Strazburg’da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 15 Temmuz 2016 sözde darbe girişiminin ardından olağanüstü hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile görevlerinden ihraç edilen 23 kişinin başvurusunu Türkiye Hükümeti’ne tebliğ etti. Mahkeme, hakim, savcı, polis, asker ve memurlardan oluşan başvuruculara ilişkin dosyada, KHK rejiminin hukuki öngörülebilirliğinden dijital delillerin hukukiliğine kadar uzanan kritik sorular yöneltti.
Hukukçular, bu gelişmeyi OHAL mağdurları açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirirken, AİHM’in “öncü olma potansiyeline sahip davalar” kapsamında incelediği bu dosyanın, binlerce benzer dosya için belirleyici olacağını belirtiyor. KHK ihraçlarına ilişkin binlerce başvuru Strazburg’a gelmeye başlamış, AİHM bu başvuruları daha hızlı ve etkili bir şekilde ele alabilmek için başvuru dosyalarına “kapak sayfası” hazırlanmasını şart koşmuştu.
Henüz AİHM’in veri tabanında yayımlanmayan ancak başvuran avukatlarına tebliğ edilen Mehmet Çandar ve diğerleri başvurusunun, tıpkı Yüksel Yalçınkaya kararı gibi on binlerce başvuru için içtihat oluşturması bekleniyor.
Hukukçu Dr. Emre Turkut, AİHM tarafından yöneltilen soruların kapsamı ve başvuruların önemine binaen İkinci Daire’nin dosyayı Büyük Daire’ye havale etmesi gerektiğini ifade etti. İnsan hakları hukukçusu avukat Hakan Kaplankaya da bu davaların Büyük Daire tarafından görülmesinin daha isabetli olacağının altını çizdi.
Sosyal medya hesabında değerlendirmelerde bulunan hukukçu Kadir Öztürk, AİHM’nin Türk Hükümeti’ne yönelttiği soruların başvuruların bireysel boyutunu aştığını belirterek, OHAL KHK rejiminin hukuki öngörülebilirliği, delil rejimi, usul güvenceleri ve temel haklara müdahalenin sınırları bakımından Avrupa insan hakları hukukunda emsal teşkil edecek ilkelerin belirlenmesine zemin hazırlayacak emsal bir karar beklediğini vurguladı. Hükümetin kapsamlı sorulara cevap vermek için 15 Ekim 2026’ya kadar süresi bulunuyor.
AİHM, başvurucuların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1. (adil yargılanma hakkı), 8. (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve 11. (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) maddelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikayetlerini karara bağlayacak.
Mahkeme, Türk Hükümeti’ne ve başvuruculara yönelttiği sorularla davanın hukuki boyutunu derinlemesine ele alıyor. İnsan hakları hukukçusu Dr. Ufuk Yeşil’in aktardığına göre, AİHM taraflara şu soruları yöneltti:
1. Özel Hayata Saygı Hakkı ve İhraçların Kanuniliği (Madde 8)
Soru: Başvurucuların OHAL KHK’ları kapsamında “sadakat yükümlülüğünü ihlal ettikleri” gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmaları, Sözleşme’nin 8 § 1 maddesi anlamında özel hayatlarına yönelik bir müdahale teşkil etmekte midir? Eğer öyleyse, bu müdahale Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi kapsamında kanunla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda gerekli nitelikte midir? Bu bağlamda:
“Sadakat yükümlülüğü” kavramı OHAL ilan edilmeden önce iç hukukta ve uygulamada nasıl tanımlanmakta ve yorumlanmaktaydı? OHAL KHK’ları ile getirilen “iltisak” ve “irtibat” gibi kavramlar temelinde gerçekleştirilen ihraç işlemleri, Sözleşme’nin aradığı anlamda yeterince “öngörülebilir” midir? İhraç kararının öngörülebilirliği denetlenirken, kişinin kamu içindeki unvanı, pozisyonu ve taşıdığı sorumlulukların düzeyi bu öngörülebilirlik şartının derecesini etkiler mi?
Yargılama süreçlerinin işletilme biçimi ve toplam süresi dikkate alındığında, Sözleşme’nin 8. maddesinin özünde yer alan “adil bir karar alma süreci” ve usuli güvenceler yerel makamlarca gözetilmiş midir? Başvurucuların iddiaları doğrultusunda, sonradan işletilen idari/yargısal denetim mekanizmaları kişilere Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde yer alan yeterli ve etkili güvenceleri sağlayabilmiş midir?
İhraç edilen hâkim ve savcılar yönünden, HSYK önünde yürütülen idari süreç yargı bağımsızlığı güvencelerine, hâkimlik teminatına (azledilemezlik ilkesine) ve idari usul kurallarına uygun mudur? Eğer bu süreçte eksiklikler varsa, bunlar sonradan açılan idari davalarla (yargısal denetimle) telafi edilebilmiş midir?
Başvurucuların kamu görevinden çıkarılmasının yanı sıra kamuda yeniden çalışmalarına ömür boyu yasak getirilmesi, isnat edilen eylemlerin ağırlığıyla ölçülü müdür?
Kişilerin yürüttükleri görevlerin niteliği, yerel mahkemelerin yaptığı ölçülülük değerlendirmesinde bir kriter olarak dikkate alınmış mıdır?
Kamudan ihraç ve ömür boyu kamuya dönme yasağı gibi radikal tedbirler, Sözleşme’nin 15. maddesi (olağanüstü hallerde askıya alma) bağlamında “durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde” sıkı bir sınırlama olarak kabul edilebilir mi?
Soru: Başvurucuların isimlerinin, kimlik bilgilerinin ve ihraç edildiklerinin OHAL KHK’larının ekli listelerinde (veya hâkim ve savcılar için HSYK’nın internet sitesinde) kamuya açık şekilde ilan edilmesi, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında “itibarın korunması hakkı” ve/veya masumiyet karinesinin ihlali anlamına gelir mi?
2. ByLock ve İletişim Verilerinin Hukukiliği
Soru: Başvurucuların ByLock uygulamasını kullandıklarını kanıtlamak amacıyla kullanılan dijital veriler ve iletişim trafikleri, Sözleşme’nin 8 § 1 maddesindeki “özel hayat” veya “haberleşme özgürlüğü” koruması kapsamında mıdır? Bu verilerin ulusal makamlarca derlenmesi, saklanması ve kullanılması haberleşme özgürlüğüne bir müdahale midir? Eğer müdahaleyse, bu işlem 8 § 2 maddesi uyarınca haklı kılınabilir mi? Özellikle:
Başvurucuların bu verilerin Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) madde 134 ve 135’e ve Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Kanunu’na aykırı olarak toplandığı yönündeki iddiaları karşısında; MİT bu verileri hangi yasal dayanakla elde etmiş ve işlemiştir? Söz konusu kanun, erişilebilirlik, öngörülebilirlik ve hukukun üstünlüğü ilkeleri açısından Sözleşme’nin aradığı “kanunilik” kalitesini taşımakta mıdır? Keyfi müdahalelere ve suiistimallere karşı mevzuatta hangi güvenceler yer almaktadır?
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile internet servis sağlayıcıları tarafından başvurucuların telefon ve internet trafik kayıtlarına (HTS) ilişkin sunulan veriler iç hukuka uygun şekilde mi muhafaza edilmiş ve paylaşılmıştır? Verilerin kanunda öngörülen azami saklama sürelerini aşacak şekilde geçmişe dönük toplandığı iddiaları karşısında, mevzuatta keyfiliğe karşı ne tür etkin koruma mekanizmaları mevcuttur?
3. Adil Yargılanma ve Silahların Eşitliği İlkesi (Madde 6)
Soru: Başvurucuların ihraç işlemlerine karşı açtıkları idari davalar (yargısal denetim süreci) bir bütün olarak değerlendirildiğinde; OHAL koşulları ve Sözleşme’nin 15. maddesi de gözetilerek, “silahların eşitliği”, “çelişmeli yargılama” ve “etkili yargısal denetim” ilkeleri çerçevesinde, makul bir süre içinde adil bir yargılama gerçekleştirilmiş midir? Özellikle:
Başvurucuların ihraç edildikleri sırada kendilerine hiçbir delil sunulmadığı, idare mahkemelerinin ise ihraçtan sonra açılan ceza davalarındaki (sonradan toplanan) delillere dayandığı iddiaları karşısında; ihraçtan sonraki olgulara dayanan bu yargılama modeli silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun mudur?
Başvuruculara, ihraç kararına gerekçe yapılan ve ceza dosyalarından aktarılan gizli/kısıtlı delillere (özellikle ByLock verilerinin güvenirliğine) karşı etkili bir şekilde itiraz etme ve bu delilleri çürütme fırsatı tanınmış mıdır? Mahkemeler bu delillere “belirleyici/karar verici” ağırlık atfederken adil yargılanma dengesini gözetmiş midir?
Hukuka aykırı yollarla elde edildiği iddia edilen ByLock verileri karşısında, idari yargılama bir bütün olarak adil yürütülmüş müdür? Yerel mahkemeler, başvurucuların sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiklerini ortaya koyarken “yeterli ve ikna edici gerekçeler” sunabilmiş midir? Başvurucuların temel delillerin hukukiliği ve erişilebilirliğine yönelik itirazlarına kararlarda yanıt verilmiş midir?
Ceza yargılamasındaki tanık ifadelerine dayanılarak ihraçları onaylanan başvuruculara, bu tanık ifadelerine idari yargıda etkili şekilde itiraz etme, tanıkları sorgulama veya idare mahkemesi huzurunda kendi tanıklarını dinletme hakkı verilmiş midir?
İdari yargı makamlarının incelemelerini tamamen dosya (evrak) üzerinden yürütmesi karşısında, başvurucuların kamuya açık duruşma/sözlü savunma haklarına saygı gösterilmiş midir?
Uyuşmazlığın niteliği, delillerin tartışmalı yapısı ve davanın taraflar için taşıdığı hayati önem dikkate alındığında, tarafların açık bir talebi olmasa dahi idare mahkemelerinin resen duruşma açması Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca bir zorunluluk mudur?
4. Örgütlenme Özgürlüğü (Madde 11)
Soru: Kamu görevinden veya yargı mesleğinden ihraç kararları, tamamen ya da kısmen başvurucuların yasal derneklere (örneğin YARSAV), vakıflara veya sendikalara (Aktif-Sen) olan üyeliklerine, yöneticiliklerine ya da yaptıkları bağışlara dayandırılan kişiler yönünden; bu işlem Sözleşme’nin 11. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme ve sendikal özgürlüğe bir müdahale midir? Eğer müdahaleyse, bu kısıtlama Sözleşme’nin 11 § 2 maddesi kapsamında meşru ve haklı görülebilir mi?













