• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home Manşet

Şafak Süvarileri

Ağustos 9, 2026
in Manşet, YAZARLAR
2
Görüntüleme
Facebook'da PaylaşTwitter'da Paylaş

 

 

Yeniden

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

14 ay hapis yattı, Almanya’ya sığındı: KHK’lı Prof. Dr. Aktürk’ten ilham veren başarısı

10 ayda 17. seyahat, DİB Başkanı Safi Arpaguş şimdi de Japonya’ya gitti

‘Behçet Oktay’ dosyasını “intihar” diyerek kapatanlar şimdi nerede görev yapıyor?

Harlanan Kutlu Kor

Sıcak bir yaz akşamıydı.

Zaman, amansız bir ayrılığın eşiğine gelip dayanmıştı.

Mütevazı kültür merkezi yine tarihi bir güne tanıklık ediyordu.

Günün kızıl koru, okyanusun sonsuz ufkunda yavaşça erirken, gökyüzü batan güneşin rengiyle yıkanıyordu.

Altay Hoca için veda vaktiydi.

Salonun kalabalığı arasında otuzlu yaşlarındaki gökçek yüzlü bu yiğide bakarken, orada sadece bir kardeşimizi başka bir ülkeye, meçhul bir hayata uğurlamadığımızı biliyordum. Biz aslında, yıllardır içimizde uyuyan, konforun rehavetiyle unuttuğumuz bir hakikati uyandırıyorduk. Hicreti, fedakârlığı ve güvenli limanları terk edebilme cesaretini…

Tıpkı geçen yıl bu günlerde dualarla uğurladığımız Abdullah Hoca gibi o da gidiyordu.

1990’ların Önden Giden Atlıları gibi şimdi de sürecin alacakaranlığından fırlayan Şafak Süvarileri yollardaydı.

Onlar, tarihin seyrini değiştiren çağımızın “İkinci Önden Giden Atlıları” idi.

Kervanın bu yeni fecir süvarisi, Kara Kıta’nın çamurlu yollarına, karanlığa gömülen sokaklarına, akmayan sularına ve kesik elektriklerine doğru adımlıyordu. Yakıcı güneşin birer fırına çevirdiği o barakalarda; sıtmanın, dizanterinin ve tifonun pençesindeki ruhlara taze bir umut, serin bir nefes olacaktı.

Zihnim beni birden otuz beş yıl öncesine, yollara düşen o ilk adanmış ruhlara götürdü. Bugün geriye dönüp baktığımızda, onların gerçekten de “Önden Giden Atlılar” olduğunu çok daha net görüyoruz. Onların elinde bugünün imkânları, açık yolları, tecrübeli rehberleri yoktu. Lakin kalplerinde her türlü mahrumiyeti yakıp kül edecek devasa bir sevda vardı.

Sadece bir bavulla çıktılar yola. Dillerini, usullerini bilmedikleri yabancı şehirlerde yepyeni dünyalar inşa ettiler. Kimi gurbetin koyu yalnızlığıyla çarpıştı, kimi sıla hasretiyle yandı, kimi en aziz varlıklarını feda etti. Fakat kendileri için yaşamadılar; bir yetimin tebessümüne ışık olmak, sevginin ve güzel ahlâkın sınır tanımayan gücünü göstermek için gittiler.

Belki o öncülerden bazıları bugün aramızda değil; fakat bıraktıkları miras dipdiri ayakta ve şimdi o mirası devralan yeni yolcular yollarda.

Hicret; sadece bir coğrafya değişikliği, bir mekân değiştirmesi değil, topyekûn bir gönül seferberliğidir. Asıl büyük yolculuk; insanın kendi sınırlarını yıkması, aşina olanın güvenli limanından, bilinmeyenin o engin ve dalgalı denizlerine yelken açmasıdır.

Zaman acımasızdır, insanı yorar. Yıllar geçtikçe her birimiz ayrı sınavlardan geçtik. Bazı heyecanlarımızın küllendiğini, ilk günlerdeki o çocuksu coşkumuzun sükunetini hissettik. Fakat o kutsal ateş hiç sönmedi; sadece üzeri zamanın tozlarıyla örtüldü.

Bulunduğumuz şehirden önce Abdullah Hoca’nın, şimdi de Altay Hoca’nın hicreti, yıllardır sessiz duran bir kutlu koru yeniden harlandırdı. Gönlümüzün derinliklerinde unuttuğumuz o asil ses yeniden yankılandı:

“Daha yapılacak çok şey var!”

Bir ara salondaki fısıltıların arasından rüzgâr gibi esen o çetin soru çarptı sineme:

“Asr-ı Saadet’te Başlarımızın Tacı, Rehberimiz, Peygamberimiz (s.a.v.) vardı. İnsanlar O’nun varlığından aldıkları devasa motivasyonla hicret yollarına dökülüyordu. Yakın maziye kadar, bu asırda da Hocaefendi’nin varlığı, nefesi ve rehberliği en büyük kenetlenme ve aksiyon sebebiydi. Peki ya şimdi? Sizi bugün, Avrupa gibi cennet misali bir coğrafyadan alıp, her türlü mahrumiyetin hüküm sürdüğü o çetin ülkelere hicret ettiren motivasyon nedir?”

“Haklısınız.” dedi, Altay Hoca. “Soru ağır ve bir o kadar da açık. Fakat benim için cevabı çok net. Ben yıllardır buralarda, bu sıralarda, bu gurbet ikliminde talebe yetiştiriyorum. O fidan gibi gençlerin karşısına her çıktığımda onlara hep aynı şeyi, bizzat Hocaefendi’den duyduğumuz o mukaddes mefkureyi anlattım. ‘Başkaları için yaşama idealini’ ve o adanmışlık yolunun ilk yiğitleri olan ‘Önden Giden Atlıları’.

Dün, hiçbir maddi imkânı yokken sadece sinesindeki iman çağlayanıyla Asya’nın steplerine, Afrika’nın çöllerine koşan o ilk adanmışları anlattım onlara. Gençlerin hayalleri o hikâyelerle büyüdü, kalpleri o destansı hicretlerle çarptı.

Eğer ben Avrupa’nın konforuna sığınıp burada kalsaydım, o çocuklara ne söyleyebilirdim? Talebelerimin, sözüyle özü bir olan canlı bir örnek görmelerini istedim.

Öncüler emaneti bıraktı ve gitti; ama o emanet, o adanmışlık tohumu artık bizim içimizde. İşte bu yüzden gidiyorum. Kuruyan topraklara can suyu olmak, dün anlatılan o asil hikâyenin bugün yaşayan bir parçası olmak için…”

Veda konuşmasında Altay Hoca’nın söylediği şu cümle zihnime adeta çakıldı:

“Hicreti tersten okursanız ne çıkar bilir misiniz?”

Herkes nefesini tuttu.

“Tercih. Benim de tercihim bu.”

Ne derin ne de sarsıcı bir tefekkür… Altay Hoca’nın tercihi ayan beyan ortadaydı. O konforlu olanı değil anlamlı olanı, kolay olanı değil insanlığa faydalı olanı seçti. Üstelik bu yalnız onun kararı değildi. Eşiyle birlikte verdikleri ortak bir ahitti. Çünkü böylesi devasa yolculuklar tek bir yürekle taşınamaz. Bir eşin duası, sabrı, sadakati ve desteği olmadan bu ağır yük kaldırılamaz. Birlikte bilinmeyene yürümek, aynı davaya baş koymanın en zarif, en asil ifadesidir.

Bazen bir hicret, tek bir bavula sığmayacak kadar büyüktür. O bavulun içine yılların hatıralarını, köklü dostlukları, yaşanmışlıkları ve alışılmış bir hayatın sıcaklığını sığdıramazsınız. Fakat tüm bu insani bağların üzerinde, göklerden gelen o muazzam çağrı çınlar:

“Yeryüzünde yapılacak daha çok güzellik var!”

Asr-ı Saadet’in hicret aynası bize bu hakikati en berrak hâliyle gösterir. Hz. Mus’ab bin Umeyr(r.a.) Mekke’nin en geniş imkânlarına, en ihtişamlı hayatına sahip, göz kamaştıran bir gençti. Lakin iman nuruyla şereflenince, bütün o lüksü elinin tersiyle itip bambaşka bir tercihte bulundu. Konfor yerine çileyi, servet yerine hizmeti seçti. Medine yollarına düştüğünde elinde hiçbir maddi güç yoktu ama sinesinde dünyaları fethedecek bir iman taşıyordu. Bugün adanmış her hicretin arkasında, Mus’abî bir ruhun asil tercihi yatar.

O akşam o salonda gördüğüm tam olarak salondaki hemen herkesin yüreğinde yeniden yanan hicret ateşiydi. Yaz güneşinin altında çıtırtıları duyulan bereketli bir ekin tarlası gibiydi salon. Başak bağlamış, olgunlaşmış ve hasada durmuştu.

Gurbetin yiğitleri, bu gidişin kendilerini sarstığını ve içlerindeki ateşi yeniden tutuşturduğunu itiraf etti.

Salondakiler, bir işaretle, bir beşaretle, bir ses ve bir solukla yarış çizgisinden ileri fırlayacak küheylanlar gibiydi. Herkes yarışa hazır atlar gibi sabırsızdı. Yüzlerdeki kararlılık tek bir hakikati haykırıyordu:

“O’nun yolunda, O’nun rızasına talip olarak gitmiştik, yine gideriz.”

O akşam vedaya değil, bir başlangıca şahitlik ettiğimizi hissediyordum. Dudaklarımdan usulca şu dua döküldü:

“Allah’ım! Bu yolculuğu bir ailenin hikâyesi olarak bırakma. Onu yeniden dirilişe, yeniden heyecana, yeniden hizmet ufkuna açılan bir kapı eyle. Nice yürekleri bu aşk ile uyandır; nice yolları bu adımlarla bereketlendir!”

Aradan yıllar geçecek…

Belki isimler unutulacak, tarihler silinecek, o gün çekilen fotoğraflar sararıp solacak. Ama o akşam atılan adım unutulmayacak.

Çünkü bazı vedalar, aslında tarihin yeniden yazılmaya başladığı anlardır.

Ve bir gün geriye dönüp baktığımızda, belki de şöyle diyeceğiz:

“Biz, küllerin yeniden kor olmaya başladığı ana şahittik. Bir avuç adanmış insanın, ümitsizliğin en koyu vaktinde yeniden yola çıktığı güne şahittik. Meğer o gün uğurladığımız sadece bir aile değilmiş; umutmuş, hicretmiş, geleceğe yürüyen bir nesilmiş.”

O gün ufukta kaybolanlar, aslında bizden uzaklaşmıyordu.

Onlar, yarının aydınlığını bugünden kurmaya gidiyorlardı…

Onlar Şafak Süvarileriydi.

Tags: Harun TokakHİZMET HAREKETİÖnden Giden AtlılarŞafak Süvarileri
PAYLAŞTweetPAYLAŞ
ÖNCEKİ HABER

İYİ Partili Turhan Çömez’e soruşturma

SONRAKİ HABER

‘Behçet Oktay’ dosyasını “intihar” diyerek kapatanlar şimdi nerede görev yapıyor?

BENZER HABERLER

Üniversitesi KHK ile gasp edildi: Münih Üniversitesi Profesörü Zekeriya Aktürk, öfkeyi umuda, umudu başarıya dönüştürdü
Manşet

14 ay hapis yattı, Almanya’ya sığındı: KHK’lı Prof. Dr. Aktürk’ten ilham veren başarısı

Ağustos 9, 2026
Diyanet’te israf tam gaz: Medine’de 5 yıldızlı otelde 5 milyon TL’lik toplantı!
Gündem

10 ayda 17. seyahat, DİB Başkanı Safi Arpaguş şimdi de Japonya’ya gitti

Ağustos 9, 2026
‘Behçet Oktay’ dosyasını “intihar” diyerek kapatanlar şimdi nerede görev yapıyor?
Gündem

‘Behçet Oktay’ dosyasını “intihar” diyerek kapatanlar şimdi nerede görev yapıyor?

Ağustos 9, 2026
Zamana direnen değil, onu duyabilen din!
Manşet

Şahitliğin sorumluluğu -2

Ağustos 9, 2026
Manşet

Figen Yüksekdağ: Çerçeve yasa dar ancak tarihî bir eşik

Ağustos 9, 2026
Satışlarda büyük artış: Avustralya’da her 5 yeni otomobilden biri elektrikli
EKONOMİ

Satışlarda büyük artış: Avustralya’da her 5 yeni otomobilden biri elektrikli

Ağustos 9, 2026
  • All
  • Manşet
Üniversitesi KHK ile gasp edildi: Münih Üniversitesi Profesörü Zekeriya Aktürk, öfkeyi umuda, umudu başarıya dönüştürdü
Manşet

14 ay hapis yattı, Almanya’ya sığındı: KHK’lı Prof. Dr. Aktürk’ten ilham veren başarısı

by adminzaman
Ağustos 9, 2026
0

Altı yıl önce Türkiye’den ayrılarak Almanya’ya sığınmak zorunda kalan KHK’lı Prof. Dr. Zekeriya Aktürk, yaşadıklarını “Zorunlu hicretimin altıncı yılı vesiylesiyle”...

Diyanet’te israf tam gaz: Medine’de 5 yıldızlı otelde 5 milyon TL’lik toplantı!

10 ayda 17. seyahat, DİB Başkanı Safi Arpaguş şimdi de Japonya’ya gitti

Ağustos 9, 2026
‘Behçet Oktay’ dosyasını “intihar” diyerek kapatanlar şimdi nerede görev yapıyor?

‘Behçet Oktay’ dosyasını “intihar” diyerek kapatanlar şimdi nerede görev yapıyor?

Ağustos 9, 2026
O bir Hakas kızı

Şafak Süvarileri

Ağustos 9, 2026
İYİ Partili Turhan Çömez’e soruşturma

İYİ Partili Turhan Çömez’e soruşturma

Ağustos 9, 2026
Zamana direnen değil, onu duyabilen din!

Şahitliğin sorumluluğu -2

Ağustos 9, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

Sosyal Medya

Bluesky
Mastodon
Twitter

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM