Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel’in 2016 yılında tutuklanmalarına ilişkin başvurularını 9 yıl sonra sonuçlandırdı ve Türkiye’yi mahkum etti.
AİHM, Kürt siyasi hareketinin önde gelen iki isminin silahlı terör örgütü üyeliği şüphesiyle tutuklanmalarının hak ihlali olduğuna hükmetti. Mahkeme ayrıca, Tuncel’in tutuklanmasının ardında “muhalefeti sindirme ve siyasi tartışma özgürlüğünü sınırlama” amacı olduğunu belirtti. AİHM, her iki isme de 16 bin avro manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
BDP Eşbaşkanlığı, iki dönem milletvekilliği ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı gibi görevlerde bulunan Gültan Kışanak ile HDP Eşbaşkanlığı ve iki dönem milletvekilliği yapan Sebahat Tuncel’in Kobani davası kapsamında tutuklanmalarına ilişkin AİHM’e yaptıkları Eylül 2017 tarihli başvuruda karar çıktı.
Strazburg Mahkemesi, bugün açıkladığı kararında iki kadın siyasetçinin de haklarının ihlal edildiğine hükmetti. 3 hakimli Komite, başvurucuların tutuklanmaları için “makul şüphe” ve “tutuklu yargılanmaları için makul gerekçe” olmaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5/1 ve 5/3. maddelerinin ihlal edildiğine kanaat getirdi. Bununla birlikte başvurucuların ifade özgürlüğü haklarının engellendiği yönündeki şikayetleri de inceleyen AİHM, sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.
Mahkeme ayrıca Sebahat Tuncel’in tutuklanmasının ardında “muhalefeti sindirme ve siyasi tartışma özgürlüğünü sınırlama” amacı taşıdığına hükmederek 18. maddenin ihlal edildiğine hükmetti.Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel’e 15 Mayıs 2024’te silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla 12’şer yıl hapis cezası verilmişti. Mahkeme, cezaevinde geçirdikleri süreyi göz önünde bulundurarak Kışanak ve Tuncel’i tahliye etmişti.
AİHM, Türkiye’nin tutuklama için öne sürdüğü gerekçeleri reddederek Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) herhangi bir suç faaliyetine karıştığına dair somut kanıt bulunmadığını ve başvurucuların konuşmalarının siyasi nitelikte olduğunu ve şiddeti teşvik etmediğini belirtti. Kışanak yönünden ise, PKK üyelerinin cenazeleri ve belediyedeki anma etkinliklerine ilişkin olarak, belediyelerin cenaze hizmeti sağlamakla yükümlü olduğu, bu olaylarla başvurucunun kişisel bağlantısının kanıtlanamadığı gerekçesiyle “makul şüphe” koşulunun oluşmadığı sonucuna varıldı.













