Yalçınkaya kararı Türkiye’de hukukun üstünlüğünün bulunmadığını gösteren dönüm noktası sayıldı. Tasarı bu tespiti sistematik bir ihlal olarak kayıt altına aldı.
Tasarıda Osman Kavala’nın AİHM kararlarına ve Bakanlar Komitesi tarafından başlatılan ihlal prosedürüne rağmen hâlâ serbest bırakılmadığına dikkat çekildi. Yargı sürecinin Selahattin Demirtaş davasında olduğu gibi Kavala’yı susturmak amacıyla kötüye kullanıldığı ve bunun AİHS’in 18. maddesini ihlal ettiği vurgulandı.
ORTAK SORUMLULUK VURGUSU
Tasarıda hukukun kötüye kullanılması yoluyla gerçekleşen hukuka aykırı tutuklamadan davada görev alan Türk savcı, hakim ve diğer yetkililerin ortaklaşa sorumlu oldukları kayda geçirildi. Bu tespit, bireysel değil kurumsal bir sorumluluğa işaret ediyor.Tasarıda Kavala’nın yanı sıra Yalçınkaya kararına da yer verildi. Bu kararın “Türkiye’de hukukun üstünlüğünün bulunmadığını gösteren dönüm noktası” niteliğinde olduğu belirtildi.
SİSTEMİK İHLAL TESPİTİ
Tasarıdaki tespitlere göre AİHS’in 7. maddesiyle güvence altına alınan “kanunsuz suç olmaz” ilkesi Türkiye’de sistemik ve yaygın biçimde ihlal ediliyor. Bu ihlalin dar kapsamlı olmadığı da ayrıca vurgulandı.Tasarı, söz konusu ihlalin AİHM önünde bekleyen 8.000’den fazla ve Türk mahkemeleri önünde görülen 100.000’den fazla davayı doğrudan ilgilendirdiğini ortaya koydu. Bu tablo, sorunun bireysel değil yapısal boyutunu gözler önüne seriyor.
GENEL YARGI PRATİĞİ ELE ALINDI
Tasarı, meselenin yalnızca Kavala veya Demirtaş gibi belirli isimler üzerinden değil genel bir yargı pratiği üzerinden değerlendirildiğini ortaya koydu. AİHM’in Yalçınkaya kararına aykırı karar vermeye devam eden hakim ve savcıların eylemleri, uluslararası merciler nezdinde yaygın bir hukuksuzluğun parçası olarak tanımlandı.
Tasarının sonuç ve eylem bölümünde AKPM’nin 2518 (2023) sayılı kararına atıfta bulunuldu. Avrupa Konseyi üye ve gözlemci devletleri ile Avrupa Birliği’ne somut bir çağrı yapıldı.Çağrı, Osman Kavala’nın hukuka aykırı ve keyfi tutukluluğundan sorumlu olan savcı ve hakimler de dahil olmak üzere ilgili yetkililere karşı “Magnitsky yasalarının” veya benzer yasal araçların kullanılarak hedefli yaptırımlar uygulanmasını kapsıyor.
MAGNİTSKY YASALARININ KAPSAMI NEDİR?
Magnitsky yasaları, insan hakları ihlallerine karıştığı tespit edilen kişilere karşı doğrudan ve bireysel yaptırımlar uygulanmasını sağlayan uluslararası mekanizmadır. Bu mekanizmanın amacı, yaptırımı devlete veya topluma değil, ihlali gerçekleştiren kamu görevlilerine, bürokratlara veya yargı mensuplarına yöneltmektir.
Bu tür yasaların Avrupa Birliği veya diğer üye ülkeler tarafından uygulanması durumunda, hedef alınan yargı mensupları ve bürokratlar için şu yaptırımlar söz konusu olabilmektedir:
Seyahat ve Vize Yasakları: Yaptırım uygulanan kişilerin ilgili devletlerin sınırlarına girişi yasaklanır ve mevcut vizeleri iptal edilir.Malvarlıklarının Dondurulması: Hedef listesine alınan kişilerin yaptırımı uygulayan ülkelerdeki banka hesapları, fonları ve taşınmazları dondurulur. Bu varlıklar üzerindeki tasarruf yetkileri sınırlandırılır.
Uluslararası Finansal Kısıtlamalar: Küresel finans kurumları ve bankalar, yaptırım listesindeki bireylerle ticari veya finansal işlem yapmaktan kaçınır. Bu durum, ilgili kişilerin uluslararası ödeme sistemlerine ve bankacılık hizmetlerine erişimini kısıtlar.













