Bazı kararlar vardır…
Sadece bir mahkeme hükmü değildir.
Bir dönemin maskesini düşürür.
Yıllarca “hukuk” diye anlatılan büyük bir yalanı parçalar.
Şaban Yasak kararı işte tam da böyle bir karar oldu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi,
yıllardır Türkiye’de kurulan ezber cümleleri, klişe
suçlamaları ve fabrikasyon terör anlatılarını adeta elinin
tersiyle itti.
“Kanunsuz suç olmaz.” dedi.
“Bir insanı keyfine göre terörist ilan edemezsin.”dedi.
“Şiddeti bilmeden, istemeden, desteklemeden silahlı örgüt üyeliği suçlaması kurulamaz.” dedi.Aslında Strasbourg’dan yükselen ses çok netti:
“Siz hukuku bırakmış, düşman hukukuüretmişsiniz.”
Çünkü yıllardır bu ülkede insanlar;
Bank’ya para yatırdığı,
Gazeteye abone olduğu,
Çocuğunu okula okuttuğu,
Dershanede çalıştığı,
Öğrenciye burs verdiği veya muhtaçların hayrına kermes düzenlediği için “terörist” ilan edildi.
Bir dönem sabah kuşaklarında isim listeleri yayınlandı. Gazeteler manşetlerden hedef gösterdi.
Savcılar aynı şablon iddianameleri kopyala-yapıştır yaptı. Hakimler, Savcılar ise insanların ömründen yılları çalacak kararları birkaç dakikada verdi.
Ve bütün bunlar olurken adına “Türkiye hukuk devleti”dediler.
Oysa hukuk devleti, vatandaşını siyasi öfkeye kurban eden rejim değildir. Önce ilk derece mahkemesi…
Sonra istinaf…
Ardından Yargıtay…
Daha sonra Anayasa Mahkemesi…
Ama hiçbir yerde gerçek anlamda hukuk bulunamadı.
Şaban Yasak dosyası da bu karanlık dönemin sembollerinden biri oldu.
Ama AHİM kararı, bu karanlık döneme bir fener gibi ışık tuttu, aydınlattı adeta.
Avrupalı yargıçlar, karanlık dehlizlerde, masum insanlara tuzak kuran Türk Yargıçların yüzüne ve hükümlerine tuttu bu
projektörleri adeta.
Gece karanlığında yüzüne tutulan fenerin tavşanı harketsiz hale getirdiği gibi kala kaldı, hukuk cahili yargıçlar.
Bu karanlık kararlara imza atan sözde yargıçlar, biraz utanıyorlar mı aceba?
Kendisine yüksek mahkeme denilen yapı, temel hakları koruyamadı.
En yüksek yargının başındaki “Vaiz Başkan” ise hukukun tarafsız sesi olmak yerine, kürsülerden cennet
ve cehennem nutukları attı; Anayasa Mahkemesi törenlerinde timsah gözyaşları döktü.
Vicdan, merhamet ve adalet üzerine uzun uzun konuştu AYM Başkanı Kadir Özkaya ama Şaban Yasak gibi binlerce, yüz binlerce insanın çilesini görmedi.
Adı Kadir, makamı yüksek, yetkisi büyüktü…
Muktedir görünüyordu ama hukuksuzluğa karşı gerçek anlamda kadir olamadı.
Oysa Anayasa Mahkemesi’nin görevi devleti korumak değil, vatandaşı devlete karşı korumaktı.
Fakat Türkiye’de uzun yıllardır mahkemeler, vatandaşın sığınacağı liman olmaktan çıktı; korkunun ve sindirmenin aparatına dönüştü.
Sonra dosya Strasbourg’a taşındı.
Önce 7 hakimli daire baktı.
Ardından dosya, çok nadir görülen şekilde 17 hakimli Büyük Daire önüne geldi.
Bu bile tek başına tarihi bir gelişmeydi.
Çünkü bir dosyanın Büyük Daire’ye taşınması için yalnızca bireysel mağduriyet yetmez.
Avrupa insan hakları hukukunu ilgilendiren büyük bir sorun olması gerekir.
Yani AİHM aslında daha baştan şunu söylüyordu:
“Burada münferit bir hata değil, sistematik bir hukuk felaketi var.”
Ve sonunda karar çıktı.
Hem de yalnızca 7. maddeden değil…
Kötü muamele ve insanlık dışı şartları kapsayan 3. maddeden de ihlal verildi.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Avrupa’nın en yüksek insan hakları mahkemesi, Türkiye’deki cezaevi pratiğini de mahkûm etmiş oldu.
Bu karar yalnızca Şaban Yasak’ın değil; cezaevlerinde çürütülen öğretmenlerin, polislerin, doktorların, memurların,esnafların, akademisyenlerin, eli öpülesi annelerin, babaların, bebeklerin kararıdır.
7 kişilik koğuşlarda 50’den fazla insanın tutulduğu, insanların yerde nöbetleşe uyuduğu, suya ulaşamadığı
dönemler artık uluslararası hukuk kayıtlarına “ihlal” olarak geçti.
Ve en ağır tarafı şu:
Bütün bunları yapanlar hâlâ utanmıyor, sıkılmıyor.
Hâlâ ekranlarda hukuk anlatıyorlar.
Hala “Türkiye bir hukuk devledir” diyorlar.
Hâlâ “adalet mülkün temelidir” yazılarının altında insan hayatlarını karartıyorlar.
Oysa adalet; güçlü olanın öfkesine göre şekillenen bir sopa değildir.
Adalet, insanın vicdanıdır.
Bugün Şaban Yasak kararı yalnızca bir kişinin değil; yıllardır “terörist” damgasıyla ezilen yüz binlerin
kararıdır.
Çünkü AİHM açıkça şunu söyledi:
“Siz birtakım kriterlerle masum insanlardan suçlu üretmeye çalışmışsınız.”
Ve şimdi bütün o dosyalar, bütün o ezber kararlar, bütün o propaganda cümleleri birer birer çöküyor.
Tarihin garip bir tezahürü…
Şaban Yasak kararının açıklandığı gün, Türkiye’nin başka bir hukuk utancının yıldönümüydü.
6 Mayıs 1972…
54 yıl önce bu ülkenin üç genci; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, yine “devleti koruma” adına
darağaçlarına gönderildi.
“Üç fidan” diye geçtiler.













