DENİZ TAŞÇI-VELEV.PRES
AİHM’den gelen ihlal kararları ve her gün süren cemaat operasyonları arasında, bir yanımız bahar bahçe iken diğer yanımız buz kesiyor. Şaban Yasak kararının gereği yapılsa, Türkiye’de rejimin üzerine inşa edildiği “hukuk düzeninin” alaşağı olması gerekir. Yıllardır milyonlarca insanı inim inim inleten, yüz binlerce insanı bir gecede ekmeğinden eden, on binlercesini hapislerde çürüten düzenin baştan aşağı değişmesi demek. Umutsuzluk yaymak istemem ama gerçekçi olmakta da fayda var…
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) Türkiye’deki tüm “terör” davalarını etkileyecek kararlar geldikçe, Ankara’nın ölü taklidi rolü de gelişiyor. Her kararla büründükleri suskunluk ve görmezden gelme seviyesi de artıyor.Bakanlar değişiyor, Yargıtay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin, Ağır Ceza Mahkemelerinin başkanları, heyetleri değişiyor, “görmezden gelme” baki. Sanki o ihlal kararları hiç gelmemiş, uymak zorunda oldukları bir hukuki norm oluşmamış gibi, kulaklarını dikmiş Saray’dan gelecek emir ve talimatları bekliyorlar.
AİHM’in Yalçınkaya kararı oldukça netti: “Hukuka dön.” Yasalarımızda, anayasamızda olmayan hiçbir şey talep etmiyordu AİHM. “Var olan, ama eksik, yanlı ya da kötü niyetli yorumlanmış yasaları dosdoğru uygula, normalleş.”
Öyle olmadı tabi, Yalçınkaya kararının üzerinden neredeyse 3 yıl geçti, orada çizilen hukuki çizgi görmezden gelindi.
Şimdi AİHM’den Yalçınkaya kararından çok daha ağır, hatta mahkeme tarihinin en ağır kararlarından biri geldi. Şaban Yasak kararı ile AİHM Büyük Daire, Yalçınkaya kararı ile tespit edilen eksikleri daha da ileri bir noktaya taşıyıp Türkiye’nin önüne karşı konulmaz bir karar bıraktı. Elbette bu “karşı konulmaz” ifadesini normal bir hukuk devleti standardı olarak söylüyorum. Yoksa “keyfim öyle istedi rejiminde” işlerin nasıl yürüdüğü belli…
“TÜRKİYE BAŞSAVCISI”NIN EMİR VE TALİMATLARI İLE…
Ankara’daki yargı mensupları, İstabul’da tozu dumana katan Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı koltuğuna oturmasının ardından herhalde “elimiz rahatladı” diye sevinmişlerdir. Zira artık kendilerini “bağlayan” herhangi bir hukuk normu olduğunu düşünmeleri için bir sebep yok. Tersine Türkiye Başsavcısı gibi davranan Gürlek’in talimatları ile rejimin gösterdiği hedef ve doğrultuda mevzilenip ateş etmeyi gerekli görüyorlar. Yükselmenin, dikkate alınmanın, hatta boyu yükseltilmiş bakanlık koltuğuna oturmanın hangi yollardan geçerek mümkün olduğunu gördüler, izlediler, sıralarını bekliyorlar.
Elbette Akın Gürlek’in emir ve talimatları ile hareket ederken AİHM Büyük Daire’nin Şaban Yasak kararını, can sıkıcı minik bir “detay” olarak görmekten onları hiçbir şey alıkoyamaz. Ne yeniden yargılama için seslerini çıkarabilirler, ne yeni içtihadı uygulamakla kendilerini yükümlü hissediyorlar, ne de gelecek günlerde “uymamanın hesabının sorulacağını” dert ediyorlar. Öyle ya siyaset kurumu bütünüyle arkalarında, Türkiye Başsavcısı arkalarında, kamuoyunun neredeyse yüzde 80’i arkalarında, kim takar AİHM’in bir cemaatçi için verdiği kararı! Bozuk düzen, doğruyu göstermez, malum…
ŞABAN YASAK KARARI UYGULANIRSA NE OLUR?
AİHM’in Şaban Yasak kararı uygulansa Türkiye’de 10 yıldan uzun süredir uygulanan keyfi rejim uygulamalarının tümünün sonlandırılması gerekir. Ne kimseyi kanunsuz cezalandırabilirsiniz, ne hapsedebilirsiniz ne de ona “terörist” diyebilirsiniz. “Terörü” elinizde bir kılıç gibi kullanıp gazete aboneliği, kurban bağışı, sendika üyeliği, derneğe yardım, okuluna öğrenci gönderme gibi hiçbir medeni devlette asla suç olamayacak yüzlerce hal ve eylemi “pardon” diyerek suç olmaktan çıkarmak zorunda kalırsınız. Yasak kararını uygularsanız keyfi rejiminizi sonlandırıp hukuk yoluna girmekten başka şansınız kalmaz.
Şaban Yasak kararının uygulanması demek, yıllardır milyonlarca insanı inim inim inleten, yüz binlerce insanı bir gecede ekmeğinden eden, on binlercesini hapislerde çürüten düzenin baştan aşağı değişmesi demek. Örneğin birine “terörist” dediğinizde çıkarıp öldürme, yaralama, silah çekme, bomba, gasp, dayak, tehdit, pusu, gözcülük, kurye, planlama gibi unsurları ortaya koymak zorunda kalırsınız. Elinizde sohbet, himmet, yemek, kurban, tayin, terfi, birlikte ders çalışma, gazete aboneliği, sendika üyeliği, mesaj uygulaması yüklemesi, banka hesabı gibi şeyler varsa parmaklarınız titremeden mahkumiyet imzası atamazsınız. Yani keyfi hukuk rejiminizi baştan aşağı değiştirmek zorundasınız…
“Ankara”, AİHM kararının ne anlama geldiğini gayet iyi biliyor. Uygulanırsa sonuçlarının ne olacağının da farkında. Bu nedenle görmezden gelme, mümkünse erteleme, oyalama, ara ara piyasa sürülmüş “genel af”, “infaz değişikliği” gibi sahte gündemlerle süreci uzatma en temel prensip olarak kabul edilmiş.
Şaban Yasak kararını Türkiye kamuoyunda konuşulduğu gün, ülkenin birçok şehrinde cemaat operasyonlarının yapılmasını AİHM’e verilmiş bir cevap olarak okuyabiliriz. Amacım umutsuzluk yüklemek değil, ancak gerçekçi olmakta fayda var: Otoriter Erdoğan rejimi gitmeden AİHM’in ihlal kararlarının gereği yerine getirilmez. Getirilirse o “hukuk düzeni” üzerine inşa edilmiş rejim kalmaz çünkü.
Rejimin devamı esastır, hukuksuzluk kaidedir…












