Görüşmeyeli neredeyse 10 yıl olmuştu.
Mezarlığın bahçesinde mütevekkil bakışlar ile cenazeye gelen kalabalığı süzüyordu.
Sarıldık.
Hasretle özlemle..
Yıllar sonra ilk temas cenaze vesilesiyle olunca insan yaralarla bezeli, kavruk gönlü nasıl onaracağını bilemiyordum.
Kelimeler de tarifte yetersiz kalıyor zaten.
Bir şey diyemedim.
Sırtını sıvazladım.
Belki iyi gelir diye düşündüm. 26 yıl önce Mardin’de birlikte çalışmış, orada tanışmıştık. 2012’de Erzurum’da tekrar buluştuk.
2016’dan sonra ben hapis yattım, o da tutuklandı.
O yatarını bitirene kadar tutuldu.
Yeniden buluşma nasibi buradaymış dedim.
Gülümsedi.
Erzurumlular “işte geldik, işte gidik” derler dedi.
Bugün de farklı bir gidiş için buradaydık.
Hicret yoluna çıkarken abisi ile konuşmuş.
Bu iş çok ciddi şakası yok.
Gittiğin yerde ilk önce mezar yeri bakacaksın, dönüşü yok.
Sözleşmişler..
Abisi ile son görüşmesinde mezarlığı göstermiş, ben yerini buldum demişti. Ahmet hoca, Erzurum’un ilk ortaokul öğrencilerinden birisiydi.
O günden bugüne hep dimdik, hep hizmet yolunda ömür geçirmişti.
Tek işi vardı Ahmet hoca’nın..
İman ve Kur’an tohumları saçmak..
İsviçre’ye adım atar atmaz da saçmaya başlamış, çevredeki çocukların toparlayıp 35 yıllık Kur’an hizmeti rehberliği tecrübesiyle ruhunun ilanlarını damla damla akıtmıştı.
Şimdi öğrencileri cenaze törenini organize ediyordu.
Neredeyse hiçbirini tanımıyordu.
Oradaki herkes yaralı bir gönülle öz kardeşini defnetmeye gelmiş gibiydi..
Onu toprağın bağrına tohum olarak İsviçre topraklarından birine defnediyorlardı.
Hicret yanında şehadet olabilgince ağır, olabildiğince yalnız ve olabildiğince eksilmiş hissettiriyor.
Bayram Karabıyık hoca’nın iri vücudu, tombul sayılabilecek yüzündeki olabildiğince mütevekkil bir tavır vardı..
Biraz deşince sebebi anlaşıldı.
Meğer geçtiğimiz ay İstanbul’da yaşayan abisini de kaybetmiş, cenazesine gidememişti..
“Babama da gidemedim.
Tutsak idim.
“Sevdiklerinin kabrine gidip toprak atamayinca insan öldüğüne inanamıyor” dedi.
Tahliye olduktan sonra evde otururken hep yan odada imiş de her an gelecekmiş gibi oluyordu.
Gelmedi, gelemedi.
Şimdi de Ahmet abisi.
Evinde misafir ettiğinde kusmuş, kusma ile başlayan hastane ziyareti 15 gün içinde kemoterapiye dönüşmüş ve birkaç gün sonra vefat gerçekleşmişti.
Öyle bir anda.
İşte geldik işte gidik der gibi.
Herkese mutluluk veren tek şey kandan irinden deryaları azimle ve kararlılıkla aşmış, davası uğrunda en son bedenini musallaya koymuştu.
Gönül verdiği davanın nişanesi olarak da İsviçre’de defnedildi.
Yola çıktığında vermiş olduğu söze sadık kalarak..
Bayram hocanın tek tesellisi de mürebbisi hizmet ve hicret yoldaşı abisinin kabrine toprak atabilmek olmuştu.
Ne sessiz, ne yorucu, ne dağlara ağır gelen yüklere bulunan küçücük teselliler..
Üstelik bu sefer yanında soykırım mağduru ve Hollanda’da muhacir abisi de vardı..
Almanya’ya dönerken evimizin yakınında göl kenarında misafir ettik.
Konuştuk.
Konuşulması geciken onbinlerce konudan bir kaçına yetti sınırlı zamanı.
Erzurum’un bir köyüne cenazesi kabul edilmediği için dağ başında tek başına gömülen Abdulkadir’i de andık..
O gurbet günlerinden, o gurbet mekânlarından buralara kendilerine sinelerini açan yeni vatanları andık..
Yüzlerce kişiyle defnolunan Ahmet hocaya kadar dopdolu bir hasenat ansiklopedisine bir sayfa daha ekledik..
Ne güzel bir arkadaş idi..
Ne güzel bir insan, ne güzel bir aile..
Kadınları 40 ay gaybubet yaşamış, erkekleri zindanı ve sürgünü vatan eylemiş mütevekkil bir aile..
Rabbim sevgilerine, sefaatlerine nail eylesin.. Fehmi Acat-İsviçre













