AİHM’nin Yüksel Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararlarının Türk yargısında önemli değişikliklere yol açtığını belirten Avukat Fatih Alkan, ByLock dosyalarında daha önce yüzde 80 seviyesinde olan onama oranının, kendi gözlemlerine göre yüzde 80’lik bozma oranına dönüştüğünü söyledi. Yeni infaz düzenlemesinde terör suçları için uygulanan dörtte üçlük koşullu salıverilme oranının üçte ikiye düşürülebileceğini değerlendiren Alkan, KHK’lılara ve 15 Temmuz sonrası yargılamalarda mağduriyet yaşayanlara umut verdi: “Hukuki mücadeleyi bırakmayın. Eninde sonunda lehe sonuçlara ulaşılacağını düşünüyorum.”
Burak AKİFCAN-ZAMAN Avustralya
KHK TV’de Ahmet Erkan’ın sorularını cevaplayan Avukat Fatih Alkan, Türkiye’nin hukuk gündemindeki kritik gelişmeleri değerlendirdi. AİHM’nin Şaban Yasak ve Yüksel Yalçınkaya kararlarının Yargıtay ve yerel mahkemelerdeki etkilerine dikkat çeken Alkan; 13. Yargı Paketi, beklenen infaz düzenlemesi, yeniden yargılama talepleri, denetimli serbestlik ve siyasi gelişmelere ilişkin kapsamlı açıklamalarda bulundu. Alkan, cezasını tamamlamış kişilerin dahi hukuki başvuru yollarını takip etmelerinin önemini vurgularken, önümüzdeki dönemde yüksek yargıdan yeni ve olumlu kararlar beklediğini ifade etti.
YALÇINKAYA KARARINDAN SONRA YARGIDA DENGELER DEĞİŞTİ
Şaban Yasak kararının Yargıtay ve alt mahkemeleriyle yerel mahkemelerde ve Yargıtay’da bu konuda bir değişiklik var mı?
Şaban Yasak kararı Mayıs ayının başında verilerek Türkiye’ye bildirildi. Şaban Yasak hakkında Çorum Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden yargılamaya başlandı. Ancak zannediyorum ilk duruşmada belirli eksiklikler tamamlanamadığı için duruşma ertelendi. Kararın özüne baktığımızda Türk yargı mercilerine verilmiş çok güçlü bir mesaj görüyoruz.
Bu mesaj, özellikle 15 Temmuz sonrasında çeşitli aidiyetler sebebiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkûm edilen, yargılaması devam eden veya hukuki başvuru yollarını takip eden kişiler bakımından son derece önemli.
Ağır ceza mahkemelerinde yargılaması devam eden, dosyası istinafta veya Yargıtayda bulunan ya da Yargıtay onamasından sonra Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunan kişiler açısından çok güçlü hukuki değerlendirmeler içeriyor.
Sistemin içerisinde kalmak ne anlama geliyor?
Sistemin içerisinde kalmak, kişinin yargılama sürecinin veya hukuki başvuru yollarının devam etmesi anlamına geliyor.
Örneğin ağır ceza mahkemesinde yargılanan, hakkında mahkûmiyet kararı verildikten sonra dosyası istinafta veya Yargıtayda incelenen kişiler sistemin içerisindedir. Aynı şekilde Yargıtayın onama kararından sonra bireysel başvuru yolunu takip ederek Anayasa Mahkemesine başvuran kişiler de sistemin içerisinde kalmış olur. Gerekli şartların oluşması hâlinde AİHM’ye başvurulması da bu sürecin devamını sağlar.
Bu durum 15 Temmuz sonrasındaki yargılamalarda avantaj mı, dezavantaj mı oluşturuyor?
Bu yargılamalar özelinde sistemin içerisinde kalmak hayati derecede önemli bir avantajdır.
Çünkü çeşitli sebeplerle temyiz veya bireysel başvuru yollarını takip edemeyen dosyalar var.
Aynı delil durumuna sahip iki dosya düşünelim. Bunlardan birinde Anayasa Mahkemesine veya AİHM’ye bireysel başvuru yapılmış, diğerinde ise bu yollar takip edilmemiş olsun.
Özellikle Yalçınkaya kararından sonraki iki yıllık süreçte, bireysel başvuruları bulunan dosyalarda ciddi sayıda ihlal kararı gözlemliyoruz.
Önceden azınlıkta kalan veya belirli dosyalarla sınırlı olan ihlal kararlarının kapsamının genişlediğini görüyoruz.
Bireysel başvurusunu takip eden kişiler açısından verilen ihlal kararlarının iç hukukta yeniden yargılama sürecini başlattığına şahit oluyoruz.
Bu kişiler Yalçınkaya veya Yasak kararlarına dayanarak yeniden yargılama talebinde bulunduklarında yerel mahkemeler, “Bu karar sizin hakkınızda verilmiş bir ihlal kararı değildir” gerekçesiyle talepleri reddedebiliyor.
Dolayısıyla aynı delil durumuna sahip iki dosyadan biri yeniden yargılamaya açılırken diğeri açılmayabiliyor.
Yüksel Yalçınkaya kararının üzerinden üç yıldan fazla zaman geçti. Bu süreçte Yargıtay ve yerel mahkemelerde ne değişti?
Yüksel Yalçınkaya kararının açıklanmasının ardından ilk birkaç ay Türk yargı mercilerinde belirli bir duraksama yaşandığını gördük.
Ancak zaman içerisinde ağır ceza mahkemelerinde verilen beraat kararlarında artış olduğunu gözlemlemeye başladık.
Yargıtayın temyiz incelemesi yaptığı dosyalarda da bozma oranlarının oldukça yükseldiğini görüyoruz.
Özellikle ByLock delili bakımından çok önemli bir değişim söz konusu.
15 Temmuz sonrasındaki ilk yıllarda onama oranları ne düzeydeydi bugünkü tablo nasıl?
Burada özellikle ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı bulunan dosyalardan söz ediyorum.
Bu tutanaklarda kullanıcı adı, şifre, irtibatlı kişiler ve mesaj içerikleri gibi bilgiler yer alıyor.
Yalçınkaya kararından önce bu tür dosyaların yaklaşık yüzde 80’inde onama kararı görüyorduk.
Yalçınkaya kararından sonra ise tam tersine dönmüş bir oran söz konusu.
Bizim gözlemlediğimiz dosyalarda yaklaşık yüzde 80 oranında bozma kararı veriliyor.
Bu bozmaların çeşitli sebepleri var.
Özellikle irtibatlı kişilerin ByLock kullanımının örgüt talimatıyla gerçekleşip gerçekleşmediğinin kesin ve teknik verilerle ortaya konulması isteniyor.
Bu çerçevede irtibatlı kişilerin dinlenmesine yönelik kararlar verildiğini görüyoruz.
Yargıtayın oluşturduğu içtihat bu yönde gelişiyor. Yerel mahkemeler de bu yaklaşımı benimsiyor.
Dolayısıyla önceki yıllarla karşılaştırıldığında çok önemli bir değişiklik yaşandığını söyleyebiliriz.
Yalçınkaya kararının Türk yargı mercilerince büyük ölçüde benimsendiğini gözlemliyoruz.
Yargıtay daha önce de doğrudan Yalçınkaya kararına atıf yapmadan, örgütsel kullanımın araştırılması gerektiği yönünde oluşturduğu içtihatlarla bu yaklaşımı benimsemişti.
Anayasa Mahkemesinin de artık bu yöndeki değerlendirmeleri benimsediğini görüyoruz.
ByLock dışındaki delillere dayanan mahkûmiyet kararları bakımından ise Şaban Yasak kararının etkilerini daha belirgin şekilde göreceğiz.
O hâlde Yalçınkaya kararının Türkiye yargısında önemli sonuçlar doğurduğunu söyleyebilir miyiz?
Kesinlikle. Yalçınkaya çok güçlü bir karardı.
Siyasetçiler bunu açıkça dile getirmeseler bile yargı uygulamalarında bu kararın büyük ölçüde hayata geçirildiğini görüyoruz.
Bu, son derece önemli bir gelişme.

ŞABAN YASAK KARARI: “KAST YOKSA SUÇ DA YOK”
Şaban Yasak kararı, Yüksel Yalçınkaya kararından daha güçlü ve daha ileri bir karar mı?
Evet. Şaban Yasak kararı, incelenen ve özellikle ihlali tespit edilen haklar bakımından Yalçınkaya kararından daha geniş kapsamlı, daha güçlü ve daha somut veriler içeren bir karar.
Burada özellikle ele alınan konu, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun manevi unsurudur.
Silahlı terör örgütü üyeliği suçunun manevi unsuru kasttır.
Yani bir kişinin kendisine isnat edilen eylemleri gerçekleştirirken silahlı terör örgütü faaliyeti kapsamında hareket ettiğini bilip bilmediğinin, bu örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde bulunmayı isteyip istemediğinin değerlendirilmesi gerekir.
15 Temmuz sonrasındaki yargılamaların geneline baktığımızda, Yargıtayın ve yerel mahkemelerin gerekçeli kararlarında dahi bu yapıdan başlangıçta bir eğitim ve ahlak hareketi olarak söz edildiğini görüyoruz.
Dolayısıyla insanlara isnat edilen eylemler de büyük ölçüde cemaatsel faaliyetler olarak karşımıza çıkıyor.
Bunlar Türkiye’nin yaklaşık 50 yıllık terörle mücadele ve terör yargılaması tecrübesinde karşılaştığımız klasik terör eylemleri değil.
Örneğin insanlar bir dini cemaat kapsamında kermes düzenlemiş, belirli kurumlarda çalışmış, sohbetlere katılmış veya çeşitli sosyal faaliyetlerde bulunmuş olabilirler.
Bu kişilerin söz konusu eylemleri silahlı terör örgütü üyeliği kastıyla mı, yoksa dini ve sosyal aidiyetleri sebebiyle mi gerçekleştirdiklerinin değerlendirilmesi gerekiyor.
Biz bu değerlendirmeyi yaptığımızda insanların büyük bölümünün söz konusu faaliyetleri terör kastıyla değil, dini cemaat aidiyetiyle gerçekleştirdiğini görüyoruz.
Şaban Yasak kararının verdiği önemli mesajlardan biri budur.
Ben bu konuda umutlu olunması gerektiğini düşünüyorum.
CEZASINI TAMAMLAYANLAR İÇİN YENİDEN YARGILAMA YOLU
15 Temmuz sonrasında tutuklanan, mahkûm olan, cezasını tamamlayan ve şu anda dışarıda hayatına devam eden bir kişi, Şaban Yasak kararına dayanarak yeniden yargılama talebinde bulunabilir mi?
Böyle bir talepte bulunulabilir. Bunun önünde bir engel yok.
Ancak burada önemli olan talebin ne kadar işlevsel olduğudur.
Yalçınkaya kararının ardından binlerle ifade edilen sayıda kişi yeniden yargılama talebinde bulundu.
Bu kişiler daha önce yargılandıkları mahkemelere başvurarak AİHM kararındaki ihlal tespitlerini gündeme getirdiler.
Ancak biz bu taleplerin büyük bölümünün reddedildiğini gözlemledik.
Yerel mahkemeler, Yalçınkaya kararının doğrudan başvuruda bulunan kişi hakkında verilmediğini gerekçe gösterdi.
Yani “Bu karar sizin hakkınızda verilmediği için yeniden yargılama talebinizi kabul etmiyoruz” şeklinde kararlarla karşılaştık.
Yalçınkaya kararındaki sistematik ihlal vurgusunun dikkate alınmadığını gözlemledik.
Bu ret kararları itiraz yollarına ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruya konu edildi.
Ancak Anayasa Mahkemesinden de bu tür yeniden yargılama taleplerine ilişkin ret kararları çıktı.
İşte konuşmamızın başında vurguladığım sistemin içerisinde kalma meselesi bu nedenle son derece önemlidir.
Kişi cezasını tamamlamış olabilir. Hatta uzun süredir dışarıda hayatına devam ediyor olabilir.
Ancak Anayasa Mahkemesinde veya AİHM’de bireysel başvurusu devam ediyorsa ve hakkında ihlal kararı verilirse yeniden yargılama imkânı ortaya çıkabilir.
Buna karşılık başvuru yollarını takip etmemiş kişiler açısından durum çok daha güçtür.
Bu kişiler, yeniden yargılama taleplerinin kabulü bakımından sistematik ihlal tespitlerinin yargı mercilerince veya siyasi makamlarca dikkate alınmasını beklemek zorunda kalabiliyor.
Yani cezasını tamamlayan kişiler için de Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurularının sürdürülmesi büyük önem taşıyor?
Kesinlikle.
Yargıtay onamasından sonra Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılması, Anayasa Mahkemesinden olumsuz karar çıkması hâlinde gerekli şartlara uygun biçimde AİHM’ye başvurulması son derece önemlidir.
AİHM’den önümüzdeki günlerde, aylarda veya yıllarda Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararları kadar güçlü yeni kararlar bekliyor musunuz?
Aslında Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararlarıyla 15 Temmuz sonrasındaki yargılamaların çok önemli bir bölümünün hukuki çerçevesinin ortaya konulduğunu düşünüyorum.
ByLock meselesine ilişkin 100 binden fazla yargılama söz konusu.
Yalçınkaya kararı bu mesele bakımından son derece önemli bir çerçeve oluşturdu.
Şaban Yasak kararı ise suçun manevi unsuru ve kast bakımından daha geniş bir değerlendirme ortaya koydu.
Bu iki kararın, söz konusu yargılamaların yaklaşık yüzde 90’ına etki edebilecek nitelikte olduğunu öngörüyorum.
Dolayısıyla AİHM’nin aynı kapsamda yeni ve genel nitelikli kararlar vermesinden ziyade mevcut kararların Türk yargı mercilerince uygulanması önem taşıyor.
Şaban Yasak kararıyla AİHM, bu yargılamaların hukuki çerçevesini önemli ölçüde çizmiş oldu.
Türk yargı mercileri, Anayasa’nın 90. maddesi çerçevesindeki yükümlülüklerini dikkate alarak bu kararları doğru yorumlarsa çok sayıda dosyada lehe sonuçlar ortaya çıkabilir.
Hatta bu kararların gereği tam olarak yerine getirildiğinde yargılamaların çok büyük bölümünün hukuki dayanağının tartışmalı hâle geleceğini düşünüyorum.
PKK konusunda yürütülen çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa ile 15 Temmuz sonrası yargılamalar arasında olumlu bir bağlantı kurulabilir mi?
Ben doğrudan böyle bir bağlantı kurulabileceğini düşünmüyorum.
Çünkü söz konusu çerçeve yasanın çıkarılış amacı ve muhatapları farklı.
Bu yasa doğrudan PKK’ya yönelik bir düzenleme olarak hazırlanmış durumda.
Dolayısıyla genel olarak diğer terör suçlarına veya farklı yargılamalara uygulanabilecek bir yasa niteliği taşıdığını düşünmüyorum.
Yasanın kapsamı ve hazırlanış biçimi buna imkân vermiyor.
Ayrıca muhalefetin bu düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine taşımaması nedeniyle, yasanın iptal edilerek daha genel kapsamlı biçimde yeniden ele alınması ihtimali de ortadan kalkmış görünüyor.









