AİHM, Türkiye’de hem hukuksuz ceza verildiğini hem de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini tespit etti; toplam 893 kişi hakkında ihlal kararı verildi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye hakkında verdiği son kararlarda, toplam 893 kişi için hak ihlali hükmüne vardı. Kararlarda, 264 kişi için adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddenin, 34 kişi için kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini içeren 7. maddenin, 595 kişi için ise her iki maddenin birlikte ihlal edildiği tespit edildi.
AİHS’in 6. maddesi, bireylerin adil ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkını güvence altına alırken; 7. madde, açıkça kanunda suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılamayacağını düzenliyor. AİHM, bu kararlarda Türkiye’de hem hukuki dayanağı tartışmalı cezalar verildiğini hem de yargı süreçlerinin adil yürütülmediğini ortaya koydu.
Uluslararası Ceza Hukukçusu Dr. Ufuk Yeşil, AİHM’nin son verdiği kararla ilgili sosyal medya hesabından şu değerlendirmede bulundu:
AİHM, bugün açıkladığı Kılıçarslan ve Diğerleri/Türkiye kararında, 595 kişinin adil yargılanma hakkının (Madde 6) ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin (Madde 7) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
“Başvurucuların “Cemaat üyeliği” iddiası, mahkûmiyetlerin ana gerekçesini oluşturmuştur. Bu kapsamda, başvurucuların ByLock uygulamasını kullandığı iddiası, tek başına mahkûmiyet için yeterli delil olarak kabul edilmiştir.
Bunun yanı sıra bazı başvurucular hakkında;
- Cemaat ile bağlantılı kabul edilen sendika, dernek veya vakıflara üyelik,
- Bank Asya’daki hesap hareketleri,
- Bazı yayın veya görsel-işitsel materyallere sahip olma,
- Cemaat tarafından organize edildiği değerlendirilen gezilere katılım ile yurt dışı giriş-çıkış kayıtları,
- Cemaat bağlantılı vakıflara bağış,
- Cemaat’i destekler nitelikteki gösterilere katılım,
- Sosyal medyada cemaat lehine paylaşımlar,
- Cemaat evleri veya yurtlarında kalma,
- KakaoTalk veya Eagle gibi mesajlaşma uygulamalarının kullanımı,
- Cemaatle bağlantılı kurum ve şirketlerde çalışma ya da üyelik ve buna ilişkin tanık ifadeleri
de mahkûmiyet gerekçeleri arasında yer almıştır.AİHM, ihlal gerekçesinde şu hususlara dikkat çekmiştir:
Mahkeme, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararında belirlenen ilkelerin bu davada da geçerli olduğunu ve bu ilkelerden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmadığını belirtmiştir. Buna göre, ulusal mahkemelerin ByLock kullanımını, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyeliğinin tüm unsurlarını kanıtlamak için tek başına yeterli ve kesin delil olarak kabul etmesi, Madde 7’de düzenlenen kanunilik ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Zira bu yaklaşım, ByLock kullanıcılarına fiilen objektif sorumluluk yüklemektedir.
Madde 6/1 bakımından ise Mahkeme, her başvurucunun yargılamasında bazı usuli farklılıklar olabileceğini kabul etmekle birlikte, ulusal mahkemelerin ByLock verilerine ilişkin benimsediği tekdüze yaklaşımın tüm yargılamaları belirlediğini vurgulamıştır. Bu nedenle Yalçınkaya kararında tespit edilen temel eksikliklerin bu dosyada da geçerli olduğu ifade edilmiştir.
Bu eksiklikler arasında;
- Başvurucuların ana delil niteliğindeki ByLock verilerine etkin biçimde itiraz edebilmesi için gerekli güvencelerin sağlanmaması,
- Davanın özüne ilişkin belirleyici meselelerin ele alınmaması,
- Mahkeme kararlarının yeterli gerekçeden yoksun olması
yer almaktadır.
Mahkeme ayrıca, bazı başvurucular hakkında ByLock dışında başka deliller bulunabileceğini ve bu delillerin Yalçınkaya ve Yasak/Türkiye kararlarında ortaya konulan ölçütler çerçevesinde değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Ancak ByLock kullanımının tek başına mahkûmiyet için yeterli görülmesinin bu sonucu değiştirmediğini vurgulamıştır.
15 Temmuz sonrasında ortaya çıkan istisnai koşullar bağlamsal bir unsur olarak dikkate alınmış, ancak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesi kapsamında bu kısıtlamaların zorunlu olduğu yönünde yeterli bir dayanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Karar, AİHM İkinci Dairesi bünyesinde üç yargıçtan oluşan Komite tarafından kesin olarak verilmiştir. Bu tür komite kararları kesin nitelikte olup Büyük Daire’ye başvuru imkânı bulunmamaktadır.Mahkeme, başvurucular lehine herhangi bir maddi veya manevi tazminata hükmetmemiş; ihlal tespitinin manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin oluşturduğunu değerlendirmiştir.Karara ve ihlal verilen kişilere ilişkin listeye şu bağlantıdan ulaşılabilir:
https://hudoc.echr.coe.int/?i=001-250734












