“Gönül ister ki tüm malımızı ve mülkümüzü Allah yolunda bağışlayalım. Fakat maalesef ancak para olarak 50 dolar bağışlayabiliyorum. Aşağıdan birkaç yeni kıyafet ve aksesuarı Allah rızası için bağışlıyorum. Bağışlamış olduğum siyah yün hırka 40 dolar, siyah ceket 60 dolar, takı 120 dolar…”
Sarıya çalmış bir kâğıdın üzerinde, kendi elleriyle yazılmış birkaç satır…
Ne büyük sözler var ne de yaptığı fedakârlığı büyüten gösterişli cümleler.
Tam aksine; mahcup, hasbî ve samimi bir insanın iç dünyası var bu satırlarda.
“Beni bağışlayın” diye başlıyor.
50 dolar verebildiği için adeta özür diliyor.
Sonra elindekileri sıralıyor; sırtındaki hırkayı, ceketini, kolundaki takıyı…
Bugünden geriye baktığınızda bu bağışın ve mektubun ne büyük anlam taşıdığını; bu emanetler ve gönüllerle kurulan kurumların hoyratça gasp edilişinin, sararmış kâğıda yazılı o satırları ve emanetleri hem dünya hem ukba açısından çok daha değerli kıldığını görüyorsunuz.
Bu kâğıt, aslında Avustralya’daki Hizmet gönüllülerinin eğitim yolculuğunun en kıymetli belgelerinden biri olmakla birlikte, dünyanın dört bir yanında kurulan her bir kurumun da hikâyesidir.
Bu kıymetli bir emanettir.
Zira şimdiki Amity Koleji’nin, ilk yıllarında Şule adıyla filizlenen o eğitim kurumunun temeline harç dökülmedi.
Birilerinin harçlığıyla…
Birilerinin sırtındaki hırkayla…
Bir annenin kolundaki bilezikle…
Ve hepsinden önemlisi helal kazançla, alın teriyle, samimi duygularla ve gözyaşlarıyla kuruldu bu kurumlar.
Bu yalnızca Sydney’deki okulun hikâyesi değil aslında.
Türkiye’den Orta Asya’ya…
Balkanlar’dan Afrika’ya…
Avrupa’dan Amerika’ya Avustralya‘ya…
Kısacası Yakutistan’dan Yeni Zelanda ve Papua Yeni Gine’ye uzanan Eğitim Gönüllülerinin hemen her birinin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir kahramanlık türküsü var.
Her okulun kendi hatırası…
Her müssesenin görünmeyen kahramanları…
Her sınıfın duvarında bir alın terinin izi…
Bazen aylarca maaş almadan çalışan bir öğretmendir hikâyesi.
Bazen hafta sonunu okulun duvarını boyayarak geçiren bir esnafın, zor şartlar altında kazancından yaptığı himmetin hikâyesidir.
Salih‘in,
Erhan‘ın,
İsmail‘in,
Abdullah‘ın,
Mehmet‘in,
Sukan‘ın
Müjgan’ın,
Emre‘nin
Bülent‘in,
Ve nice meçhul ve ismini bilmedğimiz gönülünün.
Çoğu zaman da bu mektuptaki gibi 50 dolarını, hırkasını, ceketini ve takısını bırakan isimsiz bir gönüllünün civanmertliğinin hikâyesi…
Harcındaki maddi desteğin ötesinde fedakârlık, binadan önce insan vardır.
Uzun yıllardır Sydney’de sağlık hizmeti veren doktor bir dostumun Şule, yani Amity için söylediği bir cümleyi yıllardır unutmuyorum.
Hizmet Camiası’yla aynı dünya görüşüne sahip olmayan ama vicdanlı dostun tespiti şuydu:
“Cemaat okulu Sydney’de açılmadan önce uyuşturucu kullanan Türklerin çocuklarının oranı yüzde 77 civarındaydı. Okul açıldıktan sonra bu oran yüzde 22’lere kadar düştü. Onun için eğitim hizmetini takdirle ediyorum.”
Bu, masa başında hazırlanmış akademik bir araştırma değildi.
Yıllarca kendi kliniğinde, çevresinde ve hastaları arasında birebir gözlemlediği bir sosyal değişim, bir hekemin uzun yıllara dayanan şahsi gözlemiydi.
Kollej açma fikirinin öncülerinden ilk kıvılcımı ateşleyen kıymetli Doç.Dr. Salih Yücel Hocamız, yıllar önce bize verdiği bir röportajda çok çarpıcı bir hatırasını anlatmıştı.
1994 yılında NSW Eyalet Eğitim Bakanlığına, Sydney’de üniversitede okuyan kaç Türk kökenli öğrenci bulunduğunu sormuştu.
Aldığı cevap:
54.
Bugün dönüp baktığımızda ise bambaşka bir tablo var karşımızda.
Doktor, mühendis, akademisyen, öğretmen, hukukçu, hatta pilot ve çok farklı mesleklerden insanlar yetişiyor.
32 öğrenciyle başlayan Amity’nin bugün dört kampüsünde 2 bin 600’ü aşkın öğrenci eğitim görüyor.
Bu, yalnızca bir okulun büyümesinin hikâyesi değil; güven ve sadakat üzerine, emin ellerde taşınan bir emanetin tablosudur.
Bu, Avustralya’da bir toplumun eğitimle meslek sahibi olmasının ve yaşadığı ülkeye daha güçlü katkıda bulunmasının da ayrı hikâyesidir.
30 yıllık emeğin ilk gününden bugüne kadar sürecin yakın takipçisi ve dışarıdan gözlemcisi olan Avustralyalı Milletvekili Paul Lynch’in tespiti ise ayrı bir anlam taşıyor.
Emanetin 30. yılını adeta taçlandırıyor.
- yaş günü töreninde Lynch şöyle diyordu:
“İşimizin gereği çok farklı insanlar hep kapımızı çalar. Çeşitli vaatlerde bulunurlar. Ama Amity ailesi vaat ettiğini yerine getirir; fazlasıyla güzel işler yaptığının şahidiyim. Bu, insanların, yalnızca kendilerini adamadı, aynı zamanda zor şartlarda son derece iyi organize olduğu etkileyeci bir projeydir 30.yıl.”
Ne kadar anlamlı bir tanıklık…
Vaat etmek başka şeydir.
Gönlünü ortaya koymak ve güven kazanmak apayrı bir şey.
Onun temelini insanların harçlıklarıyla, ceketleriyle, takılarıyla, hafta sonlarıyla ve alın teriyle kurmak bambaşka.
Sırtındaki hırka…
Cebindeki harçlık…
Kolundaki takı…
Bir hırkası vardı, onu verdi.
Birkaç doları vardı, onu ortaya koydu.
Sağ elinin verdiğinden sol elinin haberdar olmadığı bir verme ahlakı.
Az verirken de, “Beni bağışlayın, ancak bu kadar verebiliyorum” diyen bir mahcubiyet…
Gösterişsiz.
Sessiz.
Karşılık beklemeden.
Kapı kapı, diyar diyar, ülke ülke dolaşıp duran bir hareket…
Sibirya’nın sert ve haşin soğuğunu, Afrika’nın kavurucu sıcağını, bunaltıcı sivrisineklerini göze alan bir “Gönüllüler Hareketi…”
21 ülkede 230’dan fazla kurumu “Maarif” adı altında ele geçirenler,ahlaktan yoksun hazıra konanlar; milletin malını, mülkünü, sermayesini ve alın terini türlü yollarla “devralıyor”; daha doğrusu bu kurumların emanet ruhunu kirletiyor.
Bir tarafta gönüllünün helal kazancı, alın teri ve duası…
Diğer tarafta kirli ve karanlık hesaplarla yok etme hıncı.
Harramiler tabelasını değiştirebilirler ama o binanın harcına karışmış alın terini, gözyaşını, helal lokmayı ve duayı devralamazlar.
Yazımı,Amity Genel Müdürü Hasan Dağlı’yyla noktalayalım:
“Hiçbirimiz kurumun sahibi değiliz. Bizler yalnızca onun emanetçileriyiz. Sorumluluğumuz; değerlerini korumak, temellerini güçlendirmek ve bizden sonra gelecek olan nesillere miras bırakmaktır.”
Elhak…
Ne güzel bir tarif.
Sırtındaki hırkayı veren insanın, cebindeki harçlığı ortaya koyanın ve gözyaşıyla bu okulların harcını sulayanların duruşudur bu.
Varsın bu hırkaya ve emeğe göz diken ihanet şebekesi ve gasp rejimi anlamasın.
Emanet; onu verenlerin niyetinde, alın terinde, duasında ve o sararmış kâğıdın satırlarında yaşamaya devam edecek; tarih ise bu güzelliği de, emaneti gasp edenleri, ona ihanet edenleri ve tahrip edenleri de ayrı ayrı kaydedecek.









