Kırıkkale Keskin ve Afyon cezaevlerinde yaklaşık 8 yıl tutuklu kalan KHK’lı Yargıtay üyesi Hüsamettin Uğur, yargılama sürecinde ve cezaevlerinde yaşadığı hak ihlallerini anlattı.
KHK TV’e konuşan Uğur, Afyon 1 Nolu T Tipi Cezaevi’nde kamera görüş açısının bulunmadığı bir odada infaz memurları tarafından darp edildiğini belirterek, olayla ilgili bireysel başvurusunun altı yıldır Anayasa Mahkemesi’nde sonuçlandırılmadığını söyledi.
Uğur, adli mahkûmlara yönelik kötü muamele iddialarını dile getirdiği için hakkında disiplin soruşturmaları açıldığını, tüm bu soruşturmaların infaz hâkimliği tarafından iptal edildiğini belirtti. Buna rağmen cezaevi savcısıyla görüşme talebinin karşılanmadığını ifade eden Uğur, “Adli mahkûmlara yapılanları kamuoyuna duyurmaya çalışırken aynı muameleye ben de maruz kaldım. Darp edildiğime ilişkin başvurum altı yıldır Anayasa Mahkemesi’nde bekliyor. Cezaevinde en büyük suç hak aramaktır” dedi.
“10,5 YIL CEZA VERİLDİ, 8 YIL HAPİS YATTIM”

23 yıl yargı mensubu olarak görev yaptığını, bunun son 18 yılını Yargıtay’da geçirdiğini belirten Uğur, 15 Temmuz 2016 gecesi televizyondaki altyazılardan hakkında soruşturma açıldığını öğrendiğini söyledi.Gözaltı, tutuklama ve yargılama sürecinin ardından 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldığını ifade eden Uğur, cezanın yaklaşık 8 yılını cezaevinde geçirdiğini, 29 Mayıs 2024’te tahliye edildiğini kaydetti.
“SAVCI ‘ADALET AKADEMİSİ’NDE DERS VERDİNİZ Mİ’ DİYE SORDU”
18 Temmuz 2016’da gözaltına alındığını anlatan Uğur, ifadeleri alınırken kendisine somut bir suçlama yöneltilmediğini savundu. İfadesini alan savcının dosyaya hâkim olmadığını söylediğini aktaran Uğur, kendisine yöneltilen sorulardan birinin “Adalet Akademisi’nde ders verdiniz mi?” olduğunu belirtti.Uğur, “Ben 5. Sulh Ceza Hakimi’nin huzuruna çıktım. Hakim Bey hepimizin sorgusunu yaptıktan sonra kararı açıklayacağı zaman içeri girdi. Yüzümüze bakmadan, belki de bakamadan ‘Karar tutuklama yönünde oluştu’ diyerek aslında kendi özgür iradesi sonucu olmadığını gördük.” dedi.
“12 KİŞİLİK KOĞUŞTA 31 KİŞİ KALDIK”
Tutuklandıktan sonra Sincan Cezaevi’ne götürüldüklerini belirten Uğur, 12 kişilik koğuşlarda zaman zaman 30’dan fazla kişinin kaldığını söyledi.Koğuşlardaki yoğunluğa rağmen birlikte kaldıkları kişilerin meslektaşları olması nedeniyle asıl sıkıntının daha sonra farklı cezaevlerine sevk edilip tek kişilik odalara konulmalarıyla başladığını ifade etti.
“BAKANLIĞIN TALİMATIYLA HÜCREYE KONULDUK”
Keskin Cezaevi’ne sevk edildiklerinde tek kişilik odalara yerleştirildiklerini söyleyen Uğur, cezaevinin henüz tam olarak hazır olmadığını, su, sıcak su ve temizlik malzemesi gibi temel ihtiyaçlarda ciddi eksiklikler yaşandığını anlattı.Tek kişilik odalarda tutulmalarının gerekçesinin kendilerine açıklanmadığını belirten Uğur, uzun süre masa ve sandalye verilmediğini, savunma ve dilekçelerini yatak üzerinde yazmak zorunda kaldığını söyledi.
“HER SABAH ‘ÖLÜRÜM TÜRKİYE’ ŞARKISIYLA EZİYET EDİLDİ”
Uğur, Keskin Cezaevi’nde haftalar boyunca sabah sayımlarında yüksek sesle Mustafa Yıldızdoğan’ın “Ölürüm Türkiye” şarkısının çalındığını ifade etti:Geçmişte farklı cezaevlerinde benzer yöntemlerin kullanıldığını hatırlatan Uğur, “Bunları evet ilk biz yaşamadık. Geçmişte okuduğumuz kadarıyla Diyarbakır cezaevinde de 12 Eylül sonrası Diyarbakır cezaevinde de İstiklal Marşıyla ve benzeri değerlerimizin bu şekilde mahkumlara eziyet için kullanıldığını okumuştuk. Aynısını biz de yaşadık.” dedi.
“ROBOKOP KIYAFETLİ MEMURLARIN ADLİ MAHKUMLARA İŞKENCE YAPTIĞINI GÖRDÜK”
Keskin Cezaevi’nde adli mahkûmların kamerasız alanlarda darp edildiğine ilişkin çok sayıda olaya tanık olduğunu ifade eden Uğur, bazı mahkûmların ayaklarında falaka izleri bulunduğunu ve yürümekte zorlandıklarını söyledi.Şikâyetçi olmaları yönündeki çağrılarına rağmen birçok mahkûmun disiplin cezası alma korkusuyla sessiz kaldığını belirten Uğur, Robokop kıyafetli, özel donanımlı infaz koruma memurlarının mahkûmların odalarına girerek şiddet uyguladığına dair anlatımlar dinlediklerini ifade etti.
“MESLEKTAŞLARIMIZ TARAFINDAN YARGILANDIK”
İlk duruşmasının 2017 yılında görüldüğünü belirten Uğur, yargılamaların Yargıtay binasında yapıldığını ve kendi meslektaşları tarafından yargılandığını söyledi.Duruşma günlerinde saatlerce nezarethanelerde bekletildiklerini anlatan Uğur, savunma hakkının etkin kullanılmasını zorlaştıran fiziki koşullar bulunduğunu, avukatlarıyla iletişim kurmakta güçlük yaşadıklarını dile getirdi.









