İzmir’den Orta Asya’ya uzanan bir hicret ve fedakârlık hikâyesi daha hüzünlü bir vedayla sona erdi. Hayatını ticarete, kazancını hayra, gönlünü ise insanlığa hizmete adayan İzmir’in esnaflarından Rahmi Dayıoğlu, yaklaşık 35 yıldır yaşadığı Kazakistan’ın Almatı şehrinde vefat etti.Dayıoğlu, beraber hicret ettiği ve bundan bir kaç yıl önce vefat ederek Almatı’nın Kasgelen şehrinde defnedilen Hayati Yavuz’un yanında toprağa verildi.
Enes CANSEVER-ZAMAN Avustralya

İZMİR’DEN ORTA ASYA’YA UZANAN 35 YILLIK HİCRET
İzmir’in bilinen esnaflarından, 1977 yılından itibaren Hizmet Hareketi’nin gönüllüleri arasında yer alan Rahmi Dayıoğlu, bugün Kazakistan’ın Almatı şehrinde hayatını kaybetti.Fethullah Gülen Hocaefendi’nin teşvikleriyle 1990’lı yılların başında İzmir’den Orta Asya’ya hicret eden Yusuf Bekmezci, Hayati Yavuz, Ercan Akbaş, Osman Özkara, Ali San, M.İstengir, Şahabettin Yağdı gibi esnafların arasında yer alan Dayıoğlu, yaklaşık 35 yıldır Almatı’da ticaretle uğraşıyordu.
1970’li yıllardan itibaren kazancının önemli bir bölümünü öğrencilerin eğitimine, ihtiyaç sahiplerine ve hayır kurumlarına ayıran Dayıoğlu, hayatının sonuna kadar bu fedakârlığını sürdürdüğü belirtildi. Ticarinin yanı sıra cömertliği ve hizmet anlayışıyla bilinen Dayıoğlu’nun vefatı, ailesini ve yıllarca aynı idealleri paylaştığı dostlarını derin üzüntüye boğdu.

AKBAŞ VE ÖZKARA’DAN HÜZÜNLÜ VEDA: “HAYATINI HAYRA VE HİZMETE ADADI”
Rahmi Dayıoğlu’nun vefatının ardından uzun yıllar birlikte yol yürüdüğü Osman Özkara ve Ercan Akbaş üzüntülerini dile getirdi.Dayıoğlu’nun yalnızca başarılı bir esnaf değil, aynı zamanda kazancını başkalarıyla paylaşmayı hayatının temel prensiplerinden biri hâline getiren örnek biri olduğunu vurgulayan Özkara, onun 1970’li yıllardan itibaren öğrencilere ve hayır kurumlarına verdiği desteği hayatının sonuna kadar sürdürdüğünü belirterek, ailesine, yakınlarına ve bütün sevenlerine başsağlığı dileyerek kendisi için dua edilmesini istedi.

ARDINDAN…
RAHMİ AĞABEY, SEN GERİDE HAYIR VE DUA MİRASI BIRAKTIN!
Öte yandan İzmir’de vaaizlik yapan İlahiyatçı Necdet İçel ise Rahmi Dayıoğlu ‘nun ardından bir yazı kaleme alarak, 77 yıllık hayatına işik tuttu.
Ah Rahmi Ağabey…
Sen de mi gittin? Merhum Rahmi Dayıoğlu Ağabeyimizin Aziz Hatırasına إِنَّا لِلَّٰهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ, = Biz Allah’a aidiz ve şüphesiz yine O’na döneceğiz.” (BAKARA:156) Ah Rahmi Ağabey, ah!.. Demek sen de gittin…
Demek bu fâni dünyanın yollarında beraber yürüdüğümüz, aynı idealler uğruna heyecanlandığımız, aynı davanın sevdasıyla gönül gönüle verdiğimiz aziz dostlarımızdan biri daha ebediyet âlemine göçtü…
30 Ekim 2026 tarihinde, yıllar önce iman ve Kur’an hizmeti uğruna hicret ettiğin Kazakistan topraklarında vefat ettiğini öğrendiğimde içime tarifsiz bir hüzün çöktü. Bir an durdum… Gözlerimin önünden neredeyse yarım asırlık hatıralar geçti. 1977–1978 yılları…
Daha dün gibi… O yıllarda tanıdığım, gönlü geniş, eli açık, yüzü mütebessim, tevazuu derin, sadakati sarsılmaz bir güzel insan…
Rahmi Dayıoğlu Ağabey…
Seni nasıl unutabilirim?
Mersin’de bir camide kaldığım günleri, Bekir Kaya Ağabey’le birlikte sık sık yanıma gelişlerinizi, saatlerce devam eden samimi sohbetlerimizi, iman ve Kur’an hizmetine dair heyecanlarımızı nasıl unutabilirim?
O günlerde de böyleydin Rahmi Ağabey…
Maddi imkânların vardı ama gönlünde dünya büyümemişti.
Ticarette maharetliydin ama ticaret seni esir almamıştı.
İnsanların yanında itibarlıydın ama sen kendini hiçbir zaman başkalarından üstün görmezdin.
Senin büyüklüğün, büyük görünmeye çalışmamandaydı.
İzmir’in başarılı iş adamlarındandın. Konfeksiyon sektöründe üretimi de bilirdin, toptan ticareti de…
İş kurmayı, iş geliştirmeyi, insan çalıştırmayı, kazanmayı çok iyi bilirdin.
Fakat seni tanıyanların hafızasında asıl kalan, kazandığın paralar değil; o paralarla sevindirdiğin gönüllerdi.
Çünkü sen, malın sahibi değil, emanetçisi olduğunun şuuruyla yaşayanlardandın.
Elin kazanırken gönlün dağıtırdı.
Verirken gösteriş yapmaz, yardım ederken minnet altında bırakmazdın.
İhtiyaç sahibinin yüzünü kızartmadan, gönlünü incitmeden, sessizce uzanırdı elin.
Ah Rahmi Ağabey…
Sende öyle güzel bir tevazu vardı ki insan seninle oturduğunda bir iş adamının maddi imkânlarını değil, bir müminin gönül zenginliğini hissederdi.
Fethullah Gülen Hocaefendi’ye olan hürmetin, itimadın ve bağlılığın da bambaşkaydı.
İman ve Kur’an hizmeti söz konusu olduğunda hesaplarını bir kenara bırakır, tereddütsüz fedakârlığa koşardın.
Hatırlıyorum…
1990’lı yılların başında, özellikle 1992’lerde, Orta Asya kapıları hizmet insanlarına açıldığında Hocaefendi, iş adamlarının da ticaretlerini oralara taşımasını, gittikleri yerlerde hem ticaret yapıp hem de insanlığa hizmet etmelerini arzu etmişti.
Kimileri düşündü…
Kimileri bekledi…
Kimileri acaba dedi…
Sen ise kalktın ve gittin Rahmi Ağabey!
Çünkü senin için mesele yalnızca bir ticaret fırsatı değildi.
Bu, bir hizmet çağrısıydı.
Bu, bir fedakârlık imtihanıydı.
Bu, uzak diyarlarda yeni gönüllere ulaşma heyecanıydı.
İzmir’den kalkıp Kazakistan’a gittin.
İşini, ticaretini, hayatını oralara taşıdın.
Yabancı topraklarda yeniden çalıştın, uğraştın, iş kurdun, kazandın.
Ama kazandıklarını yalnızca kendin için biriktirmedin.
Oralarda da hizmetin yanında oldun.
İman ve Kur’an davasına omuz verdin.
İnsanların yetişmesine, gönüllerin aydınlanmasına, hizmetlerin devamına imkânların ölçüsünde destek oldun.
Sen ticaret için gidip hizmeti hatırlayanlardan değil, hizmet için gidip ticareti de o gayeye vesile kılanlardandın.
İşte seni farklı kılan buydu.
Ve bugün düşünüyorum… İnsan doğduğu topraklardan ayrılıp bir başka diyara niçin gider?
Daha çok kazanmak için mi?
Daha rahat yaşamak için mi? Yoksa Allah rızası uğruna uzakları yakın etmek, tanımadığı insanların hayatına bir güzellik bırakmak için mi?
Rahmi Ağabey, senin hayatında bu sorunun ne güzel bir cevabı vardı!
Sen bize yalnızca cömertliği değil, sadakati, hicreti, vefayı, fedakârlığı ve iman edilen değerlere ömür boyu bağlı kalmayı da öğrettin.
Ah güzel insan…
Ben senin iyiliklerini yalnızca başkalarından duymadım.
Bizzat gördüm.
Bizzat yaşadım.
Maddi sıkıntıların bizi hayli zorladığı dönemlerden birinde seninle yaptığımız bir telefon görüşmesini hiç unutamam. Durumumuzu öğrendiğinde uzun uzun konuşmaya, mazeret aramaya, hesap yapmaya ihtiyaç duymadın.









