• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home Manşet

Türkiye’da “Terörist” diye yaftalandı, İsveç “Saygıdeğer Profesör” dedi: Prof. Dr. Akdemir şimdi Linköping Üniversitesi öğrenci yetiştiriyor

Eylül 14, 2026
in Manşet, POLİTİKA, ZULÜM GÜNLÜĞÜ
0
Görüntüleme
Facebook'da PaylaşTwitter'da Paylaş

Prof. Dr. İlyas Akdemir: “İnsan ancak insanla tutunuyor. Kalpte tıkanan bir damarın görevini diğer damarların oluşturduğu yan damarlar üstleniyor. Birbirimize ne kadar çok destek olursak, travmayı o kadar kolay atlatıyoruz.”

Burak AkifCAN-ZAMAN Avustralya

Bir ömürlük meslek birikimi, profesörlük, başhekimlik, yüzlerce hasta, yetiştirilen öğrenciler ve kurulan bir hayat… Ardından bir gecede gelen ayrılık.

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Hastane odasından mahkemeye katılan darbeci Kenan Evren ve köfteci Abdullah amca

Hükümetten aile içi şiddet mağdurlarına 300 milyon dolarlık konut desteği

One Nation’ın 750 bin vize iptal planına Bakan’dan tepki: Sağlık, Tarım ve İnşaat ağır darbe alır

Prof. Dr. İlyas Akdemir’in hikâyesi, yalnızca Türkiye’den İsveç’e uzanan bir göç hikâyesi değil; 50 yaşından sonra dilini bilmediği bir ülkede mesleğini yeniden kazanmanın, parçalanan ailesini dört buçuk yıl sonra yeniden bir araya getirmenin ve ağır travmalara rağmen ayakta kalabilmenin hikâyesi.

1967’de Tarsus’ta doğan Akdemir, İstanbul Tıp Fakültesi’nin ardından Koşuyolu Kalp Hastanesi’nde kardiyoloji ihtisasını tamamladı. Gaziantep Üniversitesi’nde görev yaptı, uzun yıllar İstanbul’daki Sema Hastanesi’nde kardiyoloji uzmanı ve başhekim olarak çalıştı. Ancak 15 Temmuz 2016 sonrasında hayatının bütün dengeleri değişti.

Yıllarca sağlık hizmeti verdiği hastaneye gittiği ilk gün kendisine “terörist” diye saldırıldığını anlatan Akdemir, hastanenin kapatılmasının ardından eşiyle birlikte plansız şekilde Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı.

“İki defa tıp fakültesi okudum, iki defa ihtisas yaptım, iki defa klinik şefi konumuna geldim” diyen Akdemir’in yaşadıklarından çıkardığı en güçlü mesaj ise şu oldu:

“İnsan ancak insanla tutunuyor. Kalpte tıkanan bir damarın görevini diğer damarların oluşturduğu yan damarlar üstleniyor. Birbirimize ne kadar çok destek olursak, travmayı o kadar kolay atlatıyoruz.”

İsveç’in başkenti Stockholm’de gerçekleştirilen “Tutunanlar Kanalı’nda Prof. Dr. İlyas Akdemir, Türkiye’deki hekimlik yıllarından Sema Hastanesi’ne, 15 Temmuz sonrasında yaşadıklarından dört buçuk yıllık aile ayrılığına ve İsveç’te sıfırdan başlayan ikinci meslek hayatına kadar uzanan hikâyesini Ahmet Daştan’a anlattı.

Prof. Dr. Akdemir, soruları şöyle cevapladı:

“İKİ DEFA TIP FAKÜLTESİ OKUDUM, İKİ DEFA İHTİSAS YAPTIM”

Hocam, sizi Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi, diğer adıyla Sema Hastanesi’nden birçok kişi tanıyor. Şu anda İsveç’tesiniz. Sizi tanıyabilir miyiz?

1967 yılında Tarsus’ta doğdum. Babam esnaftı. Kendisi ilkokul mezunuydu ama eğitime çok düşkündü. Amerikan Koleji’nde onun desteğiyle okudum. Annem de dini bütün, ağzı dualı bir Anadolu kadınıydı. Kanser nedeniyle erken yaşta vefat etti.

Genelde azınlık okullarıyla ilgili farklı bir bakış var. Tarsus Amerikan Koleji’nde yetişmiş bir insan olarak neler söylemek istersiniz?

Benim hayatımı çok şekillendirdi. Utangaç bir insan olmama rağmen fikirlerimi açık şekilde söyleme özelliğini orada kazandım. Üniversiteye başladıktan yaklaşık üç yıl sonra Amerika’dan bana bir e-posta geldi. “Siz bizim Tarsus’ta açtığımız okullardan birinin mezunusunuz ama üç-dört yıldır sizinle irtibat kuramadık. Sizinle tekrar buluşmak istiyoruz” dediler.

Mezunlarını takip eden bir sistemleri vardı. İstanbul Tıp Fakültesi’nde altı yıl okudum. Ardından Koşuyolu Kalp Hastanesi’nde ihtisasımı tamamladım.

Bize Anadolu’nun ücra köşelerinden hastalar gelirdi. Bazen bir muayene için altı ay, hatta bir yıl bekleyenler olurdu. Bazı hastalar bu kadar beklemesin diye onları akşam nöbetlerime çağırırdım. Bu nedenle hakkımda soruşturma dahi açıldı. “Neden hastaları gece çağırıyorsun, maddi bir menfaatin mi var?” diye sordular.

Hastalar gerçeği anlatınca soruşturma kapandı. Daha sonra Gaziantep Üniversitesi’nde ve Sema Hastanesi’nde hastaların işini mümkün olduğunca bir-iki gün içerisinde çözen bir sistem kurmak nasip oldu. Hastanın işini ne kadar hızlı çözerseniz, hem hasta güvenliği açısından hem maddi hem manevi olarak o kadar faydalı oluyorsunuz.

“KALP-BEYİN İZDİVACI”

Doktorluk meslek olarak zor bir meslek. Siz isteyerek mi seçtiniz?

Türkiye’de insanların doktorluğu seçmesinde genellikle ailelerin isteği etkili oluyor. Fakat mesleğin içine girince bunun böyle olmaması gerektiğini anlıyorsunuz. Çünkü doktorluk çok uzun soluklu, sürekli kendinizi güncellemenizi gerektiren ve fedakârlık isteyen bir meslek.

Ailenizin de bu fedakârlığa ortak olması gerekiyor. Benim eşim de nöroloji uzmanı. “Kalp ve beyin birlikteliği” diyelim. Kalp-beyin izdivacını hayatımızda gerçekleştirmiş olduk.

Dört çocuğumuz var. Büyük çocuğumuz Ahmet, erken doğumun ardından beyin kanaması geçirdi. Evliliğimizin sekizinci ayında erken doğum oldu. Doğduktan üç-dört gün sonra beyin kanaması geçirmişti. İlk iki-üç yıl sürekli sırtüstü, spastik ve yatağa bağımlı yaşadı. Şu anda sınırlı sayıda kelimeyle konuşabiliyor, iletişim kurabiliyor.

İsveç’tesiniz. Ne zaman, nasıl geldiniz?

Stockholm’e yaklaşık iki saat mesafedeki Linköping şehrinde oturuyoruz. Oraya yarım saat mesafede Norrköping diye bir şehir var. İş yerim Norrköping’de. Linköping Üniversitesi’nin eğitim ve araştırma hastanesi gibi çalışan Vrinnevi Hastanesi var. Orada kardiyoloji bölümünde hem uzman hem de Türkiye’deki karşılığıyla konsültan hekim statüsünde çalışıyorum. Öğrenci ve asistan eğitimi de veriyoruz. 49 yaşımı bitirmek üzereydim. Yani yaklaşık 50 yaşında geldim.

“SEMA BİZİM YİTİRİLMİŞ CENNETİMİZ”

50 yaşından sonra doktorluk sürecini neredeyse yeniden baştan yaşadınız. Kolay olmamıştır?

Kolay olmuyor. Özellikle ilk üç-dört yıllık süreç çok uzun ve zor geçiyor. Ben iki defa tıp fakültesi okudum, iki defa ihtisas yaptım, iki defa klinik şefi konumuna gelmiş oldum.

Gaziantep Üniversitesi’ndeki görevimden sonra 2006 yılında Sema Hastanesi’ne geçtim. 2016 Temmuz’una kadar hem başhekim hem de kardiyoloji uzmanı olarak görev yaptım. Sema bizim yitirilmiş cennetimiz.

Hastanede yalnızca sağlık hizmeti vermiyorduk; dünyanın farklı bölgelerinden gelen birçok insanla güçlü insani bağlar kuruluyordu. Faslı âlim Ferit Ensari de bunlardan biriydi. Nörolojik bir rahatsızlık nedeniyle Sema Hastanesi’nde uzun süre kalan Ensari, hastanede iki kitabını tamamladı.

Fas Kralı, kendisini ülkesine getirmek amacıyla heyet gönderdi ama Ensari’nin buna rağmen İstanbul’dan ayrılmayarak verdiği cevap hafızamda hâlâ canlı: “Ben İstanbul Sema Hastanesi’ne kardeşlerim arasında ölmeye geldim ve buradan ayrılmak istemiyorum.”

Ensari daha sonra aynı hastanede hayatını kaybetti. Onun için güzel insanlarla muhatap olmak bizi sürekli tedavi ediyordu.

Kalp gibi ağır rahatsızlıklara müdahale ederken sizi en çok zorlayan bir olay oldu mu?

Bir gün 70 yaşlarında Karadenizli bir teyzemiz kalp kriziyle geldi. Kalp damarını açmaya çalışıyoruz. Bizim işlemin en kritik kısmı balonla damar açma aşamasıdır. Müdahaleyi hasta uyanıkken yapıyoruz ve hastayla konuşabiliyoruz.

Tam balonu şişirdiğim sırada teyze, “Ben gidiyorum!” dedi ve nefes almamaya başladı. Bizim için çok ciddi bir durumdu. Kalbin ritmi devam ediyor fakat hasta nefes almıyor.

Yaklaşık 45-50 saniye geçti. Sonra teyze gözlerini açıp, “Doktor Bey, sizi nasıl kandırdım ama!” dedi. Güler misiniz, ağlar mısınız?

“BİZE TERÖRİST DİYENLER KİME TERÖRİST DEDİKLERİNİ GÖRSÜNLER”

“Özellikle kalp rahatsızlığı bulunan hamile kadınlar ikinci görüş almak için bize çok sık gelirdi. Bazılarına başka merkezlerde kürtaj önerilmiş oluyordu. Benim takip ettiğim ondan fazla gebelik ise sağlıklı doğumla sonuçlandı.

Hiç unutmuyorum; Adıyamanlı, ciddi kalp kapak hastalığı bulunan bir hanım vardı. İkiz gebeliğini yaklaşık sekiz ay boyunca takip ettim. Çocuklar sağlıklı dünyaya geldiler. Aile de çocuklardan birine benim adım olan İlyas’ı, diğerine eşimin adı Nuran’ı verdi.

Hani bize ‘terörist’ diyorlar ya… Biraz da kime terörist dediklerini anlasınlar diye bunları anlatıyorum.”

15 Temmuz sonrası mağdur olmuş herkes gibi siz de çok zorluk yaşadınız. Nasıl oldu?

15 Temmuz süreci bizim hayatımızdaki en büyük kırılma noktalarından biri oldu. Darbe girişiminin ardından pazartesi günü hastaneye gittim. Daha önce bizden sağlık hizmeti almış bir esnaf başhekimliğe kadar geldi, üzerime yürüdü ve bana “Terörist!” diye bağırdı. Güvenlik görevlileri araya girdi. O an, şartların düşündüğümüzden çok daha ağır olduğunu fark ettim.

Eşimin ailesi Aydın’daydı. Çocukları oraya götürdük. Birkaç gün sonra Sema Hastanesi kapatıldı. Biz de evimize çekildik. Fakat o evden çıktıktan sonra bir daha geri dönemedik.

Aslında hiçbir şey planlamamıştık. Yurt dışına çıkışımız da tamamen plansız gelişti. Böylece bizim için yurt dışı hicreti başlamış oldu.

Başlangıçta bu yolculuk bir günlük, belki bir gecelik gibi görünüyordu. Fakat zamanla bunun bir ömre dönüştüğünü anladık. Bir gün evimizden çıktık ve bir daha vatana dönemedik.

 

15 TEMMUZ SONRASI AİLE ÜÇ KITAYA DAĞILDI

Eşimle birlikte İsveç’e giderken kızımız Nalan Amerika’daydı, üç oğlumuz ise Türkiye’de kaldı. İsveç’te yaptığımız ilk iltica başvurusu kabul edilmedi. Gerekçe olarak kızımızın Amerika’da bulunması gösterildi. Bu karar nedeniyle aile birleşimi sürecimiz başlayamadı.

En zor tarafı ise özel gereksinimli ve bakıma muhtaç oğlumuz Ahmet’in bizden yaklaşık dört buçuk yıl ayrı kalmasıydı. Ahmet benim yokluğuma bir ölçüde alışkındı ama annesi de olmayınca, iki küçük kardeşiyle birlikte üç erkek çocuk bir anda anne-babasız kaldılar.

Daha sonra kızımız Nalan Amerika’dan İsveç’e geldi ve burada iltica başvurusunda bulundu. Onun başvurusu kabul edilince bizim oturum sürecimiz de sonuçlandı. Ardından aile birleşimiyle diğer çocuklarımız da İsveç’e gelebildi.

Ama ayrılığın bıraktığı izler kolay silinmedi. Ahmet İsveç’e geldikten sonra uzun süre yanımdan ayrılmadı. Telefonlara bile çıkmak istemiyordu. “Beni tekrar Türkiye’ye götürürler” diye korkuyordu.

Bir FaceTime görüşmesinde bizi Türkiye’deki kardeşleriyle aynı ortamdaymışız gibi görünce, “Beni niye götürmediniz, siz bir araya geldiniz” diyerek ağladı. Bir dönem geceleri korkuyla uyanıp bağırdığı da oluyordu.

Yaklaşık dört buçuk yıl süren bu ayrılığın ardından çok şükür ailemiz yeniden tamamlandı.

KIZLARI NALAN İSVEÇ’TE KLİNİK PSİKOLOG OLDU

Bunca zorluğun ardından şu anda çocuklar nasıl, eğitimleri nasıl gidiyor?

Yaşadığımız bütün sıkıntıların ardından böyle güzel bir gelişmeye şahit olmak bizim için büyük bir mutluluk oldu. Nalan Amerika’dan İsveç’e geldikten sonra önce İsveççe öğrendi, ardından psikoloji eğitimi aldı.

İnsanları dinlemeyi ve tanımayı her zaman severdi. Yaşadığımız süreçlerin de onun bu alana yönelmesinde etkili olduğunu düşünüyorum. Kendisi de, “Rabbimin verdiği bu yeteneği nasıl kullanabilirim diye düşündüğümde aklıma psikoloji geldi. Psikolog olarak insanlara yardım edebileceğimi düşündüm” diyor.

Beş yıllık eğitimini tamamladı ve klinik psikolog olarak meslek hayatına başladı. Bir baba olarak onun mezuniyetini görmek benim için gerçekten çok özel bir andı. O gün bize harika bir gurur yaşattı.

“BİLET PARAM OLMADIĞI İÇİN 45 DAKİKA YÜRÜDÜĞÜM GÜNLER OLDU”

İsveç’te hayata ve mesleğe yeniden başlama süreci nasıl geçti?

Zor bir süreçti. Dilini ve kültürünü bilmediğiniz bambaşka bir ortamda hayata yeniden başlamak zorundasınız. Bir yandan dili öğreniyorsunuz, bir yandan çocuklarınıza moral vermeye çalışıyorsunuz, diğer taraftan maddi imkânsızlıklar var.

Bilet parası olmadığı için 45 dakika yürüdüğüm günleri hatırlıyorum. Ambulansta sağlık personeli olarak çalışmak için bile başvurdum fakat dilim yeterli olmadığı için sistem kabul etmedi.

Burada Karolinska Enstitüsü’nden emekli Sten ve John isimli iki profesör, bizim gibi yabancı hekimleri sisteme kazandırmak için özel bir denklik kursu düzenlemişti. Türkiye’den gelen yaklaşık 15 uzman, doçent ve profesör düzeyindeki hekimle birlikte bir yıl Karolinska Üniversitesi’nde eğitim gördük.

Akdemir’in İsveç’te unutamadığı anlardan biri de yabancı doktorların sisteme kazandırılması için çalışan İsveçli profesörlerin bürokratlara yaptığı sunum oldu.

İsveç’teki program sırasında profesörlerden biri, yaklaşık 40-50 üst düzey yetkilinin önünde çok çarpıcı bir hesap yaptı.

Bir tıp öğrencisinin doktor oluncaya kadar devlete maliyetinin yaklaşık 400 bin Euro olduğunu, uzmanlık seviyesinde bu rakamın 700 bin Euro’ya, doçent veya profesör seviyesinde ise 1 ila 1,2 milyon Euro’ya kadar çıktığını söyledi.

Sonra yetkililere dönüp, “Siz bu kursa yılda 15 bin Euro bütçe ayırıyorsunuz ama biz sisteme her biri en az 1 milyon Euro değerinde hazır yetişmiş uzman kazandırıyoruz” dedi.

O an ister istemez Türkiye’nin son yıllarda kaybettiği nitelikli insan gücünü düşündüm. Ülkemin kaybettiği milyarlarca doları ve son 10 yılda yapılan nitelikli insan kaynağı tahribatını derin bir hicranla düşündüm.

Bahsettiğimiz insanlar, gece yarısı kendi imkânlarıyla personeli evinden toplayıp hastaneye koşan, hayat kurtarmaya çalışan hekimlerdi. Yaftalanıp dışlanan kadro işte buydu.

Türkiye bizim ilk göz ağrımız. Güzellikleri yaşayıp öğrendiğimiz, hatıralarımızın olduğu vatanımızdır. Zulmedenlere bakarak memleketimize küsemeyiz.

Türkiye’nin kaybettiği yalnızca yetişmiş insan gücü değil. Toplumu ayakta tutan sosyal dayanışma alanları da ciddi şekilde zarar gördü.

Ben kardiyoloğum ama hastalarımda depresyonla çok sık karşılaştım. Çünkü insan sadece bedenden ibaret değil. Sosyal çevre ve nitelikli birliktelik, insan ruhu için hayati bir destektir.

Denklik programının ardından İsveç’in kapsamlı tıp sınavlarına girdiniz. Bunun detayları nelerdir?

Buradaki sınavlar sadece kendi branşınızla sınırlı değil; temel tıp bilgilerinin tamamını kapsıyor. Yaklaşık iki yıl içinde hem dil yeterliliğini hem de gerekli sınavları tamamladım.

İş aradığım dönemde Norrköping’deki hastaneden bir e-posta geldi. “Öz geçmişiniz çok donanımlı, sizinle tanışmak istiyoruz” diyorlardı.

Birden sıfırı tüketmişsiniz; sonra bir e-posta geliyor ve size “Saygıdeğer Profesör” diye hitap ediyorlar. Açıkçası çok şaşırdım.

Görüşmenin ardından işe kabul edildim. Ancak İsveç’te uzmanlığımın yeniden tanınması için tekrar ihtisas sürecine girmem gerekiyordu. Normalde beş yıl süren bu eğitim, geçmiş tecrübem dikkate alınarak bir yıl içinde tamamlandı.

Bugün aynı hastanede hem hastalarıma bakıyorum hem de genç doktorların eğitimine katkı sağlıyorum.

“TÜRKİYE’DE 30-50 HASTA BAKARDIK, BURADA YEDİ”

İsveç’te çalışma ortamınız nasıl? Ayrımcılıkla karşılaşıyor musunuz?

İş ortamında iyi bir ilişkimiz var. Bir doktor müsait olmadığında ve hastası sahipsiz kaldığında beni arayıp, “İlyas, böyle bir hasta var, bakabilir misin?” diyorlar. Ben de bakıyorum.

Çünkü biz Türkiye’de poliklinikte günde 30-50 hasta arasında bakardık. Burada yedi hasta bakılıyor. Türkiye’de doktorların iş yükü gerçekten çok ağır.

Burada elbette her ülkede olduğu gibi ırkçı düşünceye sahip insanlar olabilir. İlk geldiğimizde Sosyal Güvenlik Kurumu’nda Türkiye’den buraya göç etmiş bir Türk bize, “Siz aslında klasik göçmen profiline uymuyorsunuz. Siz çok kalifiye insanlarsınız; sistem de sizi ilk anda tam çözemiyor” demişti.

Avrupa genelinde yeni gelenler açısından ilk üç-dört yılın oldukça zor olduğunu düşünüyorum. Beyaz yakalı da olsanız bazı aşamalardan geçmek, belli işleri yapmak zorunda kalıyorsunuz. Pes etmeden devam ederseniz sisteme girebiliyorsunuz.

Bu kadar göçten ve yaşadığınız bütün bu süreçlerden sonra hayatın size öğrettiği en önemli şey ne oldu?

Her şey sevgi ve destekle oluyor. Kalpte üç ana damar vardır. Bunlardan biri tıkandığında, diğer damarlar tıkalı damarın altındaki bölgeye kan ulaştırabiliyorsa kalpte büyük bir hasar oluşmayabilir. Biz buna kollateral, yani yan damarlar diyoruz. O damarların birbirine desteği, kalp kasının hayatiyetini sürdürüyor.

Aslında burada da durum biraz böyle. Yaralı bir arkadaşımız varsa, insanlar birbirine ne kadar çok destek olursa travma o kadar kolay atlatılıyor.

Göçün bana öğrettiği en önemli şey şu oldu: Göç yolu yalnız yüründüğünde çok zor. Bu nedenle özellikle yalnız kalan arkadaşların yanında durmaya gayret ediyorum. Zorunlu hicretler insanı bazen gerçekten yıkabiliyor.

Bazen arkadaşlar, “Bir şeye küstüm, artık gelmiyorum” diyor. Oysa kendi sağlığın için gelmen lazım. İşi çok iyi, maddi durumu çok iyi olan insanlar var ama yine de tutunamıyorlar. Çünkü arkadaşların arasında bulunmazsanız tutunmak zorlaşıyor.

Cebiniz para görür ama kalbiniz o paranın zevkini, bereketini alamaz. Çocukların da bu ortamda sağlıklı şekilde kalabilmesi, tıpkı damarların birbirini desteklemesi gibi, bizim birbirimize destek olmamızla mümkün.

O dayanışmadan uzaklaştığınızda bir süre sonra çocuğunuz size, eşiniz size problem olmaya başlıyor; sonunda siz de baştan başa bir problemin içine dönüşebiliyorsunuz.

“DÜNYAYI CANLI KILAN SEVGİDİR”

Herkesin kalbinin içine koyabileceğiniz tek bir cümle olsaydı, ne koyardınız?

Benim kalbime giren bir hanımefendinin, yani eşimin WhatsApp profilindeki sözü okuyayım:

“Allah, insanları birbirine bağlama konusunda sevgiden daha güçlü bir irtibat unsuru yaratmamıştır. Dünya köhne bir harabeden ibarettir; onu taptaze ve canlı kılan sevgidir. Sevginin açamayacağı kapı, tesir edemeyeceği alan yoktur.”

Ben de herkesin kalbine o sevgiyi koymak isterdim.

“ASIL TUTUNMAK, İNANDIĞIN DEĞERLERLE AYAKTA KALABİLMEK”

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Ben tutunmayı biraz farklı değerlendiriyorum. Buralara geldik. Mesleki olarak tutunmak işin bir ayağıdır. O olmadan olmuyor. Ama asıl mesele, inandığımız değerlerle tutunabilmek.

Bazı arkadaşlarımız var; kendi mesleklerini yapma ihtimalleri bulunmuyor. Ama ailelerinin geçimi için izzetleriyle çalışıyor, bir taraftan da inandıkları değerlerle hayatlarına devam ediyorlar.

Benim gözümde onlar da gerçek anlamda “tutunan” insanlardır.

Stockholm’e yaklaşık iki saat mesafedeki Linköping şehrinde oturuyoruz. Oraya yarım saat mesafede Norrköping diye bir şehir var. İş yerim Norrköping’de. Linköping Üniversitesi’nin eğitim ve araştırma hastanesi gibi çalışan Vrinnevi Hastanesi var. Orada kardiyoloji bölümünde hem uzman hem de Türkiye’deki karşılığıyla konsültan hekim statüsünde çalışıyorum. Öğrenci ve asistan eğitimi de veriyoruz.

Tags: 15 temmuzAKPCezaevierdoganErdoğan rejimiİşkenceİsveçLinköping ÜniversitesiProf. Dr. İlyas AkdemirSaygıdeğer ProfesörSemaSema HastanesiTürkiyezulüm
PAYLAŞTweetPAYLAŞ
ÖNCEKİ HABER

Hastane odasından mahkemeye katılan darbeci Kenan Evren ve köfteci Abdullah amca

BENZER HABERLER

Hastane odasından mahkemeye katılan darbeci Kenan Evren ve köfteci Abdullah amca
Manşet

Hastane odasından mahkemeye katılan darbeci Kenan Evren ve köfteci Abdullah amca

Eylül 14, 2026
Konut fiyatlarının en çok arttığı ülkeler: Reel fiyat değişiminin en yüksek ölçüldüğü ülke Avustralya
Avustralya

Hükümetten aile içi şiddet mağdurlarına 300 milyon dolarlık konut desteği

Eylül 14, 2026
One Nation’ın 750 bin vize iptal planına Bakan’dan tepki: Sağlık, Tarım ve İnşaat ağır darbe alır
Avustralya

One Nation’ın 750 bin vize iptal planına Bakan’dan tepki: Sağlık, Tarım ve İnşaat ağır darbe alır

Eylül 14, 2026
Antalya Emniyeti’nde rüşvet soruşturması: Eski ve yeni Narkotik Şube müdürleri gözaltında
Gündem

Antalya Emniyeti’nde rüşvet soruşturması: Eski ve yeni Narkotik Şube müdürleri gözaltında

Eylül 13, 2026
Gülistan Doku cinayeti emniyete sıçradı:17’si polis 18 kişi gözaltına alındı
Manşet

Gülistan Doku soruşturmasında yeni dalga: 11 kişiye gözaltı

Eylül 13, 2026
Zülfü Livaneli Yeni Partiden rica etti: ‘Yiğidim Aslanım’ı çalmayın
Gündem

Zülfü Livaneli Yeni Partiden rica etti: ‘Yiğidim Aslanım’ı çalmayın

Eylül 13, 2026
  • All
  • Manşet
Manşet

Türkiye’da “Terörist” diye yaftalandı, İsveç “Saygıdeğer Profesör” dedi: Prof. Dr. Akdemir şimdi Linköping Üniversitesi öğrenci yetiştiriyor

by adminzaman
Eylül 14, 2026
0

Prof. Dr. İlyas Akdemir: “İnsan ancak insanla tutunuyor. Kalpte tıkanan bir damarın görevini diğer damarların oluşturduğu yan damarlar üstleniyor. Birbirimize...

Hastane odasından mahkemeye katılan darbeci Kenan Evren ve köfteci Abdullah amca

Hastane odasından mahkemeye katılan darbeci Kenan Evren ve köfteci Abdullah amca

Eylül 14, 2026
Konut fiyatlarının en çok arttığı ülkeler: Reel fiyat değişiminin en yüksek ölçüldüğü ülke Avustralya

Hükümetten aile içi şiddet mağdurlarına 300 milyon dolarlık konut desteği

Eylül 14, 2026
One Nation’ın 750 bin vize iptal planına Bakan’dan tepki: Sağlık, Tarım ve İnşaat ağır darbe alır

One Nation’ın 750 bin vize iptal planına Bakan’dan tepki: Sağlık, Tarım ve İnşaat ağır darbe alır

Eylül 14, 2026
Antalya Emniyeti’nde rüşvet soruşturması: Eski ve yeni Narkotik Şube müdürleri gözaltında

Antalya Emniyeti’nde rüşvet soruşturması: Eski ve yeni Narkotik Şube müdürleri gözaltında

Eylül 13, 2026
Gülistan Doku cinayeti emniyete sıçradı:17’si polis 18 kişi gözaltına alındı

Gülistan Doku soruşturmasında yeni dalga: 11 kişiye gözaltı

Eylül 13, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

Sosyal Medya

Bluesky
Mastodon
Twitter

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM