduğum yıllar boyunca onları görememiştim.

Karşıma geldiler.

Sarıldık.

Ağlıyorlardı.

Ben de ağlıyordum.

Ama konuşamıyordum.

İnsan bazen öyle bir noktaya geliyor ki, kelimeler boğazında düğümleniyor.

Hoş geldiniz diyemedim.

“Nasılsınız?” diyemedim.

“Nerede yaşıyorsunuz?” diye soramadım.

“Kimin yanındasınız?” diyemedim.

Sadece sarıldım.

Onlar da bana sarıldılar.

Ağladılar.

Kokladılar.

Ben kızımın büyüdüğünü gördüm.

Oğlumun boyumu geçtiğini gördüm.

Ama tek bir cümle kuramadım.

Gardiyanlar normalden daha fazla süre verdiler.

Belki konuşuruz diye beklediler.

Olmadı.

Bir kelime bile konuşamadık.

Sadece sarıldık.

Ağladık.

Ve ayrıldık.

Ayrıldıktan sonra ne hissettiniz?

Hayatımın en ağır günlerinden biriydi.

Onlar gittikten sonra günlerce kendime gelemedim.

Sürekli ağlıyordum.

Titriyordum.

Arkadaşlar beni sakinleştirmeye çalışıyordu.

Su getiriyorlardı.

Masaj yapıyorlardı.

Teselli etmeye çalışıyorlardı.

Gece olduğunda yastığımı ağzıma bastırıyordum.

Çünkü feryatlarım koğuştaki arkadaşları rahatsız etmesin istiyordum.

Kimseye göstermeden ağlamaya çalışıyordum.

Hakikaten yaşamayan bilmez.

Bunu anlatmak mümkün değil.

Film olsa inandırıcı gelmez.

Ancak yaşayan bilir.

Daha sonra çocuklarınızla irtibat kurabildiniz mi?

Evet.

O görüşmeden sonra kızımın telefon numarasını alabildim.

Yıllar sonra ilk kez konuşabileceğim bir evladım vardı.

Sonra zamanla bazı gerçekleri öğrenmeye başladım.

Annem vefat etmişti.

Ama bana haber verilmemişti.

Bir gün kızımla telefonda konuşurken hayatımın en ağır cümlelerinden birini duydum.

“Baba, ben annemle yaşamıyorum.” dedi.

O an her şey yeniden değişti.

Çocuklarımın benim yokluğumda nasıl savrulduğunu, neler yaşadıklarını yavaş yavaş öğrenmeye başladım.

Ve cezaevindeki acıların dışında, dışarıdaki hayatın da en az içerisi kadar ağır olduğunu fark ettim.

CEZAEVİNDEN ÇIKMAK İÇİN DEĞİL, KALMAK İÇİN DUA EDİYORDUM:

Tahliye günüm yaklaştıkça cezaevindeki arkadaşlar heyecanlanıyordu.

Herkes dışarı çıkacağı günü bekler.

Herkes tahliye olabilmek için dua eder.

Ama emin olun ben cezaevinden çıkmak için dua etmiyordum.

Ben Allah’a:

“Allah’ım beni çıkarma.” diye dua ediyordum.

İnsanlar buna şaşırıyor.

“Neden?” diye soruyorlar.

Çünkü benim çıkınca gidecek bir yerim evim yoktu.

Annem vefat etmişti.

Yuvam dağılmıştı.

Eşim terk etmişti.

Çocuklarım farklı yerlere savrulmuştu.

Evim yoktu.

İşim yoktu.

Param yoktu.

Beni bekleyen bir hayat yoktu.

Bu yüzden tahliye günü yaklaştıkça içimde korku büyüyordu.

Tahliye günü neler yaşadınız?

Çoğu insan tahliye olurken alkışlarla uğurlanır.

Benim arkadaşlarım ağlıyordu.

Çünkü herkes benim durumumu biliyordu.

“Bu adam dışarıda ne yapacak?” diye düşünüyorlardı.

Ben de aynı soruyu kendime soruyordum.

Nereye gideceğim?

Kimin kapısını çalacağım?

Kim beni kabul edecek?

Tahliye olduğum gün cezaevi müdürlerinden biri yanıma geldi.

Yine aynı şeyleri söyledi.

“İyi düşün hocam.”

“Biz seni biliyoruz.”

“Çoluk çocuğun var.”

“Bize yardımcı ol.”

Ben artık yorulmuştum.

Kimliğimi istedim.

Beş yıl sonra ilk defa kimliğimi elime aldım.

Bir süre kimliğe baktım.

Sonra kendime baktım.

Aynadaki insanı tanımakta zorlandım.

Cezaevinden çıktığınızda ilk karşılaştığınız şey neydi?

Yürümeye çalıştım.

Yürüyemedim.

Gözlerim ciddi zarar görmüştü.

Yıllarca kaldığım koşullar nedeniyle denge problemim vardı.

Yeryüzü kayıyor gibiydi.

Başım dönüyordu.

O sırada oğlum geldi.

Birbirimize sarıldık.

Yarım saat boyunca ağladık.

Sonra bir köşeye çekilip secdeye kapandım.

Allah’a şükrettim.

Ama ardından yine aynı soru geldi:

Şimdi ne olacak?

Nereye gideceğiz?

Tahliye sonrası hayat beklediğinizden daha mı zordu?

Evet.

Hatta bazen kendi kendime:

“Cezaevi dışarıdan daha kolaymış.” diyordum.

Çünkü içeride en azından başınızı sokacak bir yer vardı.

Bir yatağınız vardı.

Bir düzeniniz vardı.

Dışarı çıktığımda ise hiçbir şeyim yoktu.

İzmir’deki eşyalarım dağılmıştı.

Evim gitmişti.

Ailem dağılmıştı.

Annem vefat etmişti.

Kızım başka bir şehirdeydi.

Oğlum başka bir yerdeydi.

Ve ben beş yıl sonra yeniden hayata başlamaya çalışıyordum.

Yakınlarınız size destek oldu mu?

Bazı akrabalarım sahip çıktı.

Ama çok ağır iftiralar da atıldı.

İnsanlar korkuyordu.

Bana yaklaşmaktan çekiniyorlardı.

Hatta bazı kişiler hakkımda öyle şeyler söylemişti ki, duyduklarıma inanamadım.

Cezaevindeyken kurulan propaganda dışarıda da devam ediyordu.

Bazıları insanları benden uzak tutmaya çalışıyordu.

O günlerde şunu düşündüğümü hatırlıyorum:

“Dışarısı içeriden daha zor.”

Çünkü içeride düşmanınız belliydi.

Dışarıda ise kime güveneceğinizi bilmiyordunuz.

 HERKES BENİ TERKETTİ AMA KİTAPLARIM HARİÇ:

O günlerde size en çok ne güç verdi?

Cezaevinde de, dışarıda da beni ayakta tutan şey aynıydı.

Kitaplarım.

Kur’an-ı Kerim.

Dualarım.

Ve yıllardır okuduğum eserler.

Bir gün kendi kendime şöyle dedim:

“Herkes beni terk etti ama bu kitaplar beni terk etmedi.”

Gerçekten de öyleydi.

İnsanlar gitti.

Dost bildiklerim gitti.

Akrabalar gitti.

Ama kitaplarım yanımdaydı.

Bu yüzden bugün bile o kitaplara farklı bir gözle bakarım.

Onlar benim için sadece kitap değil.

En zor günlerimin şahididir.

 

KIZIM AYLARCA ÖLDÜM DİYE MEZARIMI ARAMIŞ

Kızınızı bulduğunuzda neler öğrendiniz?

Tahliye olduktan sonra ilk hedefim çocuklarımı bulmaktı.

Özellikle kızımı.

Çünkü yıllardır ondan haber alamıyordum.

Onu bulduğumda öğrendiğim şeyler yüreğimi parçaladı.

Meğer ben cezaevindeyken kızım aylarca, hatta yıllarca benim mezarımı aramış.

Nerede olduğumu bilmiyormuş.

Hayatta olup olmadığımı bilmiyormuş.

Kendisi bana:

“Baba, bir buçuk yıl boyunca mezarını aradım.” dedi.

Bu cümleyi duyduğum an yaşadığım acıyı tarif etmem mümkün değil.

Bir evlat düşünün…

Babasının yaşayıp yaşamadığını bilmiyor.

Ve mezarını arıyor.

Bu, bir insanın kaldırabileceği en ağır yüklerden biridir.

Kızınızın yaşadıkları sizi nasıl etkiledi?

Daha sonra öğrendim ki kızım çok ağır travmalar yaşamış.

Defalarca intiharı düşünmüş.

Hayata tutunmakta zorlanmış.

Ama buna rağmen eğitimini bırakmamış.

Başarılı olmuş.

Türkiye derecesi yaparak ikinci olmuş.

Üniversite kazanmış.

Ben bunları öğrendikçe hem gurur duydum hem de kahroldum.

Çünkü bir baba olarak yanında olmam gereken yıllarda yanında olamamıştım. Bu benim hayatım boyunca taşıyacağım bir sızı olarak kaldı

Kızınızı Bulduktan Sonra Hayatınız Nasıl Devam Etti?

Kızımı bulmuştum ama önümde hâlâ çok büyük problemler vardı.

Bir tarafta oğlum vardı.

Bir tarafta kızım.

Bir tarafta sağlık sorunlarım.

Bir tarafta yıllarca kaybettiğim hayatım.

Ve cebimde neredeyse hiç para yoktu.

Kızımın kaldığı şartları görünce içim parçalandı.

Yanında başka bir öğrenciyle birlikte çok zor şartlarda yaşamaya çalışıyordu.

Bir gece orada kaldım.

Sabaha kadar uyuyamadım.

Sürekli şunu düşünüyordum:

“Ben şimdi ne yapacağım?”

“Bu çocukları nasıl yeniden ayağa kaldıracağım?”

Yeniden çalışmaya başladınız mı?

Mecburdum.

Bir şeyler yapmam gerekiyordu.

Antalya’da eski bir İngilizce öğretmeni arkadaşımı buldum.

O da bana yardımcı olmaya çalıştı.

Bir müteahhidin yanında iş buldu.

İnşaatta çalışmaya başladım.

Ama uzun süre dayanamadım.

Sağlığım buna izin vermedi.

Başım dönüyordu.

Denge problemim vardı.

İki üç saatte bir kusuyordum.

Ellerim titriyordu.

Gözlerim ciddi şekilde zarar görmüştü.

Bir buçuk gün çalışabildim.

Sonra müteahhit beni çağırdı.

Durumumu fark etmişti.

Bir miktar harçlık verdi.

Yol parası verdi.

Ve bana:

“Biraz dinlen.” dedi.

O gün o verilen para belki çok büyük bir para değildi ama benim için unutulmaz bir iyilikti.

Çünkü insan bazen paradan çok merhamete ihtiyaç duyuyor.

 

BAZEN PARKTA, BAZEN BİR CAMİ KÖŞESİNDE KALIYORDUM:

O günlerde nerede kalıyordunuz?

Açık konuşayım.

Bazen parkta.

Bazen cami avlusunda.

Bazen misafir olarak kaldığım yerlerde.

Toprağı özlemiştim.

Özgürlüğü özlemiştim.

Ama aynı zamanda kendimi dünyanın en yalnız insanı gibi hissediyordum.

Gece yürüyordum.

Bir parka gidiyordum.

Bir ağacın altına oturuyordum.

Bir camiye gidiyordum.

Namazımı kılıyordum.

Sonra bir köşede biraz dinleniyordum.

İnsanın bazen sadece başını koyabileceği güvenli bir yere ihtiyacı oluyor. Ben o günlerde bunun kıymetini öğrendim.

Yeniden bir ev kurabildiniz mi?

Bu benim en büyük mücadelelerimden biri oldu.

Ev arıyordum.

Ama ev sahiplerine ne diyeceğimi bilmiyordum.

“Ben yeni tahliye oldum.”

“İşim yok.”

“Param yok.”

“Çocuklarımı yanıma almaya çalışıyorum.”

Bunları nasıl anlatacaktım?

Bir yandan da dua ediyordum.

Allah’tan sadece sıcak bir yuva istiyordum.

Çok değil.

Lüks değil.

Gösterişli değil.

Sadece çocuklarımla birlikte kalabileceğim küçük bir ev.

Bir gün bir ilan gördüm.

İçime sindi.

Gittim.

Ev sahibiyle görüştüm.

Tam o sırada beklemediğim bir şey oldu.

Ev sahibinin kızı beni tanıdı.

EV KİRALAYACAĞIM AMA VERECEK PARAM YOKTU ALLAH ÖĞRENCİMİ KARŞIMA ÇIKARDI

 

Nasıl tanıdı?

Meğer benim yıllar önce görev yaptığım okulun öğrencilerinden biriymiş.

Bana dönüp:

“Mehmet Hocam siz misiniz?” dedi.

İlk başta inanamadım.

Sonra konuşmaya başladık.

Eski günleri anlattık.

Bir anda her şey değişti.

Ev sahibi de öğrendi.

Bana güven duydular.

Evi tuttum.

O gün uzun zaman sonra ilk kez içim rahat uyudum.

Çünkü artık bir çatım vardı.

O eve yerleştiğinizde ilk ne hissettiniz?

Sadece şükür.

Yıllarca cezaevinde kalmışsınız.

Sonra sokaklarda kalmışsınız.

Parklarda sabahlamışsınız.

Cami avlularında dinlenmişsiniz.

Ve bir gün sıcak bir evin içine giriyorsunuz.

Doğalgaz var.

Sıcak su var.

Bir yatak var.

Kapısını kapatıp oturabiliyorsunuz.

İnsan bazen en basit nimetlerin değerini kaybedince anlıyor.

Ben o gün bunu yaşadım.

Bugün geriye dönüp baktığınızda ne görüyorsunuz?

Çok şey kaybettim.

Ama bütün bunlara rağmen bir şeyi kaybetmedim.

İnancımı kaybetmedim.

Umudumu kaybetmedim.

Allah’a olan güvenimi kaybetmedim.

Bugün hâlâ ayaktaysam bunun sebebi budur.

Bunca yaşanmışlıktan sonra insanlara vermek istediğiniz mesaj nedir?

Şunu söylemek isterim:

Bazı acılar anlatılmaz, yaşanır.

İnsan bazen her şeyini kaybedebilir.

Eşini, dostunu, işini, makamını, sağlığını…

Ama umudunu kaybetmemeli.

Ben cezaevinde de bunu öğrendim.

Tahliye olduktan sonra da bunu öğrendim.

İnsan Allah’a dayanırsa, bir kapı kapanırken başka bir kapının açıldığını mutlaka görüyor.

Bugün dönüp geriye baktığımda şunu söyleyebiliyorum:

Beni ayakta tutan ne makam oldu, ne para, ne de insanlar…

Beni ayakta tutan imanım, dualarım ve Rabbime olan güvenim oldu.

Onun için bütün yaşadıklarıma rağmen hâlâ şükrediyorum.

CEAZEVİNDE ZEYTİN ÇEKİRDEKLERİ İŞLEYİP ARKADAŞLARA VERİYORDUM, İHTİYAÇLARIMI KARŞILIYORLARDI

Cezaevinde geçiminizi nasıl sağlıyordunuz?

Cezaevinde para kazanmak veya geçinmek kolay değil.

Benim de dışarıdan düzenli bir desteğim yoktu.

O yüzden kendi yöntemimi geliştirdim.

Yediğimiz zeytinlerin çekirdeklerini biriktiriyordum.

Onları işleyip tespih yapıyordum.

Belki yüzlerce tespih yaptım.

Arkadaşlar kantinden bir ihtiyaç alıyorlardı.

Ben de onlara tespih veriyordum.

Karşılığında diş macunu, tıraş bıçağı veya temel ihtiyaçlarımı karşılayacak şeyler alıyordum.

Bir anlamda geçimimi zeytin çekirdeklerinden yaptığım tespihlerle sağlıyordum.

Cezaevinde öğretmenliğe devam ettiniz mi?

Evet.

Ben öğretmenliği hiçbir zaman bırakmadım.

Cezaevinde de birçok arkadaşa İngilizce öğrettim.

Dersler yaptık.

Çalıştık.

Hatta bazı arkadaşlara şunu söylerdim:

“Sen benden ders al. Eğer önce sen çıkarsan ve durumun iyi olursa, benim hakkımı çocuklarıma ulaştırırsın.”

Bu bir ücret meselesi değildi.

Daha çok birbirimize tutunma çabasıydı.

Cezaevinde insanın ayakta kalabilmesi için bir amacının olması gerekiyor. Benim amacım da öğretmeye devam etmekti.

Tahliye sonrası en çok neye şaşırdınız?

Dışarıdaki hayatın ne kadar değiştiğine.

Beş yıl boyunca cezaevinde kaldığınız zaman dünya değişiyor.

İnsanlar değişiyor.

Şehirler değişiyor.

Teknoloji değişiyor.

Ben cep telefonlarını bile kullanmakta zorlanıyordum.

Otobüs bileti nasıl alınır bilmiyordum.

Bir şey satın alırken zorlanıyordum.

Parayı nasıl harcayacağımı unutmuş gibiydim.

Hayata yeniden alışmak başlı başına bir mücadeleydi.

Akrabalarınız ve çevreniz nasıl davrandı?

Bu konuda çok ağır şeyler yaşadım.

Bazı insanlar korkudan uzak durdu.

Bazıları iftiralara inandı.

Bazıları ise bilerek uzaklaştı.

Hatta öyle günler oldu ki, bana cezaevinde yapılanlardan daha çok dışarıda yaşadıklarım canımı yaktı.

Çünkü dışarıda insan ihanetle karşılaşıyor.

Dışlanmayla karşılaşıyor.

Yalnızlıkla karşılaşıyor.

Bazen düşünüyorum da, cezaevindeki demir kapılar kadar insanın yüzüne kapanan kapılar da ağır geliyor.

Kızınızın başarıları size ne hissettirdi?

Kızımın yaşadıklarını öğrendikçe hem gurur duydum hem de kahroldum.

Bir taraftan büyük zorluklar yaşamıştı.

Diğer taraftan eğitimini bırakmamıştı.

Türkiye derecesi yapmıştı.

Üniversiteyi kazanmıştı.

Bütün bunları duyunca şunu düşündüm:

Demek ki insanın elinden her şey alınabiliyor ama azmi alınamıyor.

Kızım bana bunu öğretti.

SAKIZ ADASINDA HZ. YUNUS’UN DUASIYLA ADETA SEKİNE İNDİ VE KURTULDUK:

Yurt dışına çıkmaya karar verdiniz. O yolculukta neler yaşadınız?

Tahliye olduktan sonra Türkiye’de tutunmaya çalıştım. Fakat ne akrabalarımdan ne de çevremden beklediğim desteği görebildim. Bir iki kişi dışında kimse kapımı çalmadı. O günlerde kendi kendime, “Bu ülkede artık yaşayamam.” dedim ve yurt dışına çıkmaya karar verdim.

Sakız Adası üzerinden Avrupa’ya geçmek için yola çıktık. Ancak hayatımın en ağır sınavlarından biri de o yolculukta başladı. Daha sınırı geçmeden gruptaki bazı kişiler kaçtı. Yanımda yaşlı bir amca kaldı. Gözlerimde ciddi sağlık problemi vardı. Elini tuttum ve “Ne olur beni bırakma.” dedim.

Geceydi. Hava dondurucu derecede soğuktu. Sazlıkların arasında saklanarak ilerliyorduk. Bizi arıyorlardı. Ateş açıldığını duyuyorduk.

Drone’lar tepemizde dolaşıyordu.

Yakalanmamak için saatlerce yerde sürünerek ilerledik.

Bazen arazide kamufle oluyor, bazen de donmamak için ayaklarımızı hareket ettiriyorduk.

Üç gün boyunca doğru dürüst bir şey yiyemedik. Açlık, soğuk ve korkuyla mücadele ederken sonunda yakalandık. Bizi dağlık bir bölgeye götürdüler. Orada çok ağır şekilde darp edildik. Yanımdaki yaşlı amcanın kalp hastası olduğunu söylememe rağmen kimse dinlemedi. İngilizce konuştuğum için daha da şüphelendiler. “Bu kim?” diyerek daha sert davranmaya başladılar.

Daha sonra bir dere yatağına götürüldük. Ellerimizi bağladılar. Saatlerce nefes almakta zorlandık. Bir bodrumda tutulduk. Zaman kavramını kaybettik. Bazen kendimize geliyor, bazen baygınlık geçiriyorduk.

Ölümle burun buruna geldiğiniz an ne zamandı?

En korkunç an denize çıkarıldığımız geceydi.

Bizi küçük bir can simidine benzer şişme araca bindirdiler. Gece karanlıktı. Deniz çok soğuktu. Sonra bir anda bizi açık denize doğru bıraktılar.

O an bunun bir deport değil, ölüm olduğunu düşündüm.

Dalga vurdukça sürükleniyorduk. Gece karanlığında bir dalga bizi yüzlerce metre savuruyor, sonra geri çekiyordu. Yanımdaki amcaya dönüp:

“Galiba bu gece öleceğiz.” dedim.

Ölümün bu kadar yakınına ilk kez gelmiştim.

İki rekât namaz kıldık. Helalleştik. Dualar okumaya başladım. Bir taraftan ölümün nasıl bir şey olduğunu düşünüyordum. Bir taraftan da Allah’a sığınıyordum.

Bir süre sonra Yunus Aleyhisselam’ın duasını okumaya başladım:

“La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü mine’z-zalimin…”

Hayatım boyunca unutamayacağım bir andı. Yemin ederim, yarım saat geçmeden deniz sakinleşmeye başladı. Öyle bir huzur ve sekine indi ki tarif etmem mümkün değil. Ölüm korkusunun yerini tarifsiz bir teslimiyet aldı.

Daha sonra nasıl kurtuldunuz?

Saatler geçti. Bir ara uzaktan bir tekne geçti. Sesimizi duyurmaya çalıştık. Sonunda balıkçıların ya da sahil güvenlik ekiplerinin haberi oldu.

Türk ekipleri gelip bizi denizden çıkardı.

Sonradan resmi evraklarda şunu gördüm:

“Gece 03.10’da denizden çıkarılan iki ceset…”

Bizi kurtardıklarında ölü sanmışlardı.

Donmuştuk.

Yürüyemiyorduk.

Konuşmakta zorlanıyorduk.

Ama hayattaydık.

Türkiye’ye döndüğünüzde neler yaşadınız?

Ben artık bütün çilelerin bittiğini düşünüyordum.

Fakat yanılmışım.

Bizi karaya çıkardıktan sonra bir karakola götürdüler. Orada görevli bir komutan dosyama baktı. Hakkımdaki suçlamaları görünce çok sert tepki gösterdi. Hakaret etti. Bağırdı. Ardından bana ağır bir tekme attı.Beni en çok yaralayan şeylerden biri buydu.Çünkü insan bazen düşmandan gördüğüne değil, kendi ülkesinde gördüğüne üzülüyor.

Bu yolculuğun bedeli ne oldu?

O yolculukta çenem kırıldı. Uzun süre sağ tarafıma yatamadım. Tedavi görmek zorunda kaldım. Vücudumda kalıcı hasarlar oluştu.

Ama asıl bedeli kızımla ilişkimde ödedim.

Ben yurt dışına çıkmaya çalışırken ona haber vermemiştim. Döndüğümde bana:

“Demek ki bizi bırakıp gidecektin.” dedi.

O söz beni yapılan bütün işkencelerden daha fazla yaraladı.

Çünkü yıllarca hayatta kalma mücadelemde beni ayakta tutan şey çocuklarımdı.

Onların gözünde kaybolmak, benim için bütün acılardan daha ağırdı.

KIZIMDAN HABERSİZ YURDIŞINA ÇIKIŞIM ONU SARSTI,İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNDU

 

Kızınızın yaşadıkları sizi nasıl etkiledi?

Aslında yurt dışı girişiminde yaşadığım işkenceler, dayaklar, kırılan çenem ya da ölümle burun buruna geldiğim o saatler beni en çok yaralayan şeyler değildi.

Benim asıl yıkıldığım yer kızım oldu.

Çünkü ben döndükten sonra onun dünyasında büyük bir kırılma yaşandığını fark ettim. O güne kadar herkese karşı direnmişti. Hayata tutunmaya çalışmıştı. Ama benim yurt dışına çıkmaya çalıştığımı öğrenince bunu farklı yorumladı.

Bana:

“Demek ki sen de bizi bırakıp gidecektin.” dedi.

Ne anlatırsam anlatayım ikna edemedim.

Bir babanın evladına kendisini anlatamaması kadar ağır bir şey yok.

Bütün sözler boşa gidiyordu.

Oysa ben yıllardır sadece çocuklarım için ayakta kalmaya çalışıyordum.

Kızınızın intihar girişimi nasıl oldu?

O dönem çok zor günler yaşadık.

Kızımın yaşadığı travmalar birikmişti.

Yıllarca babasından ayrı kalmıştı.

Evimiz dağılmıştı.

Ailemiz parçalanmıştı.

Hayatının en önemli yıllarını büyük bir yalnızlık içinde geçirmişti.

Bir gün Bayraklı sahilinde intihar girişiminde bulunduğu haberini aldım.

Dünyam başıma yıkıldı.

Koşa koşa gittik.

Emniyet güçleri, sağlık ekipleri seferber olmuştu.

Allah’tan zamanında fark edilmişti.

Denize atlamıştı.

O günü hatırlamak bile istemiyorum.

Bir baba için bundan daha ağır bir acı yok.

Doktorlar ne dedi?

Daha sonra hastanede uzun görüşmeler yapıldı.

Doktorlar, psikologlar ve uzmanlar kızımın yaşadığı travmaları anlamaya çalışıyordu.

Bir gün genç bir doçent bana:

“Bu kız neden bu noktaya geldi?” diye sordu.

Ben de yaşadığımız süreci anlattım.

Cezaevini anlattım.

Ayrılığı anlattım.

Yıllarca süren yalnızlığı anlattım.

KHK sürecini anlattım.

Bir süre sonra odadaki herkes sessizleşti.

Çünkü bazen yaşananlar tıbbi raporlara da sığmıyor.

Bir insanın ruhunda açılan yaraları ölçebilecek bir cihaz yok.

Kızınız şimdi nasıl?

Allah’a şükür çok daha iyi.

Kolay olmadı.

Uzun tedaviler gördü.

İlaçlar kullandı.

Aile olarak etrafında kenetlendik.

Dayıları, dedesi, anneannesi, annesi…

Herkes onun için elinden geleni yaptı.

Ben de elimden geldiğince yanında olmaya çalıştım.

Şimdi geriye dönüp baktığımda en büyük mutluluğum onun yeniden hayata tutunmasıdır.

Belki bir yılını kaybetti.

Belki çok ağır bedeller ödedi.

Ama yeniden ayağa kalktı.

Bugün benim için dünyadaki bütün başarıların önünde gelen şey budur.

Bütün bu yaşadıklarınızdan sonra hayatınızı nasıl özetlersiniz?

Bazen dönüp geçmişe bakıyorum.

Gerçekten yaşadıklarıma ben bile şaşırıyorum.

İnsanlar bana:

“Sen bütün bunlara rağmen nasıl ayakta kaldın?” diye soruyor.

Ben de bazen düşünüyorum.

Nasıl kaldım?

Belki de sadece Allah’ın yardımıyla.

Çünkü normal şartlarda bir insanın taşıyamayacağı kadar ağır yükler vardı.

Sağlık sorunları…

Cezaevi…

Yalnızlık…

İhanet…

Evlat acısı…

Ölüm korkusu…

İşkence…

Hepsi üst üste geldi.

Kendinizi hangi duyguyla tanımlıyorsunuz?

Yeminle söylüyorum; bazen Hz. Eyyub’u düşünüyorum.

Sabırla geçen yılları…

Hastalıkları…

Kaybettiklerini…

Sonra Hz. Yunus’u düşünüyorum.

Karanlığın içinde kaldığı o yalnızlığı…

Çaresizliği…

Sonra Hz. Yusuf’u düşünüyorum.

İftirayı…

Zindanı…

Ayrılığı…

Ben kendi hayatıma baktığımda bu üç peygamberin yaşadıklarından izler görüyorum.

Elbette onların makamı bambaşka.

Ama yaşadığım acılar bana onların kıssalarını daha iyi anlamayı öğretti.

Annem hayattayken bana bazen:

“Sen Yusuf gibisin.” derdi.

Yıllar sonra dönüp baktığımda, iftirayı da gördüm, zindanı da gördüm, ayrılığı da gördüm.

Belki bu yüzden Hz. Yusuf kıssası bana hep çok yakın geldi.

Bugün hâlâ umutlu musunuz?

Hem de çok.

Çünkü Allah bana çocuklarımı yeniden verdi.

Kızımı yeniden verdi.

Oğlumu yeniden verdi.

Hayatımı yeniden kurma fırsatı verdi.

Bu yüzden geleceğe dair umudumu hiç kaybetmiyorum.

Arkadaşlar bazen bana takılıyorlar:

“Bu kadar şey yaşadın, sırada hangi peygamber var?” diyorlar.

Ben de gülerek:

“İnşallah bundan sonra Hz. Süleyman’ın yaşadıklarına benzer güzel günler gelir.” diyorum.

Çünkü insan yaşadığı acılar kadar umuduyla da yaşar.

Benim hikâyemi ayakta tutan şey de umudumu kaybetmemiş olmamdır.

Bugün devlete ve topluma ne söylemek istersiniz?

Ben kimseden intikam istemiyorum.

Kimsenin başına benim yaşadıklarım gelsin istemiyorum.

Sadece adalet istiyorum.

Bir insan suç işlemişse cezasını çeksin.

Ama insanlar peşinen suçlu ilan edilmesin.

Çocuklar cezalandırılmasın.

Eşler cezalandırılmasın.

Aileler dağıtılmasın.

Benim yaşadığım en büyük acılardan biri çocuklarımın çektiği acılar oldu.

Bir babanın taşıyabileceği en ağır yük, evladının gözyaşıdır.

Bugün hayata nasıl bakıyorsunuz?

Bugün hâlâ umutluyum.

Yaşadıklarımın hiçbirini unutmadım.

Ama kin taşımamaya çalışıyorum.

Çünkü kin insanı tüketiyor.

Ben yeniden ayağa kalkmaya çalışıyorum.

Çocuklarımla birlikte yeniden bir hayat kurmaya çalışıyorum.

Belki kaybettiğim yılları geri getiremem.

Ama kalan yılları anlamlı yaşamaya çalışıyorum.

Şunu da bütün samimiyetimle söyleyebilirim:

Cezaevi bana sabrı öğretti.

Yalnızlık bana insanı öğretti.

Acılar bana merhameti öğretti.

Ve bütün bu yaşananlar bana bir kez daha gösterdi ki; insanın elinden her şey alınabilir, ama inancı ve umudu alınamaz.

 

 

 

 

 

Source: Mehmet Hanefi Uzunay
PAYLAŞTweetPAYLAŞ
ÖNCEKİ HABER

AİHM’de Türkiye hak ihlalinde ilk sırada: 23 bin 50 başvuru bekliyor

BENZER HABERLER

AİHM’de Türkiye hak ihlalinde ilk sırada: 23 bin 50 başvuru bekliyor
AVRUPA

AİHM’de Türkiye hak ihlalinde ilk sırada: 23 bin 50 başvuru bekliyor

Haziran 10, 2026
MR dört ay sonra çekildi: Köfteci Abdullah amcanın beyin damarları tıkalı, felç riski var
Manşet

MR dört ay sonra çekildi: Köfteci Abdullah amcanın beyin damarları tıkalı, felç riski var

Haziran 10, 2026
Türkiye bir mahkumiyet daha: AİHM’den Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel kararı
Manşet

Türkiye bir mahkumiyet daha: AİHM’den Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel kararı

Haziran 9, 2026
Final döneminde öğrencilere ev baskını: 62 bayan, 16 erkek gözaltında
Manşet

Final döneminde öğrencilere ev baskını: 62 bayan, 16 erkek gözaltında

Haziran 9, 2026
İlk karar olma özelliğini taşıyor: AYM,  ‘adli kontrol şartı’yla ilgili  ihlal kararını verdi
Manşet

AYM’den KHK mağduriyetleri için emsal karar: Öğretmenin çalışma izninin iptal edilmesi hak ihlali

Haziran 8, 2026
KHK’lı polis eşi Sağlam: İhraç edildiğimizi köyde öğrendik; annem “Gün ağarmadan evi terk edin” dedi, kardeşim ise beni 3 çocuğumla köyden kovdu
Manşet

KHK’lı polis eşi Sağlam: İhraç edildiğimizi köyde öğrendik; annem “Gün ağarmadan evi terk edin” dedi, kardeşim ise beni 3 çocuğumla köyden kovdu

Haziran 8, 2026
  • All
  • Manşet
Yürek yakan hikâyesini anlatan KHK’lı öğretmen: “Eyüp, Yunus ve Yusuf Peygamberin kıssasındaki çileleri birebir yaşadım”
RÖPORTAJ

Yürek yakan hikâyesini anlatan KHK’lı öğretmen: “Eyüp, Yunus ve Yusuf Peygamberin kıssasındaki çileleri birebir yaşadım”

by adminzaman
Haziran 10, 2026
0

  KHK’lı İngilizce öğretmeni Mustafa Hanefi Uzunay, yaşadığı zorlukları üç peygamberin hayatından örneklerle anlattı. “Elbette onların makamı bambaşka” diyen Uzunay,...

AİHM’de Türkiye hak ihlalinde ilk sırada: 23 bin 50 başvuru bekliyor

AİHM’de Türkiye hak ihlalinde ilk sırada: 23 bin 50 başvuru bekliyor

Haziran 10, 2026
MR dört ay sonra çekildi: Köfteci Abdullah amcanın beyin damarları tıkalı, felç riski var

MR dört ay sonra çekildi: Köfteci Abdullah amcanın beyin damarları tıkalı, felç riski var

Haziran 10, 2026
Türkiye bir mahkumiyet daha: AİHM’den Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel kararı

Türkiye bir mahkumiyet daha: AİHM’den Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel kararı

Haziran 9, 2026
Final döneminde öğrencilere ev baskını: 62 bayan, 16 erkek gözaltında

Final döneminde öğrencilere ev baskını: 62 bayan, 16 erkek gözaltında

Haziran 9, 2026
Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk, yargıçlara: Daha ne kadar dayanacağız sayın hukukçular!

Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk, yargıçlara: Daha ne kadar dayanacağız sayın hukukçular!

Haziran 9, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

Sosyal Medya

Bluesky
Mastodon
Twitter

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM