DEM Parti Milletvekili Öznur Bartın, 1986-2026 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan köy yakmaları ve hayatını kaybedenlere devletin tazminat ödemesini istemiş.
Bugün her türlü hukuksuzluğu,yolsuzluğu ve ahlaksızlığı Hizmet Hareketi’nin masum insanlarına “F.TÖ yaptı” suçlamasıyla ihale ederek ülkeyi soyanlar gibi, o yılların postallıları da cinayetleri,katliamları,köy yakmalarını PKK’ya yüklüyorlardı.
Balık hafızalı bizler de o günlerde de bu anlatılanlara inanıyorduk, bugünkü gibi.
Ne acılar gördü, ne zulümler çekti;ne feryatlara, ne gözyaşlarına şahit oldu bu topraklar!
Her karışında bir gözyaşı,her yıkık duvarında yarım kalmış bir hayat, her viran ocağında bir ananın dinmeyen feryadı var.
Ne köyler yakıldı,ne yuvalar yıkıldı,ne ocaklar söndürüldü!
İnsanlar doğup büyüdükleri topraklardan,çocukluk hatıralarından zorla koparıldı.Kimileri geride bir avuç toprak,kimileri bir mezar taşı, kimileri de kapısını bir daha açamayacağı evinin anahtarını bıraktı.
Ah o anaların gözyaşları!
Ah o babaların kırılmış yürekleri,çocukların yarım bırakılmış hayalleri!
Doğu’nun dağlarının,vadilerinin, köylerinin dili olsa da konuşsa!
Yakılan evler,boşaltılan köyler, dağıtılan aileler, korkuyla geçen geceler,silah sesleri arasında büyüyen nesiller…
Köyleri, mezraları, içindeki yiyecekleri ve hayvanlarıyla birlikte ateşe vereren bir vandalizm…
Diyarbakır’ın Dicle ilçesine bağlı Kurşunlu (Pirejman) köyünün hafızasına kazınan acılar bunlardan biri!
Kurşunlu’ya yağdırıldığı anlatılan kurşunların insanların yüreklerinde açtığı yaralar hâlâ kapanmadı.
O köylerin yalnızca evleri değil,huzuru, geleceği ve nesiller boyu biriktirdiği hatıraları da paramparça edildi.
Anaların, babaların nasırlı elleriyle, alın teriyle,göz nuruyla,yokluk içinde binbir zahmetle inşa ettikleri yadigâr evler, gözyaşlarına aldırış etmeyen devletin haydut çeteleri tarafından ateşe verildi.
O evlerin günümüzde ayakta kalan duvarları, aradan kırk yıl geçmesine rağmen bütün yoksulluğa, zorluğa ve zorbalığa direniyor.

Dün “yardım ve yataklık”, bugün “irtibat ve iltisak”!
Kırk yıl önce resmî ideoloji,“Gündüz külahlı, gece silahlı!” jargonuyla, “yardım ve yataklık” suçlamasıyla halkı avutuyor ve kandırıyordu.
Bugünkü yobazlar ise aynı mirasın devamcıları olarak;“irtibat, iltisak ve yeniden yapılanma” söylemiyle şafak operasyonlarını meşrulaştırmaya çalışıyor.
Gecenin zifiri karanlığında dağdan inen silahlı kişilerin uzattığı namluların ucuna, can korkusuyla bir parça ekmek iliştirmek zorunda kalan köylüler,sabahın ilk ışıklarıyla Skorskylerin gürültüsü eşliğinde postallılarının köy baskınlarıyla uyanıyordu.
Gece silahların gölgesinde, vermeye mecbur bırakıldıkları bir ekmeğin hesabı,sabah “terör örgütüne yardım ve yataklık” sorgusu ve dayanılmaz dipçikli işkenceleriyle falakaya yatırılıyordu.
Sonra cezaevinde kendini buluyordu, insanlar.
Bir tarafta dağdan inenlerin namlusu, diğer tarafta devletin silahı ve sopası!
Gecenin karanlığında dağdan inen silahlı kişilerin gelişinden, ilçedeki veya ildeki askerin nasıl haberi olabiliyordu?
Bu ayrı bir büyük soru işareti.
Bu çarpık ve haydut devlet zihniyeti, aslında bilinçli şekilde insanları dağa çıkarmak zorunda bırakıyordu.
Peki ne değişti?
Şimdi ise açlığa mahkûm edilen KHK’lılara yardım eli uzatan insanların kapıları,“irtibat, iltisak ve yeniden yapılanma” suçlamalarıyla seher vakti koçbaşlarıyla kırılıyor.
Ağır silahlı ekiplerle evler basılıyor.
Dün silah zoruyla verilen bir lokma ekmek suçtu, bugün mağdur bir insana uzatılan yardım eli.
Dün “yardım ve yataklık” deniliyordu,bugün “irtibat ve iltisak”.
Değişen bir şey yok.
Tezgâh aynı, çark aynı; başında duranlar değişti.
Bir konuşabilse bu topraklar, viran olmuş evler!
Bir dile gelse Pirejman’ın sırtını dayadığı, mübarek bir zatın adını taşıyan Şeyh Mehmed Dağı.
Yankılansa ihtişamlı Bağdin Dağı, anlatsa nelere şahit olduğunu.
Bir dile gelse Kurşunlu Köyü’nün kalbinde metfun bulunan, Hazreti Ömer’in neslinden Hz. Musa!
Anlatsa o karanlık geceleri, korku dolu sabahları, anaların feryatlarını, babaların çaresizliğini…
Şeyh Mehmed Dağı’nın eteklerinden, Hz. Musa’nın makamına kadar her patikanın, her viran duvarın anlatacağı o kadar acılar varki!
Hasılı, bu haydut anlayışın işlediği suçlar, bu toprakların hafızasında asla silinmez yaralar bıraktı.
Dile kolay!
20 ilde 905 köy ve 2 bin 523 mezra boşaltıldı.
Hacettepe Üniversitesi’nin araştırmasına göre, 1 milyon 200 bine yakın insan zulüm ve zorunlu göçle ata yurdundan, baba ocağından koparıldı!
Kurşunlu (Pirejman) köylülerinin yaşadığı zulüm, yalnızca bir köyün değil, koca bir coğrafyanın kanayan yarasıydı.
Doğu ve Güneydoğu’nun dört bir yanında aynı acılar yaşandı; aynı ocaklar söndü, aynı analar ağladı, aynı hayatlar karartıldı!
Yerinden yurdundan sürülen insanlar, büyük şehirlerin varoşlarına mahkûm edildi.
Yoksulluğun, yokluğun ve sefaletin pençesinde, derme çatma gecekondularda ömür tükettiler.
Diyarbakır’da hendek çatışmaları sırasında yerle bir edilen mahallelerde de bu acıların izleri vardı.
Bir zamanlar köylerinden koparılan insanların sığındıkları şehirlerde de yuvaları, huzurları ve hayatları yerle bir edildi.
Kimileri yıllarca emek verdiği evini, bağını, bahçesini, tarlasını geride bıraktı.
Kimileri yaşlı anne ve babasının mezarını yıllarca ziyaret edemedi.
Nice analar, babalar doğdukları topraklara hasret, bu acıları yüreklerinde taşıyarak hayata veda etti.
1986’dan 2026’ya uzanan dram ve acı dolu 40 yıl…
Dün köyleri yakıp yıkanların, bugün ülkeyi soyup soğana çevirenlerin zulmünü ve hukuksuzluğunu başkalarının üzerine yıkma anlayışı değişmedi.
Dün her cinayet, her köy ve mezrayı yakma ve yıkmayı PKK’ya ihale ediliyordu; bugün her ahlaksızlığın, her aymazlığın üzerine “F.TÖ” etiketi yapıştırılıp, balık hafızalı topluma yutturuluyor!
Dün postallı, üniformalı, ağzı küfürlü; bugün badem bıyıklı, ağzı sözde besmeleli, takım elbiseli…
Zulmün kılığı değişti, zihniyeti değişmedi!
Tazminatı başına çalsınlar.
Bu topraklar artık zulüm değil adalet, gözyaşı değil huzur istiyor!
Sahi, dün köyleri yakan bonzai kafalı devletlilerle bugün milleti söğüşleyen, 17-25 Aralık yolsuzluklarının gölgesinde semizlenen Saray’daki fon’zai kafalılar arasında bir fark görebiliyor musunuz?
e.cansever@zamanaustralia.com.au









