ENES CANSEVER-HAFTANIN YORUMU
İyilikler hatırada kalır, iyi insanlar da hatırdan uzak tutulmazlar.
Bugünkü muktedirlerin, kötülük yapanların, lanetle anılacağı gibi..
Araya uzun yıllar girse de bu durumun değişmediğini görüyoruz.
Unutulup gidenlerden olmamak ne güzel…
Hayırlı olmak, hayırla yad edilmek ne büyük bahtiyarlık…
Hiç şüphesiz bu bahtiyarlardan biri de, Rahmetli Turgut Özal.
Özal ve Nazarbayev’in konuşmalarını Kayrat Sarabayev tercüme etmişti.
Bugün vefatının 27. yıldönümü…
Özal, 17 Nisan 1993 tarihinde 5 ülkeyi kapsayan 12 günlük Orta Asya gezisinden sonra vefat etti.
Cenazesine Türkiye’nin dört bir yanından yüzbinlerce kişi akın etmişti.
Tören televizyonlardan canlı yayınlandı.
Ülkede 3 günlük yas ilan edildi.
“Vefatımdan sonra beni İstanbul’a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmed’in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum.” şeklindeki vasiyeti yerine getirildi.
Kendisi tarafından yaptırılan, demokrasi şehidi eski başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarının da medfun mekan, vatan caddesi üzerindeki anıt mezara defnedildi.
17 Nisan 1993 Cumartesi günü, Çankaya’da rahatsızlanarak hayatını kaybeden, ancak ölümünün üstündeki sır perdesi hala aralanamayan Özal, yine kendi vasiyeti üzerine bir Perşembe günü, Fatih Camii’nden ebedi âleme uğurlanmıştı.
TÜM RENKLER ARKASINDAN AĞLADI!
Na’şı, Fatih Camii’nden Topkapı’ya, ancak 3 saatte varabilmişti.
Köylüsü kentlisi, askeri sivili, memuru işçisi, öğretmeni öğrencisi, sağcısı solcusu, Türkü Kürdü, Alevi’si Sünni’si, laik veya muhafazakârı hâsılı her tüm renkler, kitleler halinde na’şının peşi sıra yürüyordu.
Gözyaşları sel olmuştu, çünkü Turgut Özal tipi siyasetçiyi sevdi, sevdiğini gösterdi ülke insanı.
Toplumumuz için Özal’ın en önemli özelliği, ‘sivil, demokrat ve dindar’ olmak üzere üç önemli vasfı taşıyor olmasıydı.
Esasında, bugünkü diktatörlerün, ülkeyi getirdiği noktaya bakılınca Özal çok daha iyi anlamak mümkün oluyor.
‘Demokrat Cumhurbaşkanı’ pankartlarının arkasından sel gibi akan irade, onun bu duruşuna gönülden bağlı olduklarını göstermiştir.
Başkalarının yaşam tarzına müdahale siyaset tarzı değildi.
Küçümsediği kesim olmadı…
Hiçbir farklı düşünceyi aşağılamadı…
Aksine zenginlik olarak gördü…
Tüm kesimlere eşit yakınlıkta durma hassasiyeti gösterdi.
İNCİTİCİ BİR DİL VE AŞAĞLAYICI USLUP HİÇ KULLANMADI!
Bütün sivil kesimleri, büyük küçüklü tüm yapıları kucaklayan, toplumda ağırlığı olan, saygın din adamı ve ilim erbaplarına karşı saygılı bir duruş sergilemişti, incitici dil kullanmadı.
ANAP’ta üç farklı eğilime sahip olanları bir arada tutmasının temelinde de bu bakış çeşitliliğinin yattığı kuşkusuz bir gerçektir.
Bu nedenle, yakın geçmişteki siyasiler için gösterilmeyen hassasiyet, sahiplenme, ‘Dindar, sivil, demokrat Cumhurbaşkanı’ için bariz bir farklılıkla ortaya konuyordu.
Gönüllerdeki yeri sağlam olduğundan, 17 Nisan da hep hatırlarda.
Güleç yüzlü, Tonton Başbakan/Cumhurbaşkanını anmadan geçemeyiz.
Bahtsızlığı ve talihsizliğine maruz kalmadı, arkasından ziller çalınmadı,
7 den 70’e herkes için bir hüzün ayrı oldu Nisan ayı…
Öyle bir yönetim düşünün ki,
Ne yönetenler rahat,
Ne ahalide var huzur.
Elbet böyleleri yıkılıp gittiğinde, durum çok farklı olacaktır.
Bir döneminin idarecisinin, ölümünün ardından söylendiği bilinen bu yaygın mısralar, sadece o dönemi değil, bugünküleri de kapsıyor.
“Ne kendi etti rahat ne alem buldu huzur,
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın şimdi ehl-i kubur”
Günümüz Türkçesiyle;
“Ne kendi rahat etti ne de halka huzur verdi, bu dünyadan göçtü gitti, şimdi kabirdekiler düşünsün”
Böyle bir bahtsızlıktan ve sondan rabbim hepimizi uzak tutsun.
Özal, farklı renklerin temsilcilerini bir araya getirmeyi başardı.
Kaya Erdem gibi katı laiki, Ekrem Pakdemirli gibi muhafazakâr birini aynı partide ve kabinede çalıştırdı.
Elbette, Rahmetli Özal’ı büyük yapan değişime duyduğu inançtı.
Şartları ve imkânları iyi değerlendirdi.
Gerginlikleri çok iyi yönetti.
Problemleri çözmek için büyük düşündü.
Sermaye açılımını sağladı, ekonominin büyümesine ivme kazandırdı.
Yatırımcılarını dünyaya, dünyayı ülkesine taşıdı.
Kendini halktan birisi olarak gördüğü içinde ‘en sevilen devlet adamı’ oldu ve halen unutulamıyor.
Ülke onunla sivil bir çehre kazanmıştı.
Avustralya’ya kadar ulaştı hizmetleri.
20 bin kilometre uzaklıktaki Kıta Ülkesinde de silinmez iz bıraktı.
Sydney’deki Gelibolu Camii’nin yarım kalmış inşaatının tamamlanması için seferber oldu.
Cami’nin ibadete açılmasını sağladı.
Hasılı, Özal’ın hizmetleri, saymakla bitmez.
ÖZAİL İLE HATIRALARIM VE NİSAN AYI!
17 Nisan derken, hatıralarım, geçmişi 27 öncesine dayanan çok anlamlı, özlem dolu anılarım canlanıyor.
Duygular yeniden depreşiyor.
Aslında 17 Nisan, ülke demokrasisinin yok edildiği bir gündür.

















