Gaziantep merkezli 47 ilde 6 Mayıs 2025’te düzenlenen ev baskınlarında, çoğunluğu kız öğrenci 208 kişinin gözaltına alınmasının arka planı, soruşturma dosyasına giren bir gizli tanığın ifadesiyle ortaya çıktı.
Gözaltında işkenceye varan muamele gören öğrenciler, serbest kaldıktan sonra yakındaki bir mescitte birbirlerine sarılıp ağlamaları ise yaşadıkları travmayı ortaya koydu.umhuriyet Başsavcısı İsmail Karataş’ın talimatıyla yapılan soruşturmanın merkezinde Gaziantep’te öğrencilerin kaldığı bir ev bulunuyor. Dosyaya göre soruşturmanın başlangıç noktası, erkek öğrencilerin kaldığı bu eve ‘suç icat etmek’ için mahkeme kararı olmaksızın gizlice yerleştirilen dinleme cihazı oldu.
CİHAZ ÖNCE HALININ ALTINA, SONRA AYAKKABILIĞIN YANINA SAKLANDI
TR724’ten Sevinç Özarslan’ın haberine göre, O dönemde gözaltına alınan bir kız öğrencinin verdiği bilgilere göre, erkek öğrencilerin kaldığı bu eve ziyaret amacıyla gelen bir kişi, evdeki odalardan birine dinleme cihazı yerleştiriyor. Bu dinleme cihazı belli bir süre evde yapılan görüşmeleri kayıt altına alıyor. Daha sonra aynı kişi (Gizli Tanık) cihazı bulunduğu yerden alıp Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ediyor.
Tanığın beyanına göre cihaz, önce halının altına, daha sonra ayakkabılık ve spor aletlerinin yanındaki tozlu bölgeye saklandı. Kayıtların Haziran/Temmuz 2024’ten itibaren aylarca sürdüğü ve daha sonra flash belleğe aktarılarak savcılığa teslim edildiği ifade edildi.Gizli Tanık ifadesinde, dinleme cihazını neden ve nasıl yerleştirdiğini şöyle anlattı:


“Bu eve ziyaret maksatlı bir süredir gittiğim için ve M.’nin hal ve tavırları şüphe uyandırdığı için dinleme cihazı ile yaptığı telefon görüşmelerini vakıf olmak ve bunu başıma bir bela alırsam kullanmak veya aydınlatacak bir husus olursa devlet menfaatine bir şeyler yapmak için kayıt altına aldım. Ev 3+1 büyüklüğünde idi. Girişten soldaki oda M.’nin idi. Ses kayıt cihazını onun odasındaki girişteki halının altına yerleştirdim. Daha sonra bulunur düşüncesi ile ayakkabılığı ve spor aletlerinin yanındaki tozlu alana kullandım.
Ses kayıt cihazını Haziran/Temmuz 2024’ten geçtiğimiz haftaya kadar kullandım ve bu sesleri yanımda getirdiğim Flash belleğe aktardım. Kendi rızam ile flash belleği kullanmanız için size teslim ediyorum. Ses ve konuşma adedi çok fazla olduğu için ben bizzat dinleyemedim. Bazı görüşmelerde çocukları Bosna, Arnavutluk, Gürcistan ülkelerine götüreceğiz şeklinde hususlar geçiyordu. Kendisi çok fazla telefon görüşmesi yapıyordu. Görüşmelerin tahminim günlük 8-10 saatlik kısmı Arapça olarak kalan bir kısmı ise Türkçe’dir.”
“YENİDEN YAPILANMA” İDDİASININ DAYANAĞI: YURT DIŞI GEZİLERİ
Kayıtlarda geçtiği iddia edilen bazı konuşmalarda öğrencilerin Bosna, Arnavutluk ve Gürcistan gibi ülkelere gönderilmesinden söz edildiği ileri sürüldü. Savcılık, bu konuşmaları “örgütsel yeniden yapılanma” iddiasının merkezine yerleştirdi.
Ancak dosyaya göre operasyon kapsamına alınan kişilerin önemli kısmının ortak noktası; üniversite öğrencisi olmaları, geçmişte ailelerinde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilmesi veya soruşturma süreçleri bulunması ve son yıllarda gezi amaçlı yurt dışına çıkmış olmalarıydı.
“GÖZALTINDAYKEN NELER YAŞADIĞIMIZI SİZE ANLATMAK İSTİYORUM”
Ev baskınlarında gözaltına alınan ve yaşadıklarının etkisinden kurtulamadığını söyleyen kız öğrenci, 47 ilde yapılan operasyonların nasıl şekillendiğini anlattı:
“Ben 6 Mayıs 2025 tarihinde Gaziantep merkezli yapılan operasyonda gözaltına alınan kız öğrencilerden biriyim. Anadolu’nun bir şehrinde ailem ile yaşadığım eve sabah baskın yapılıp da hayatımda daha önce hiç gitmediğim bir şehirde gözaltına alındığım sırada üniversiteden mezun olalı birkaç ay oluyordu. Size orada yaşadıklarımızı ve tutuklanan arkadaşlarımızı orada bırakıp da evimize dönerken sevincimizin nasıl yarım kaldığını anlatmak istiyorum.
Soruşturmanın Gaziantep’ten başlatılmasının nedeni şu, Antep’te yer alan bir öğrenci evi var ve bu eve girip çıkan bir kişi evdeki odalardan birine dinleme cihazı yerleştiriyor. Bu dinleme cihazı belli bir süre evde yapılan görüşmeleri kayıt altına alıyor. Daha sonra aynı kişi tekrar eve girip (çünkü eve girip çıkan biri) cihazı bulunduğu yerden alıp Antep savcılığına veriyor. Biz bunları daha sonra iddianamesi yazılan kızlardan birinin iddianamesinden öğreniyoruz.
VİZESİZ ÜLKELERE GEZMEYE GİTMEK SUÇ OLDU
Bu cihazla kaydedilen görüşmelerden birinde, “Bir önceki yıl olduğu gibi (2023) bu sene de öğrencileri moral amacı yurt dışına gönderelim. Özellikle de vizesiz yerlere.” tarzı bir cümle geçtiği iddia ediliyor. Bu sebeple savcılık da tüm Türkiye genelinde 2023-2024 ve 2025 yıllarında özellikle vizesiz gidilebilecek ülkelere gidip gelmiş olan ve ailesinde daha önce terörden işlem görmüş birilerinin olduğu özellikle üniversite öğrencisi olan kişilere operasyon yapılıyor. Yani Gaziantep dosyasında iki grup var. Biri Gaziantep’te okuyan ya da Gazintep’te yaşayan ve aralarında daha çok yetişkinlerin olduğu grup. Yaş ortalamasının daha düşük olduğu ve çoğunluğu oluşturan Türkiye’nin bağlantısız bir sürü şehrinden getirilmiş ve ortak noktaları yurtdışına çıkmak olan ikinci grup.
“BİR SÜRE HANGİ NEDENLE GÖZALTINA ALINDIĞIMIZI ANLAYAMADIK”
Biz gözaltına alındığımızda hiçbir açıklama yapılmamıştı ve o kadar birbirinden bağımsız insanlar vardı ki, bir süre hangi suçlamadan dolayı gözaltına alındığımızı anlayamadık. Özellikle Antep’e neden gönderileceğimizi asla anlayamadık. Hepimizin ailesinde dava önce işlem görmüş birilerinin olması dışında ortak noktamız varmış gibi görünmüyordu. Saatler sonra kızlardan biri sohbet ederken laf arasında 2023’te yurtdışına çıktığını söyleyince resmen bir aydınlanma ile ortak noktamızı bulduk.
“GAZİANTEP’E VARDIĞIMIZDA CİDDİ BİR KARMAŞA HAKİMDİ”
8 saat kadar kendi şehrimizde nezarethanede kaldıktan sonra (çevre illerden getirilenleri bekledikten sonra) polis eşliğinde önce havaalanına götürüldük ardından da uçağa bindirildik. Uçak ile akşam Gaziantep’e vardığımızda orada ciddi bir karmaşa hakimdi. Çünkü onlarca şehirden Antep’e gözaltındaki şüpheli getiriliyordu ve Antep emniyetinin bunu kaldırabilecek ne fiziki olanağı ne de yeterli personeli vardı. Bu yüzden çevik kuvvet polisleri görevlendirilmişti.
“YAŞI ÇOK KÜÇÜK OLAN ÖĞRENCİLER ÇEVİK KUVVET ARABALARINDAN ÇOK KORKTU”
Büyük grubumuzu daha küçük gruplara ayırıp, kızlarla oğlanları ayırarak apar topar çevik kuvvet arabalarına bindirdiler. Ben 22 yaşında olarak grubun büyüklerindendim. Hem kızlar hem de erkekler arasında yaş ortalaması gerçekten düşüktü. Orada kızlar hem bize ne olacak diye hem de çevik kuvvet arabalarının durumundan dolayı çok korktu. Çevik kuvvet otobüslerinin içinde 3 ile 4 saat bekletildikten sonra tekrar yola çıkarıldık ve Antep’te bu kadar gözaltını kaldırabilecek nezarethane olmadığı için ilçelerin karakollarına dağıtılmaya başlandık.
“BİZİ GÖZALTINA ALAN POLİSLERİN ARALARINDAKİ MUHABBET…”
O sırada sohbet eden polislerden birinin diğer polisle yaptığı bir konuşmayı izniniz olursa anlatmak istiyorum. Yaşı diğerlerinden daha yaşlı olan bu polis, çevik kuvvetlerden birinin sorusu üzerine nasıl terörle mücadele polisi olduğunu anlatmaya başladı. Dedi ki, “Ben aslında 2014’e kadar asayişte polislik yapıyordum. O seneden itibaren f…ü polisler terörden atılınca bizi bir anda terör şubeye verdiler.” Terör şube de kendi arasında dörde ayrılırmış. O “f…” dalında terör memuruymuş. Kendi içinde zorlukları olsa da, rahatmış, öyle dedi. Bizi bırakırken polis memurları nerede beyran içsek diye konuşuyorlardı.
“BİZİM GÖZÜMÜZDE DE, DEVLETİN GÖZÜNDE DE SEN TERÖRİSTSİN”
Bir karakola getirilip de koğuşlara götürüldüğümüzde neredeyse gece yarısıydı. Benim 3 gün kaldığım nezarethane koğuşunda ilk gece 5 ve ertesi gecelerde 4 kişi kaldık. Malatya’dan, Konya’dan, Ankara’dan, Mardin’den, Kocaeli’nden, Uşak’tan, İstanbul’dan ve daha birçok yerden kızlar vardı. Ben kızlara avukatlarıyla konuşup konuşmadıklarını sordum çünkü ilk 24 saat için avukat yasağı yoktu. Kızlardan biri de avukatıyla görüşmediğini ama ifade verdiğini söyledi. Ben de öyle bir şeyin olamayacağını tam olarak neler olduğunu sordum. Kıza sen şu anda ifade veriyorsun diyerek soru sormaya başlamışlar. Hatta polislerden biri sanki ifade alıyor gibi bilgisayara bir şeyler yazıyormuş. Ona ailesi ile ilgili, yurt dışı ile ilgili kendisi ile ilgili bir sürü soru sormuşlar. Sanırım bir polis beklediği cevapları alamayınca kıza, “Bak!” demiş, “Sen teröristsin. Bizim gözümüzde de öylesin. Devletin gözünde de. Şimdi ne dersen de, sen terörist olmaya devam edeceksin!”
“BİZ MİT’TEN GELİYORUZ DİYEN MEMURLAR KIZI ÇOK KORKUTMUŞTU”
Bu şekilde tüm kızları tek tek çağırıp sözde yardım etmek amaçlı gerek manipüle edici gerek baskı kuracak şeyler söyleyerek bir şeyler söylesin diye uğraşıyorlardı. Yurt dışına nasıl çıktığımız, orada kimle görüştüğümüz, bizi birinin yönlendirip yönlendirmediği gibi. Karşı koğuşumuzda olan bir kız vardı. Bu kızı dışarıda olan bir odaya almışlar. Daha sonra avukat görüşmemizi orada yaptığımız için o odayı gördüm, yaklaşık 8-10 metrekareydi ve ortasında da bir masa vardı. Onu masanın en iç tarafına oturtmuşlar üç adam yanına oturmuş. “Biz MİT’ten geliyoruz, senin bir yerlerden para aldığına dair fotoğraflarını çektik” gibi şeyler demişler. Kendisine bir şey yapmalarından çok korkmuştu. “Buradan çıktığında da seni yalnız bırakmayız istersen beraber kahve içmeye gideriz.” gibi şeyler de söylemişler. Bu kızı o kadar çok kez çağırıp bir şeyler söylesin diye sıkıştırdılar ki… Daha sonra ifadesinde dediği bir şeyden dolayı da o ve arkadaşları tutuklandı. Hem de hakiminin önünde, polise verdiği ifadesini reddettiği halde.
“ADLİ TIP’TA DA SORGUYA ÇEKİLDİK”
En fazla 4 gün uzatabilecekleri gözaltı süremizin son gecesinde benim de aralarında olduğum bir grup kıza parmak izlerimiz ile ilgili bir sorun olduğu ve tekrar parmak izimizin alınacağını söylediler. Aslında bizim parmak izimiz ilk gözaltına alındığımız sırada alınmıştı. Bu yüzden gece 8-9 gibi bir otobüsle Adli Tıp merkezine götürüldük. Yaklaşık 30 kişinin sadece parmak izleri alınacak ve mugshot çekilecekti. Ama içerideki memur içeri girenlere, “Neden yurtdışına gittin? Oraya gitmeni kim söyledi? Signal kullandın mı?” gibi sorular sormaya başladı. Biz orada ayakta o kadar bekledik ki en son bizi oraya getiren komiser bile, “İçerideki memur kendi aklına esmiş bir tur da orada ifadeye çekmeye çalışıyor sizi, cevap vermeyin de işimizi bitirip gidelim.” dedi.
“O ÖĞRENCİLERİN YÜZLERİ AKLIMDAN HİÇ ÇIKMADI”
Yaklaşık 8 saat boyunca parmak izi vermek için bekledik. Karakola geri döndüğümüzde gece yaklaşık 4’tü ve 5’te de gelip hiç uyumamıza izin vermeden bizi adliyeye götürdüler. Adliye’de Sulh Ceza Hakimleri 2-3 gündür üçer dörder saat aralıklarla nöbetçi hakim olarak duruşma yapmaktaydı. Hakimin karşısına çıktık ve adli kontrol ile serbest bırakıldık. Çıktıktan sonra çıkmadan önce beraber kaldığımız kızlara selam vermek istedim. Orada erkek öğrencilerden oluşan bir grup vardı. En fazla 18 ya da 19 yaşlarındalardı. “Sen duruşmadan çıktın abla, hakim ne sordu? Nasıl geçti?” dediler. Onları teskin etmek için hakimin iyi olduğunu ve onları da serbest bırakabileceğini söyledim. Mutlu oldular. Heyecanlı bir şekilde bekliyorlardı.
Oradan ayrılıp da birkaç dakika geçtikten sonra beklediğimiz yerde ceketimi unuttuğumu fark edip geri çıktım. Ve o sırada gördüm ki hepsi tutuklanmıştı. Bizden hemen sonra hakim değişmişti ve onları tutuklamıştı. Kardeşimden bile küçüklerdi belki ve ben onlara çıkacaklarını söylemiştim. Onları umutlandırmıştım. Uzun bir süre yüzleri aklımdan gitmedi ve hala da onları unutamıyorum.
Beraber nezarethanede kaldığımız ve tutuklanan kızlar temmuz ayında tahliye edildiklerini ve davalarının tutuksuz olarak devam ediyor. İçeride o sırada hala tutuklu olanlar vardı. Bazılarını ise önce serbest bırakıp birkaç saat sonra eve dönüş yolunda tekrar tutuklamışlar. Biz de eve dönerken hatta döndükten sonra uzun bir süre bir anda aslında yanlışlık olmuş sizi tutuklayacaktık diye gelmelerinden çekinerek geçirdik.
“GÖZALTINDAN ÇIKTIK, BİR AVM’NİN MESCİDİNE GİTTİK VE ORADA BİRBİRİMİZE SARILIP AĞLADIK”
Gözaltından çıktığımızda yanımızda o kadar hiçbir şey yoktu ki, ne telefon ne de bir saat. Üstümüzü başımızı değiştirmek için bir AVM’nin mescidine indik. Orada dayanamayıp birbirimize sarılarak hıçkıra hıçkıra ağladık. Bizi avukatlarımız uçağa bindirip memlekete gönderdi. Hayatımda ilk kez Ashab-ı Kehf’in ne hissetmiş olabileceğini hissettim.
“BİZ DEVLETİN GÖZÜNDE TERÖRİSTTİK”
Biz oraya sadece ailemizde soruşturma geçiren birileri olduğu için ve hala birbirimiz gibi çocuklarla görüştüğümüz için alındık. Bazı kızlar anne-babaları koğuş arkadaşı olduğu için tanışıyorlardı mesela ama o memurun da dediği gibi, biz devletin gözünde teröristtik ve birbirimizle görüşme, arkadaş olma, yurt dışına gezmeye gitmemizin tek nedeni terörsel faaliyet olabilirdi. Bu arada bahsi geçen gezilerin 4-5 gün süren turistik geziler olduğunu söylememe sanırım gerek yok. Ama orada şurada teheccüd kıldık, burada kamp yaptık, şunlarla görüştük, buralara götürüldük gibi şeyler dememiz beklendi. Bu yazıyı, pek de profesyonel yazamadım daha çok duygusal bir yazı oldu. Ancak umarım meramımı anlatabilmişimdir. Bu yazıyı istediğiniz gibi kullanabilir, her yere gönderebilirsiniz. Herhangi bir yerini sansürlemek zorunda değilsiniz.
“ALLAH RAHMET EYLESİN AMA KATİL BEN DEĞİLİM, 15 TEMMUZ’DA 13 YAŞINDAYDIM”
Son olarak şunu anlatmak istiyorum, babası cezaevinde olan bir kız vardı ve orada beraber kaldık. Bu kızı gelir gelmez alıp konuşsun diye sıkıştırmışlar. Bir memur demiş ki, “Baban hapisteymiş onun terörist olduğunu düşünüyor musun?” O da “Hayır.” demiş. Memur da, “Benim amcamın oğlu 15 Temmuzda öldürüldü, onun katilleri kim?” demiş. Polis memurunun bu sözlerinden sonra kız koğuşa döndüğünde bize şunu söyledi:
“Allah rahmet eylesin ama katil ben değilim. O sırada ben 13 yaşındaydım.”













