CHP’li belediyelere yönelik operasyonların ardından Saray yargısının bu kez siyasi gücünü kaybetmiş eski AKP’li isimlere yönelmesi dikkat çekiyor. İdris Naim Şahin, Melih Gökçek, Binali Yıldırım ve Ahmet Davutoğlu üzerinden verilen mesaj aynı: Saray için eski dostlukların da servetlerin de dokunulmazlığı yok.
-
Musa Taşpınar-velev.pressSaray yargısının CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarının halk tarafından inandırıcı bulunmadığı, kamuoyu araştırmalarına da yansımıştı. Operasyon yapılan belediyeler arasında tek bir AKP’li ya da MHP’li belediyenin bulunmaması, operasyonların yolsuzlukla mücadeleden çok siyasi tasfiye amacını taşıdığı yönündeki kanaati daha da güçlendirdi.Politika Analizleri Oku
Saray bunu görmüyor değil. Görüyor ama artık umursamıyor.
CHP’li belediyeleri, emir eri hâline gelmiş hâkim ve savcı görünümlü kişilerin yardımıyla tek tek ele geçirmeye devam ediyor. Çünkü Saray’ın artık “Halk ne der?” diye bir derdi kalmadı. Sandıkta yaratacağı tepkiyi değil, sandığa gidene kadar ne kadar alan temizleyebileceğini hesaplıyor.
Ancak Saray yargısında son dönemde dikkat çekici bir “çeşitlendirme” başladı. Okun ucu artık, AKP içinde siyasi gücünü kaybetmiş, kenara çekilmiş ya da emekliliğe ayrılmış isimlere de yöneliyor.
Bu süreç, Süleymancılara yönelik operasyonun devamında eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in ifadeye çağrılmasıyla başladı. Ardından Melih Gökçek’in oğlunun Almanya’da aldığı gayrimenkullerle ilgili haberler servis edildi. Eski Başbakan Binali Yıldırım’ın mal varlığına el konulduğuna yönelik iddialar gündeme düştü. Son olarak Ahmet Davutoğlu, 2021 yılında yaptığı bir konuşma gerekçe gösterilerek ifadeye çağrıldı.
Hukuk Danışmanı BulBu dört ismin ortak bir özelliği var: Hiçbirinin bugün Saray’a kafa tutabilecek siyasi gücü yok. Hepsi bir şekilde oyun dışına çıkmış, etkisini kaybetmiş isimler.
Dolayısıyla asıl soru şu: Saray yargısı bu isimleri hedef alarak kime, hangi mesajı veriyor?
İdris Naim Şahin’e Erdoğan’ın hedefindeki bir cemaate destek olma suçlaması yöneltiliyor. Bunun yalnızca Şahin’e verilmiş bir mesaj olduğunu düşünmek saflık olur. Mesaj, AKP içindeki farklı cemaat ve tarikatlarla bağı bulunan herkese aslında:
“Cemaatlerinizi siz koruyamazsınız. Sizi de onları da ancak ben korurum. Bana muhtaçsınız.”
Saray rejiminin çalışma biçimi zaten uzun süredir bunun üzerine kurulu: Önce korkut, sonra koruma teklif et. Önce tehdit yarat, ardından kendini güvence olarak sun.
Eski AKP elitlerine yönelik güç gösterisi
Melih Gökçek’e yönelik süreçte ise birden fazla hedef olduğu söylenebilir. Birincisi, yıllardır büyüyen “Gökçek’e neden dokunulmuyor?” sorusunu etkisizleştirmek. İkincisi ve daha önemlisi, eski yol arkadaşlarına şu mesajı vermek:
“Bugün sahip olduğunuz servet, dün size verilmiş dokunulmazlığın sonucu. O dokunulmazlığı kaldırırsam, servetiniz de gider.”
Binali Yıldırım’ın mal varlığına el konulduğu yönündeki iddiaları da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Burada mesele yalnızca hukuki bir soruşturma değil; eski AKP elitlerine yönelik bir güç gösterisi.
Saray, kendi çocuklarına da sopayı gösteriyor.
Kurduğu siyasi partiyi kapatmış, siyasetten gelecek beklentisini büyük ölçüde kaybetmiş Ahmet Davutoğlu’nun ifadeye çağrılması ilk bakışta anlamsız görünebilir. Fakat Saray yargısında mantık ve hukuki tutarlılık aramak zaten başlı başına bir hata.
Davutoğlu artık Erdoğan’ın karşısında seçim kazanabilecek bir siyasi aktör değil. Ancak hâlâ konuşuyor. Üniversitelerde, toplantılarda, uluslararası medyada ‘eski başbakan’ sıfatıyla değerlendirmeler yapıyor. Saray’ın rahatsız olduğu da tam olarak bu.
Politika Analizleri OkuDavutoğlu’na verilen mesaj da basit: “Emekli oldun diye özgür olduğunu sanma.”
Saray’ın tek derdi iktidarını sürdürecek ortak bulmak
Saray’ın bugün tek bir siyasi hedefi var. O da Erdoğan’ın iktidar ömrünü biraz daha uzatmak.
Bunun için kurulacak ittifakın adı, ideolojisi, geçmişi ya da yarın yaratacağı siyasi maliyet önemli değil. Kim Erdoğan’a bir seçim daha kazandırabilecekse, Saray için makbul ortak odur.
Bu süreçte Erdoğan’ın siyasi geleceğini bağladığı iki isim var: Donald Trump ve Abdullah Öcalan.
Karşımızda yıllardır “Dünya lideri”, “Dik duran Reis” diye pazarlanan bir Erdoğan var.
“Dik duran” kısmındaki ironiyi herhalde ayrıca anlatmaya gerek yok.
Trump karşısında dik durmak bir yana, NATO Zirvesi’nde ortaya çıkan görüntü “Ne vereyim abime?” siyasetinden çok da farklı değildi. Öcalan karşısındaki yaklaşımın özü de başka değil:
Uluslararası Hibe Bul“Siz bana bir seçim daha kazandırın, ben de sizin istediğinizi yapayım.”
Dünün meydan nutuklarıyla bugünün kapalı kapılar ardındaki pazarlıkları arasındaki mesafe, Erdoğan siyasetinin geldiği noktayı göstermeye yetiyor.
CHP’li belediyelere yönelik yargı kıskacının sertleşmesinde de iki önemli gelişmenin etkili olduğunu düşünüyorum.
Birincisi, Donald Trump’ın iktidara gelmesinin ardından ABD’nin dış dünyadaki hukuk ve insan hakları ihlallerine karşı daha kayıtsız bir çizgiye yönelmesi.
İkincisi ise PKK ile yürütülen süreç görüşmeleri.
İmamoğlu’nun Anadolu’da estirdiği rüzgârın kesilmesi gerekiyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimine doğru giderken İmamoğlu’nun sergilediği yüksek performans, sağlık sorunları yaşayan ve hareket kabiliyeti giderek sınırlanan Erdoğan’ı fiilen Saray’a hapsedebilirdi.
İmamoğlu şehir şehir gezerken Erdoğan’ın Saray’dan onu izlemesi, iktidar açısından kabul edilebilir bir tablo değildi. Bu nedenle İmamoğlu’nun yükselen popülaritesinin durdurulması gerekiyordu.
Erdoğan, Suriye’deki gelişmelerden de cesaret alarak PKK ile işbirliğini göze aldı. Ardından yıllardır kullandığı siyasi taktik yeniden devreye sokuldu: Önce yeni ittifaklar kur. Sonra rakiplerini yargı ve kolluk eliyle tasfiye et.
DEM Parti’yi Öcalan üzerinden etkisiz hâle getirdikten sonra CHP’li belediyeler tek tek hedefe konuldu. Belediye başkanlarını transfer ederek, tutuklatarak ya da belediye meclislerinde yeniden seçim yaptırarak belediyeler kontrol altına alınmaya çalışılıyor.
Sandıktan istediği sonuç çıkmazsa seçimi tekrarlatmak da artık repertuvarın bir parçası.
Yani seçmen oy veriyor ama Saray sonucu beğenmezse maç yeniden oynanıyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde muhalefetin elinde bulunan İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerin de bir şekilde AKP’nin kontrolüne geçirilmek isteneceğini hesaba katmak gerekiyor.
Yeni Parti’nin şimdiden oturup bunun nasıl engelleneceğini düşünmesi lazım. Seçim gecesi tedbir almak için geç kalınmış olabilir.
Önümüzde çok sert geçecek bir buçuk yıl var.
Erdoğan, yeniden seçilebilmek için işine gelen herkesle işbirliği yapabileceğini defalarca gösterdi. İlke, ideoloji, dün söylenen sözler, meydanlarda edilen yeminler… Bunların hiçbirinin seçim kazanmak söz konusu olduğunda Saray açısından bağlayıcılığı kalmadı.
Politika Analizleri Okuİktidara yakın olmak dokunulmazlık sağlamaz
Üstelik bu saatten sonra yalnızca muhaliflerin değil, yıllarca Saray’ın yanında durmuş isimlerin de özgürlükleri ve servetleri iki dudak arasında.
Çünkü otoriter rejimlerin eski yol arkadaşlarına verdiği en temel ders şudur:
İktidara yakın olmak dokunulmazlık sağlamaz; yalnızca dokunulma sırasını geciktirir.
Seçime giderken Saray’ın yalnızca siyasi desteğe değil, büyük paraya da ihtiyacı olacak. Seçmeni memnun edecek paketler, transferler, sosyal yardımlar, kampanyalar ve devlet imkânlarıyla yürütülecek devasa bir seçim ekonomisinin finansmanı gerekiyor.
Para bir yerden bulunacak.
İşte tam bu noktada eski yol arkadaşlarının servetleri de artık güvende olmayabilir.
Osmanlı siyaset geleneğinde bunun adı “müsadere”ydi: Devletin gözden çıkardığı kişinin malına el koyması.
Cumhuriyet’in hukuk devleti düzeninde böyle bir yöntemin yeri olmaması gerekir. Ama bugün Türkiye’de asıl soru artık “Hukuken yapılabilir mi?” değil, “Saray ister mi?”
Çünkü rejimin geldiği noktada hukuk, iktidarı sınırlayan bir kurallar bütünü olmaktan çıkarılıp iktidarın ihtiyacına göre kullanılan bir alete dönüştürüldü.
Erdoğan’ın seçim çantasından önümüzdeki bir buçuk yılda daha hangi operasyonların çıkacağını göreceğiz.
Fakat görünen o ki bu kez o çantadan çıkacak dosyalardan yalnızca muhaliflerin değil, yıllarca Saray’ın sofrasında oturanların da korkması gerekiyor.












