Erzurum’da tutuklu bulunan Furkan Vakfı kurucusu Alparslan Kuytul’un cezaevinden telefonla yaptığı konuşmaya ait ses kaydı yayımlandı. Kuytul konuşmasında dini mücadele, tevekkül ve “hakikat” kavramları üzerinde dururken Türkiye’deki adalet sistemine ilişkin sert eleştirilerde bulundu. Kuytul, “Derin devletin hakim olduğu ülkede adalet olmaz. Bir devlette adalet yoksa orada derin devlet hakim demektir. Şu anda Türkiye’deki vaziyet de bundan ibarettir. Adalet kalmamıştır. Çünkü derin devletin hakimiyeti artık söz konusudur. Her şeye müdahale edilmektedir. Bizim olayımızda da bu kendisini çok açık bir şekilde göstermiştir.“ ifadelerini kullandı.
Furkan Vakfı’na yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan Alparslan Kuytul’un cezaevinden yaptığı telefon görüşmesine ait ses kaydı sosyal medya üzerinden yayımlandı. Kuytul konuşmasının büyük bölümünde dini mücadele, tevekkül, İslam’a hizmet ve dünyevi hayat anlayışı üzerinde durdu. Bir davanın değerinin o dava uğruna verilen mücadele ve çekilen sıkıntılarla ölçüleceğini anlattı. “Çilesini çekmediğiniz dava sizin davanız değildir” ifadelerini kullandı.
İnsanların Allah katındaki değerinin “Allah’ın davasına ve kitabına verdikleri değerle” bağlantılı olduğunu savunarak, yalnızca ibadetlerle yetinmenin yeterli olmadığını söyledi. “Allah’ın davası için, kitabı için, medeniyeti için mücadele edenler kilometre kilometre yükselirler.” diyen Kuytul, hayatın “dünyevi zevklere” adanmasını ise “israf edilmiş bir hayat” olarak nitelendirdi.
Konuşmasının ilerleyen bölümünde Türkiye’deki adalet sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kuytul, şu ifadeleri kullandı: “Derin devletin hâkim olduğu ülkede adalet olmaz. Bir devlette adalet yoksa orada derin devlet hâkim demektir. Şu anda Türkiye’deki vaziyet de bundan ibarettir. Adalet kalmamıştır. Çünkü derin devletin hâkimiyeti artık söz konusudur. Her şeye müdahale edilmektedir. Bizim olayımızda da bu kendisini çok açık bir şekilde göstermiştir.”
Alparslan Kuytul’un konuşmasının tamamı şöyle:
- Bazı insanlar belki çilesini çekmeden kendisini dava adamı zannediyor olabilirler; ama şunu çok iyi bilsinler ki çilesini çekmediğiniz dava sizin davanız değildir. Ve bir insanın Allah katındaki değeri de buna göredir. Yani Allah katındaki değeriniz, Allah’ın davasına ve kitabına verdiğiniz değer kadardır.
- İnsanlar Allah’ın davasına ve kitabına değer vermediği halde Allah katında değerli olduğunu zannediyor. Halbuki böyle bir ihtimal yok. Allah’ın davasına ne kadar değer verdin? Allah’ın kitabına ne kadar değer verdin? İslam medeniyetini ne kadar arzu ettin ve ne kadar mücadelesini verdin? Değerin de buna göre olacaktır.
- Ama şeytan insanları namazla, abdestle, oruçla kandırıyor. İnsan bu ibadetlerle elbette bir değer kazanır. Elbette bir mertebe kazanır. Ama bunlarla yükselmesi santim santimdir. Ama Allah’ın davası için, kitabı için, medeniyeti için mücadele edenler kilometre kilometre yükselirler. Diğerlerini çok gerilerde bırakırlar.
- Hak yol insanın izzetini, batıl yol insanın zilletini arttırır. Onun için yani hiçbir zaman hak yoldaki insanlar zillete düçar olmazlar. Çünkü o yol onların izzetini arttırır. Batıl yoldaki insanlar da hiçbir zaman şeref kazanamazlar. Çünkü batıl yol insanın zilletini arttırır. Onun için yani hak yoldaki insanlar her zaman mutludurlar.
- Batıl yoldaki insanlar da her zaman mutsuzdurlar. Ve birçok insan dünyevi zevklere hayatını adar. Daha çok lezzet almak peşindedir. Bütün derdi budur. Halbuki dünyevi zevklere adanmış bir hayat israf edilmiş bir hayattır. Yani insan ne kadar çok dünyevi zevklerin peşinden koşarsa o kadar hayatını israf etmiş olur. Hayatını değerlendirmemiş olur.
- Onun için hayatımızı kutsi bir dava için ve manevi lezzetler için adamalıyız. Hayatı bize verene hayatımızı adamazsak onun hakkını vermemiş oluruz. Ona layık olduğu şekilde davranmamış oluruz. Allah’a güvenelim. Allah kendisine güvenenlerin güvenini boşa çıkarmaktan haya eder.
- Birçok insanın aslında İslam’a hizmeti tercih etmemesi de buna dayanır. Allah’ın kendisine yardım etmeyebileceğini, etmeyeceğini, yalnız kalacağını düşünmekten, korkmaktan kaynaklanır. Halbuki Allah kendisine güvenenlerin güvenini boşa çıkarmaktan haya eder. Biz Allah’tan başka kimsesi olmayanlarız demiştim bir zamanlar.
- Allah böyle olanları yardımsız bırakmaktan haya eder. Eğer biz gerçekten sadece Allah’a tevekkül edersek Allah’ın da yardımının geldiğini göreceğiz. Eğer Allah’tan başkalarına da tevekkül ediyorsak o zaman Allah yardım etmeyecektir. O yüzden bununla ilgili ayetlerde Allah azze ve celle buyuruyor: Müminler sadece Allah’a tevekkül etsinler. Sadece Allah’a.
- Normalde bu Arapça cümle yapısı olarak düşündüğümüz zaman bunun tersi olması gerekir. Yani başta gelenlerin sonda, sonda gelenlerin başta gelmesi gerekirdi. Ama Allah azze ve celle ayeti böyle gönderiyor. Bu şekilde sadece manası yani ihtisas manasını kazandırmak için, hasır manası kazandırmak için böyle ifade ediyor.
- Sadece Allah’a tevekkül etsinler. Demek ki sadece Allah’a tevekkül edilmediğinde Allah’ın yardımı gelmeyebilir. Allah’tan başka kimsenizin olmaması Allah’ın yardımını garanti eder. Çünkü ondan başka kimseniz yoktur. Allah da bunu bilmektedir ve o zaman başkasına bırakmaz.
- Adaletle ilgili de şu bir iki şey söyleyeyim. Derin devletin hakim olduğu ülkede adalet olmaz. Bir devlette adalet yoksa orada derin devlet hakim demektir. Şu anda Türkiye’deki vaziyet de bundan ibarettir. Adalet kalmamıştır. Çünkü derin devletin hakimiyeti artık söz konusudur. Her şeye müdahale edilmektedir. Bizim olayımızda da bu kendisini çok açık bir şekilde göstermiştir.
- Hazreti Mevlânâ’nın bir sözü var. Diyor ki, “Günün adamı olmaya çalışma. Hakikatin adamı olmaya çalış. Çünkü gün değişir, hakikat değişmez.” Birçok insan günün adamı ve yani gün neyi gerektiriyorsa, ortam konjonktür neyi gerektiriyorsa ona göre davranıyor. Hakikat neyi gerektiriyorsa ona göre davranayım diye düşünmüyor. Öyle bir derdi yok.
- Mevlânâ’nın dediğine benzer, ben de diyorum ki gücün adamı değil hakikatin adamı ol. Çünkü güçlüler yıkılır ama hakikat yıkılmaz. Yani birçok insan şu anda güçlü kimse, dün de öyleydiler bu insanlar. Dün başkaları güçlüydü. Onlarla beraberdiler. O zaman da onları tenkit etmiyorlardı. Yanlışlara yanlış demiyorlardı. Bugün de bunları tenkit etmiyorlar.
- Yarın da başkalarını yine tenkit etmeyecekler. Her zaman güçlüyle birlikte olmayı tercih eden aslında bir bakıma kişiliğini kaybetmiş varlıklar bunlar. Gücün adamı değil hakikatin adamı olmak lazım. Çünkü güçlüler eninde sonunda yıkılır. Ama hakikat hiçbir zaman yıkılmaz.
- Hakikat her zaman hakikattir. Sokrates demiş ki, “Diken olacağın yerde sakın gül olma.” Yaralayacağın yerde sakın tedavi edici olma. Kirpinin canını, sırtındaki dikeni korur. Samurun kanını, kürkünün yumuşaklığı döker. Yani diken olman gereken yerde yani eleştirmen gereken yerde yağcılık yapmaya kalkışma. O zaman Allah’ın tokadını yersin.













