Prof. İsmail Albayrak/ Avustralya -ACU
Hakikate ve insanlığa adanmış uzun ve çileli bir yaşamın ardından 20 Ekim 2024 tarihinde, ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yarı cebri yarı iradi bir hicret hayatı yaşarken ruhunun ufkuna yürüyen Fethullah Gülen Hocaefendi’nin vefatının üzerinden iki yıl geçti. Onun gurbetteki vefatı, sadece yakın halkasında değil, küresel çapta derin bir üzüntüyle karşılanmış ve dünya toplumu için büyük bir kayıp olarak kayıtlara geçmiştir. Farklı etnik kökenlerden, kültürlerden ve inançlardan binlerce insan onun cenazesinde bir araya gelerek Hocaefendiyi ebedi yolculuğuna uğurlamışlardır. Bu tablo, hayatını insanlığı evrensel değerler etrafında birleştirmeye adayan bir alimin küresel etkisini ve bıraktığı izin derinliğini göstermesi açısından oldukça anlamlıdır.

Hocaefendi, hayatının her anını, eğitime ve insanlığa hizmete adamış mücessem bir örnek, hakiki bir muallim, manevi bir lider, Rabbe kulluğu her şeyin önüne geçiren çağdaş bir abid ve zahid, bir ahlak filozofu, din adamı, alim, entelektüel, barış elçisi, şiddet karşıtı abidevi duruşuyla bir humanist, gerçek bir sosyal adalet çağrıcısı ve en önemlisi de doğduğu ülkenin sınırlarını aşan ve küresel ölçekte eğitimde çığır açan bir şampiyondur.
İçten sohbetleri ve dinleyenlerde heyecan uyandıran vaazları öncelikle Türk toplumunun geniş kesimlerinde derin karşılıklar bulmuş mürşidi kamil olan Hocaefendinin mümeyyiz vasıflarından biri son derece mütevazı bir yaşam sürmesi, hayatı boyunca hiçbir dünyevi makam, mevki veya maddi karşılık beklemeden hareket etmesidir. Onun İslam anlayışının en belirgin özelliği de güç odaklı ve şiddeti meşrulaştıran yorumların aksine, dinin özündeki barış, adalet, sevgi ve hoşgörüyü ön plana çıkartan kuşatıcı, evrensel ve zamanüstü tecdit yaklaşımıdır. Evlenme zamanının geldiğini hatırlatan merhum annesine insanlığa hizmetle evlendim diyecek kadar da yüce yürekli bir insandır.

‘CAMİ YERİNE OKUL YAPMA’ TEŞVİKİ
Hocaefendi’nin en temel önceliklerinden biri, Peygamberane bir metodolojiyle eğitime verdiği değer olmuştur. “Cami yerine okul inşa edin” tavsiyesiyle hareket ederek, eğitimin cehalet, iftirak, yoksullukla mücadeledeki ve ekonomik kalkınmadaki en etkili yol olduğunu savunmuştur. Bütün hayatını gelecek nesillerin ve gençlerin yetişmesine adadığını belirten Hocaefendi bu vizyonunu sadece teoride bırakmamış; dünyanın 170’ten fazla ülkesinde eğitim kurumları, diyalog merkezleri ve insani yardım kuruluşlarıyla eyleme dönüştürmüştür. Bosna ve Afganistan gibi iç savaşın ve ümitsizliğin egemen olduğu coğrafyalarda açılan okullar, genç kızlar ve erkekler için en güvenilir sığınak ve ümit kaynağı olmuştur. Bu kurumlar aracılığıyla akıl ve kalplerin izdivacı sağlanmış; sürdürülebilirlik, kapsayıcılık ve çok kültürlülük gibi kavramlar henüz evrensel bir söylem haline gelmeden pratik hayata geçirilmiştir.
Eğitimin yanısıra onun evrensel diyalog, hoşgörü ve barış konusundaki duruşu da her daim takipçileri için rehber olmuştur. Hocaefendi için diyalog; insanın kendisini, çevresindekileri, dünyayı ve Yaratıcı’yı keşfetme yolculuğudur. O, İslam dünyasında kitleleri kuşatan dar kalıpları kırarak, dindar kalırken aynı zamanda modern dünya ile bütünleşilebileceğini gösteren aydınlık bir yol çizmiştir. Mağdurlaşma söylemiyle sürekli yakınan bir toplumdan insiyatif alan ve her türlü çağdaş sorunla cebelleşmeye hazır nesillerin önünü açmıştır.

11 EYLÜL İÇİN:’ BİR MÜSLÜMAN TERÖRİST OLAMAZ, BİR TERÖRİST DE MÜSLÜMAN OLAMAZ’
Özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından yükselen nefret iklimine karşı “Bir Müslüman terörist olamaz, bir terörist de Müslüman olamaz” haykırışıyla gür bir ses vermiş ve terörü kesin bir dille reddetmiştir. “Biz ve öteki” ikilemini ortadan kaldıran kucaklayıcı yaklaşımıyla, Mevlana’ya atfedilen “Kim olursan ol gel” çağrısını bir adım öteye taşıyarak “herkesi kucaklamak için onların gelemesini beklemeden onlara gitme” gibi bir anlayışı benimsemiştir. Herkesi konumunda kabul eden bu kapsayıcı yaklaşımın arkasında onun insan sevgisi açık bir şekilde görülmektedir. Ona göre “Dünyayı ancak sevgi kurtarabilir”, bu nedenle nefretin ve zulmün egemen olduğu bir çağda sevgiyi ve müsamahayı tek çıkar yol olarak göstermiştir.











