Eşini genç yaşta kaybetti. Biri iki yaşında, diğeri henüz dünyaya gelmemiş iki çocuğunu tek başına büyüttü. Haftanın altı günü çalıştı; hem anne hem baba oldu. Büyük oğlu Ahmet Berat Yüksel, pilotluk hayaliyle Hava Harp Okulu’na girdi. Ancak 15 Temmuz 2016 gecesi, Yalova’daki kamptan verilen emir üzerine diğer askeri öğrencilerle birlikte İstanbul’a götürüldü. Sonrasında tutuklandı ve müebbet hapis cezasına çarptırıldı. O gün 20 yaşında olan Berat bugün 30 yaşında. Annesi Hürriyet Yüksel, yaklaşık 10 yıldır oğlunun yolunu gözlüyor: “Çocuğum içeride yaşlandı, ben dışarıda yaşlandım. Ben yavrumu istiyorum. Adalet istiyorum.”

Burak AKİFCAN-ZAMAN Avustralya
Ankara’nın Polatlı ilçesindeki evinde KHK TV ‘ye konuşan Hürriyet Yüksel, çocuklarını nasıl büyüttüğünü, oğlunun Hava Harp Okulu’na uzanan eğitim hayatını, 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını, yargılama sürecine ilişkin itirazlarını ve yaklaşık 10 yıldır devam eden cezaevi görüşlerini anlattı.
“İKİ ÇOCUĞUMA HEM ANNE OLDUM HEM BABA”
Önce sizi tanıyalım. Hürriyet Yüksel kimdir?
Polatlı’da doğup büyüdüm. Sivri köyüne gelin gittim. Üç yıllık evliyken eşimi trafik kazasında kaybettim. Berat o zaman iki yaşındaydı. Diğer oğluma da hamileydim; eşimin vefatından 27 gün sonra doğum yaptım.İki çocuğum da babasız büyüdü. Onlara hem anne oldum hem baba. Evlatlarımı kolay büyütmedim.
Eşinizi kaybettiğinizde çok gençsiniz. İki çocuğu tek başınıza nasıl büyüttünüz?
Kayınvalidemle kayınpederim bana sahip çıktı. Allah onlardan razı olsun. Ben onları bırakmadım, onlar da beni bırakmadılar. Onların kızı gibiydim.Çocuklar büyüyünce çalışmam gerekiyordu. Kayınvalidem, “Ben çocuklara bakarım, sen çalış” dedi. Ben de işe girdim.
Ne iş yaptınız?
Temizlik yaptım, çay hazırladım, yemek yaptım. Yaklaşık 20 yıldır aynı yerde çalışıyorum. Haftanın altı günü, sabah 8.30’dan akşam 5’e kadar çalışıyorum.Çocuklarımı böyle okuttum.
“BERAT’IN HAYALİ PİLOT OLMAKTI”
Berat nasıl bir öğrenciydi?
Başarılı bir öğrenciydi. İlkokuldan itibaren hep takdir, teşekkür belgeleri aldı. Öğretmen lisesini bitirdi.Daha sonra üniversite sınavına girdi, Kocaeli Üniversitesi Mekatronik Bölümü’nü kazandı. Askerî okul sınavlarına da girdi. Kara, Deniz ve Hava’yı kazandı. Hava’yı seçti.Anne, ben pilot olmak istiyorum. Benim hayalim pilot olmak.
Hava Harp Okulu’nda ne kadar okudu?
Üç yıl okudu. Sonrasında o yaz memlekete geldi. Tatilin ardından okula döndüler. Birkaç gün sonra da her yıl yapılan rutin kamp için Yalova’ya götürüldüler.
Kamp çok ağır geçiyordu. Bana, “Anne, bu kamp bir bitse. Çok zor” diyordu.
“TELEFONLARI YOKTU, DIŞARIDA NE OLDUĞUNU BİLMİYORLARDI”
15 Temmuz’a giden süreçte Berat ve arkadaşları neredeydi?
Yalova’da kamptalardı. Çadırlarda kalıyorlardı. Telefonları yoktu, televizyon yoktu, dışarıyla iletişimleri yoktu.Biz de çocuklarımızı devletin en güvenilir kurumuna teslim ettiğimizi düşünüyorduk. O kadar güveniyorduk ki Berat hafta sonu okuluna döndüğünde mutlaka beni arardı. Bir gün aramayı unutunca okulu aramıştım. Bana, “Anne, buradayım, okuldayım; nereye gideceğim?” demişti.
15 Temmuz gecesi çocuklara ne söylendiğini biliyor musunuz?
Berat’ın ve diğer çocukların daha sonra anlattıklarına göre gece yarısına doğru kendilerine bir terör saldırısı olduğu söylenmiş. Ardından otobüslere bindirilmişler.
Benim itirazım şu: Bunlar öğrenciydi. Emir-komuta zincirinin en altında olan çocuklardı. Telefon yok, televizyon yok, dışarıda ne olduğunu bilmiyorlar. Kendilerine “Otobüse binin” denildiğinde nasıl itiraz edeceklerdi?
“O GECE BERAT’I DURMADAN ARADIM”
Siz 15 Temmuz gecesi neredeydiniz?
Evdeydim. İşten gelmiştim, çok yorgundum. Akşamdan üzerime bir ağırlık çöktü ve uyudum.Gece bir civarında eltim aradı: “Kalk, darbe oluyor” dedi.Ben de, “Berat Yalova’da kampta, öğrencinin darbeyle ne işi olacak?” dedim. O an gerçekten aklıma oğlumun başına böyle bir şey gelebileceği hiç gelmedi.
Berat’a ulaşmaya çalıştınız mı?
Bütün gece aradım. Telefonu açılmıyordu.Daha sonra öğrendim ki sabah polisler geldiğinde Berat amcasını kısa süreliğine aramış. “Amca, bizi karakola götürüyorlar. Anneme söyleme” demiş.Benden gizlemişler, üzülmeyeyim diye.
Oğlunuzun gözaltında olduğunu nasıl öğrendiniz?
Pazar günü bir polis Çağlayan Adliyesi’nden aradı. “Çocuğunuz Ahmet Berat Yüksel burada, merak etmeyin” dedi.O zamana kadar ben hâlâ oğlumun kampta olduğunu düşünüyordum.
“İKİ AY BOYUNCA SESİNİ DUYAMADIM”
Berat’ı ilk ne zaman görebildiniz?
Yaklaşık iki ay sonra kapalı görüşte.İki ay boyunca çocuğumun sesini duyamadım. Bir avukat aramıştı. Ona yalvardım: “Ne olur bir sesini duyayım” dedim. “Seni konuşturacağım teyzeciğim” dedi ama görüştürmediler.İki ay sonra camın arkasında gördüm.
İlk söylediği ne oldu?
“Annem, ben bir şey yapmadım” dedi.Ben de, “Ben sana inanıyorum yavrum. Senin böyle bir şey yapmayacağını biliyorum” dedim.Ama çocuk korkuyordu. Kapalı görüşte telefonla bile rahat konuşamıyordu.
“ÇOCUĞUM İÇERİDE YAŞLANDI, BEN DIŞARIDA YAŞLANDIM”
Aradan yaklaşık 10 yıl geçti. Bu süreyi bir anne olarak nasıl tarif ediyorsunuz?
On yıl az değil. Bir ömür gitti.Çocuğum içeride yaşlandı, ben dışarıda yaşlandım. Ben oğlumu 20 yaşında bıraktım. Şimdi 30 yaşına geldi.Yaşıtları evlendi, hayat kurdu. Arkadaşlarını görünce kendimi tutamıyorum.Ben 10 senedir neredeyse bir gün gözyaşsız yatağa yatmadım. Berat diyerek yatıyorum, Berat diyerek kalkıyorum.Maddi manevi tükendik artık.Ben yavrumu istiyorum. Adalet istiyorum.
Bu 10 yıl sizin günlük hayatınızı nasıl değiştirdi?
Mesela şu balkonuma çıkıp 10 yıldır doğru dürüst oturmadım.Yaz günü balkona çıkıp oturacağım zaman, “Benim Berat’ım dört duvar arasında; çiçeğe, toprağa, temiz havaya hasret” diyorum. İçim yanıyor.Ben burada rahat oturamıyorum.Gençliğini aldılar çocuklarımızın. Geleceklerini aldılar. Bari sağlıklarını almasınlar.
Berat bugün nasıl?
Her görüşe gittiğimde biraz daha yaşlanmış görüyorum yavrumu.
Bir fotoğrafı var, yaklaşık 28 yaşındayken çekilmişti. Şimdi ondan da daha yıpranmış durumda.
Ama hâlâ umutlu.
Neye umut ediyor?
Masumiyetinin ortaya çıkacağına.
Bana hep, “Anne, bir gün her şey açığa çıkacak. Allah büyük. Sen kendini üzme” diyor.
Kendisi içeride ama beni teselli ediyor.

“ARKAMDA ANACIĞIM DAĞ GİBİ DURUYOR, DİYOR”
Sizin onun için verdiğiniz mücadeleyi biliyor mu?
Biliyor. “Annem kendini çok yıpratma” diyor ama arkasında olduğumu bilmek onu mutlu ediyor.Geçenlerde görüşe haber vermeden gittim, sürpriz yaptım. Beni görünce ellerimi öptü.“Anacığım benim… Arkamda benim anacığım dağ gibi duruyor” dedi.Benim bütün gücüm de bu zaten.
“İKİ YAŞINDA BABASIZ KALDI”
Berat’ın size bu kadar düşkün olmasında küçük yaşta babasını kaybetmesinin etkisi var mı?
Elbette. İki yaşındaydı babası öldüğünde. Babasının arkasından yeni yeni “Baba” diye koşuyordu.Kardeşi ise babasını hiç görmedi.Çocukluğunda başka aileleri birlikte gezerken gördüğünde üzülürdü ama Berat bana pek belli etmezdi. Her şeyi içine atardı.Beni çalışırken, çabalarken gördü.Bana hep, “Anneciğim az kaldı. Okulum bitecek, seni kurtaracağım, yükünü ben alacağım” derdi.Ama başına ne geleceğini bilmiyordu.
Berat’ın yargılamasını siz de takip ettiniz. Sürece ilişkin en büyük itirazınız nedir?
Bize göre ne çocuklarımız ne de avukatlarımız yeterince dinlendi. Savunmaların gerektiği gibi değerlendirilmediğini düşünüyoruz.Dava üç celsede bitti.Ben şunu anlamıyorum: Normal bir boşanma davası bile yıllarca sürebiliyor. Bu kadar çocuğun yargılandığı bir dosya üç celsede nasıl bitebilir?
Mahkemelere bazı görüntülerin ve delillerin sunulduğunu, fakat bunların gerektiği şekilde değerlendirilmediğini düşünüyoruz.Ben anne olarak tekrar, adil bir yargılama istiyorum.
“MÜEBBET KARARINI HİÇ BEKLEMİYORDUK”
Müebbet kararı çıktığında ne hissettiniz?
Hiç beklemiyorduk.
“Bunlar öğrenci. Yargılanırlar, gerçek ortaya çıkar ve bırakılırlar” diye düşünüyorduk.Başta bize “Dokuz ay sürer” denmişti. Ben o zaman bile, “Dokuz ay nasıl geçecek?” diyordum.
Şimdi dokuz yıl geçti, on yıl oldu.Berat da böyle bir ceza beklemiyordu. Ama bana hiçbir zaman yaşadığı acıyı yansıtmadı.
“BENİM ÇOCUĞUM SUÇ İŞLEDİYSE ÖNCE BEN KARŞISINDA DURURUM”
Bir anne olarak yetkililere temel sorunuz nedir?
Benim sorum çok açık:
Benim çocuğum ne yaptı?
Bu çocukların suçu nedir?
Eğer benim çocuğum suç işlediyse, suçu deliliyle ortaya koysunlar. Ben kendi çocuğum yanlış yaptıysa önce kendim karşısında dururum.
Ama adil bir yargılama yapılsın.
Dosyalar tekrar açılsın, yeniden bakılsın.
On yıldır bu çocuklar neden içeride, bunu bize anlatsınlar.
“DOKUZ YIL SİLİVRİ’YE, ŞİMDİ KIRŞEHİR’E GİDİYORUM”
Berat uzun süre Silivri’de kaldı. Şimdi nerede?
Dokuz yıl Silivri’ye gidip geldim. Daha sonra Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne getirildi.
Şimdi Kırşehir’e gidiyorum.
Her ay görüşüne gidiyor musunuz?
Her ay gidiyorum. Bazen ayda iki kez gittiğim oluyor; bayram görüşü ve normal görüş.
Gitmek zorundayım. Çünkü biliyorum ki o çocuk kapıya bakıyor.
“Annem gelecek mi?” diye bekliyor.

“BİR GÜN TREN GARINDA OTURUP AĞLADIM: BU ÇİLE NE ZAMAN BİTECEK?”
Cezaevi yolculuklarında sizi en fazla etkileyen anlardan biri hangisiydi?
Bir defasında Kırşehir’e gidecektim. Sabah çok erken saatte kalktım. Tren var zannederek gara gittim.Saat geçti, tren yok.
Orada tek başıma oturdum. Bir anda ağlamaya başladım.
“Allah’ım, bu çile ne? Bitir artık bu çileyi” dedim.
Sonra oğluma anlattım. O da, “Anam, siz de yollarda perişan oldunuz” diye üzüldü.
Bu defa da “Keşke anlatmasaydım, çocuk içeride bir de buna üzülüyor” dedim.
“YAKINLARIMIZDAN BİLE BİZİ ANLAMAYANLAR OLDU”
Bu süreçte yakın çevreniz sizi anlayabildi mi?
Anlayan da oldu, anlamayan da.
Kendi akrabalarımdan bile oğlum hakkında doğru olmayan şeyler söyleyenler oldu. “Senin oğlun köprüde yakalandı” diyenler çıktı.
Ben de, “Yanında mıydın? Gördün mü?” diye sordum.
Bu sözler insana çok ağır geliyor.
“SESİMİZİ DUYURMAK İÇİN ANNELER OLARAK SOKAĞA ÇIKTIK”
Siz sadece cezaevi görüşlerine gitmediniz, kamuoyuna sesinizi duyurmaya da çalıştınız.
Evet. İşten izin alabildiğim her fırsatta mücadele etmeye çalıştım.
Anneler olarak Ankara’da sesimizi duyurmak için bir araya geldik. Bir defasında gözaltına alındık, gece yarısına kadar tutulduk.
Ben annelere hep şunu söylüyorum:
Çıkın, çocuklarımızın hakkını savunalım. Çocuklarımızın sesini duyuralım.
On yıl oldu. Çocuklarımızın gençliği gitti.
Bu on yılı geri getirebilir miyiz?
Getiremeyiz.
Bari bundan sonraki hayatları gitmesin.
“BENİM NE KORKACAĞIM KALDI?”
Bazı aileler neden sessiz kalıyor sizce? Korkuyor olabilirler mi?
Bilmiyorum. Ben onların adına konuşamam.
Ama kendi adıma şunu söylüyorum:
Benim ne korkacağım kaldı ki?
Evladımı almışlar. Ciğerimi almışlar.
Ben zaten gecemi gündüzümü kaybetmişim.
Benim tek derdim çocuğuma yetişebilmek, onun arkasında durabilmek.
“PATRONUM BANA ‘AKILLI OL, OĞLUNUN SANA İHTİYACI VAR’ DEDİ”
Bu ağır süreç psikolojik olarak sizi nasıl etkiledi?
Çok yıprandım. İş yaparken kendi kendime konuşmaya başladığım zamanlar oldu.
Bir gün patronum bana, “Akıllı ol. O çocuk dört duvar arasında seni bekliyor. Sen kendini kaybedersen ona da zarar verirsin” dedi.
Haklıydı.
Berat’ın bana ihtiyacı var.
Benim en büyük korkum, bana bir şey olması.
Çünkü anne başka oluyor.
“BEN EVLADIMI İSTİYORUM; OKULLARI DA,SARAYLARI DA ONLARIN OLSUN”
Bugün size, “Ne istiyorsunuz?” diye sorulsa cevabınız ne olur?
Ben evladımı istiyorum.
Okulları da onların olsun, her şey onların olsun.
Ben evladımı köyde de büyütürüm, bakarım. Çalışır, ekmeğini kazanır.
Ekmeği veren Allah.
Benim evladım özgür olsun yeter.
“SARAYDAKİ ANNELERE DE SESLENİYORUM: BİZİ DE GÖRÜN”
Siyasetçilere ve karar vericilere ne söylemek istersiniz?
Onlara da sesleniyorum: Siz de annesiniz, babasınız. Sizin de evlatlarınız var.
Bizi görün.
Biz de anneyiz.
Çocuklarımızın dosyalarına yeniden bakılsın. Yeniden, adil bir yargılama yapılsın.
Suçları varsa delilleri ortaya konulsun.
Ben başka bir şey istemiyorum.
“20 YAŞINDA GİRDİ, 30 YAŞINA GELDİ”
Berat’ın hayatından geçen bu 10 yılı düşündüğünüzde sizi en fazla ne yaralıyor?
Gençliği.
20 yaşında girdi, 30 yaşına geldi.
Hayat kuramadı. Evliliği olmadı. Mesleğine başlayamadı. Pilotluk hayalini yaşayamadı.
Çiçeğe, toprağa, temiz havaya hasret kaldı.
Ben evladımın 20’li yaşlarını geri getiremem.
Onun için diyorum ki artık sağlıklarını da almasınlar.
“BİR GÜN BU EVDE BERAT’LA BİRLİKTE OTURMAK İSTİYORUM”
Berat’ın hikâyesinin anlatıldığını bilse ne hissederdi sizce?
Mutlu olurdu.
Arkasında insanların olduğunu, sesinin duyulduğunu bilmek ona umut olur.
Benim en büyük duam da bir gün bu evde Berat’la birlikte oturmak.
Kapıdan özgürce girdiğini görmek.
Son olarak bütün annelere ve yetkililere ne söylemek istersiniz?
Bütün annelere söylüyorum: Çocuklarımızın hakkını savunalım, seslerini duyuralım.
Yetkililere de yalvarıyorum:
Bir daha bakın bu dosyalara. Adil bir yargılama olsun.
Çocuklarımız 20 yaşında girdi, 30 yaşına geldi.
Artık bu acı bitsin.
Ben yalnız kendi oğlum için dua etmiyorum. Haksızlığa uğradığına inandığım bütün insanlar için dua ediyorum.
Rabbim bütün masumlara özgürlük nasip etsin.
Benim yavruma da nasip etsin.
Adı gibi Berat olsun.













