Bilindiği gibi değişik yarış çeşitleri vardır. Spor yarışmaları, bilgi yarışmaları, değişik alanlardaki yarışmalar gibi. Bunların herhalde en önemlisi, insanın kendisiyle olan yarıştır. Bu yarış, insanın doğumuyla başlar ve ölümüyle sonlanır. Bu yarışın ödülü de, bir yandan farklı şekillerde bu dünyada verildiği gibi, esas ödül, öbür âleme gidildiğinde insanı yaratan Allah tarafından verilecek olan ödüldür.
Çocukken insan, anne babasına bağımlıdır ve onların kılavuzluğunda belli bir yaşa kadar hayatını sürdürür. Erişkin yaşa geldikten sonra artık kendi iradesini kullanarak, kendi ayakları üzerinde durmasını öğrenir ve hayatını bu şekilde devam ettirir. Bu yetişkin çağdan iyice ihtiyarlık zamanına kadar, kendi iradesiyle ayakta kalmaya çalışır. İleri yaşlardaki yaşlılık durumlarında da bu sefer eğer şansı varsa çocukları ve torunları tarafından ihtiyaçları giderilir veya bakım evlerinde hayatının son günlerini geçirir.
İşte bu çocukluktan kurtulup ileri yaşlara gelinceye kadarki zaman diliminde insan, değişik imtihanlardan geçer, bu süreç bir bakıma insanın kendi kendisiyle, kendi içinde gelişen yarışların cereyan ettiği bir zaman dilimidir.
Bu zaman diliminde, öncelikle dinini öğrenip, Allah’ın bir kulu olarak kendisinden istediklerini, çocukluğundan itibaren başlayan bir eğitimle öğrenir. Sonra bunların pratiklerini, ailesi, çevresi, arkadaş ortamlarının durumlarına göre yapar veya yapmaz. İşte tam bu zaman diliminde insanın kendisiyle yarışı da başlar. Allah insana akıl fikir vermiştir. Böylece insan, hem bu dünyada, hem de öbür alem için neyin, nelerin kendisine faydalı, nelerin zararlı olacağını da öğrenmiştir. Ayrıca yaşadığı hayatın da sınırlı olduğunu, belli bir zaman sonra kendisinin de öleceğini ve öldükten sonra da Allah’ın huzurunda hayatta yaptıklarının hepsinin tek tek hesabını vereceğinin bilinci içinde olabilir veya olmayabilir. Bunlar kendisine tam öğretilemezse kendisi de daha sonra bunları bir vesileyle ailesinden, arkadaşlarından, çevresinden öğrenemezse o zaman da bu bilinç oluşmaz ve o insan nasıl yaşadığının farkında değildir.
İşte tam da burada yetişkin bir insan için en önemli yarış parkuru başlamıştır. Burada Allah’ın peygamberleri ve onlarla gönderilen kitaplarda kendisine bildirilen kuralları, yani yapması ve de yapmaması gerekenleri ne kadar yerine getirdiği ve ona göre aldığı puanlarla yaşlılık devresinden geçerek öbür âleme intikal eder. İnsanın nefsi, daima onu kötülüklere yönlendirmeye çalışır. Kendini iyi yetiştirmiş, iyi eğitim almış, dinini diyanetini bilen aklı başında insanlar, nefsinin bu oyunlarını, tuzaklarını iyi bilirler ve ona asla prim vermezler ve böylece esas ve en önemli olan yarışı kazanırlar. İnsandaki nefis, insanın bu çerçevedeki kendi kendisine olan yarışını kaybettirmeye çalışır. Nefisle mücadeledeki yarış, en önemli yarışlardan birisidir. Bu yarışı kazanan insanlar Allah’ın izniyle ötede gözlerin görmediği, kulakların duymadığı mükafatlarla karşılaşacaklardır. İnsan, bu dünyaya başıboş ve gayesiz gönderilmiş değildir. Kur’an-ı Kerim, insanın yaratılış gayesini açıkça ortaya koyar: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56) .Demek ki insanın asıl hedefi, Rabbini tanımak, O’nun rızasını kazanmak ve ebedî hayatta O’nun lütfuna mazhar olmaktır. Dünya hayatı ise bunun için insana verilmiş kısa bir imtihan ve yarış meydanıdır.
Bir yarış düşünün…Başlangıç çizgisinde hepimiz varız. Kimimiz daha hızlı koşuyor, kimimiz daha yavaş… Kimimiz yolun başında tökezliyor, kimimiz uzun süre istikametini koruyor. Fakat bu yarışın diğerlerinden çok farklı bir tarafı var: Rakibimiz çoğu zaman karşımızdaki insan değil, kendi içimizdedir. İnsan, bu dünyaya başıboş ve gayesiz gönderilmiş değildir. Hayat, sadece yiyip içmek, kazanmak, makam sahibi olmak, dünyalık biriktirmek ve sonra da bu dünyadan ayrılmaktan ibaret değildir. İnsan, Rabbini tanımak, O’na kulluk etmek ve O’nun rızasını kazanmak için bu dünyaya gönderilmiştir.
Dünya ise bunun için önümüze konulmuş kısa bir imtihan ve yarış meydanıdır. İnsanın karşısındaki en büyük rakip, çoğu zaman bir başkası değil, kendisidir. Çünkü insanın içinde onu sürekli farklı yönlere çeken bir nefis vardır. Kur’an’ın ifadesiyle, nefis kötülüğü emretmeye meyillidir. (Yûsuf, 12/53). İnsan, nefsinin her arzusunun peşinden gitmek yerine, aklıyla, iradesiyle ve imanıyla ona karşı durabildiği ölçüde gerçek anlamda başarılı olur. Bu yarışta insanın rakipleri yalnızca kendi nefsi de değildir. Gayrimeşru arzular, kötü alışkanlıklar, insanı Allah’tan uzaklaştıran arkadaşlıklar, öfke, kibir, haset, makam ve dünya tutkusu da insanın önüne çıkan engellerdir. Her birinin karşısında insanın vereceği karar, yarışın sonucunu biraz daha belirler.
Bazen insanın önünde iki yol belirir: Biri nefsin hoşuna giden, fakat sonu pişmanlığa çıkan yol; diğeri ise başlangıçta zor görünen, fakat sonu huzur ve ebedî saadete ulaşan yol. Birincisi aşağı doğru kolayca kayılan bir uçurum gibidir. İkincisi ise sabır, irade ve kararlılık ister. Üstelik bu yarışın diğer yarışlardan çok önemli bir farkı vardır: Geri dönüşü yoktur. İnsan dünyaya bir defa gelir. Ömrün her saniyesi, geride bırakıldığında bir daha geri getirilemez. Bugün elimizde bulunan imkânlar, yarın elimizde olmayabilir. Gençlik gider, sağlık değişir, fırsatlar kaybolur ve sonunda hayatın perdesi kapanır. Kur’an’ın ifadesiyle, ölüm geldiğinde insanın yeniden dünyaya gönderilme talebi artık karşılık bulmaz. (Mü’minûn, 23/99-100)
Öyleyse asıl mesele, başkalarını geçmek değil; dünkü hâlimizi bugün aşabilmektir. Dün nefsimize yenildiysek ,bugün ona karşı koyabilmek, dün ihmal ettiğimiz bir iyiliği bugün yapabilmek, dün kırdığımız bir gönlü bugün onarabilmek… İşte gerçek yarışı kazanmak budur. Bu yarışta Allah’ın rahmeti de insanın en büyük ümididir. İnsan, yalnızca kendi gücüyle değil, Rabbinden yardım isteyerek yürür. Bir adım attığında, Allah’ın rızasına biraz daha yaklaşır; bir günahı terk ettiğinde, nefsine karşı bir zafer kazanır; bir iyilik yaptığında, ebedî hayat adına bir sermaye biriktirir.
İnsanın, bir bakıma yarışa benzeyen bu dünyadaki bulunduğu süre içinde bu imtihanı kazanabilmesi açısından birçok engeli aşması gerekir. Gençlik, güçlü kuvvetli olma, zengin olma, makam sahibi olma, tanınır olma, özel kabiliyetlerinin bulunması gibi birçok özellik, yerinde kullanılabilirse o zaman bu hayat yarışı kazanılmış olur. Yoksa Allah korusun, bunlar, nefisin arzu etmesiyle yerinde kullanılmayıp, yarışta kayıp yaşanırsa o zaman da öteki sonsuz hayatta, insanın hiç tahmin edemediği karşılıklar, yani cezalarla yüz yüze gelir.


