• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home Manşet

Kavmini küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler!

Eylül 15, 2026
in Manşet, YAZARLAR
2
Görüntüleme
Facebook'da PaylaşTwitter'da Paylaş

Ali Şeriati’nin ‘Aydın’ kitabını okuyorum. Bazı kitaplar vardır, kendi zamanlarını anlatırlar. Bazıları da yazıldıkları zamanı aşar, başka toplumlara, başka dönemlere seslenirler. Şeriati’yi okurken birkaç defa kitabı elimden bırakıp Türkiye’yi düşündüm.

Şeriati İran’ı anlatıyor. Doğu toplumlarını, Batı karşısındaki yabancılaşmayı, aydının kendi toplumu ile ilişkisini anlatıyor. Ama öyle cümleleri var ki insan ister istemez bugünün Türkiye’sine geliyor. Şeriati’ye göre aydın, sadece okumuş insan değildir. Diploma sahibi olmak da insanı aydın yapmaya yetmez. Diploma sizi doktor yapabilir, mühendis yapabilir, hukukçu, akademisyen yapabilir. Ama aydın olmak başka bir şey. Şeriati bunu iki kelimeyle ifade ediyor: Özbilinç ve sorumluluk.

Yani nerede durduğunuzu bileceksiniz. İçinde yaşadığınız toplumda neler olup bittiğinin farkında olacaksınız. Bir de bu farkındalığın size yüklediği sorumluluktan kaçmayacaksınız.

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yargıtay’dan Yeni Parti’ye tebligat: Adınızı değiştirin

Türkiye’de “Terörist” diye yaftalandı, İsveç “Saygıdeğer Profesör” dedi: Prof. Dr. Akdemir şimdi Linköping Üniversitesi öğrenci yetiştiriyor

Hastane odasından mahkemeye katılan darbeci Kenan Evren ve köfteci Abdullah amca

Bunları okurken zihnime Kur’an’ın Firavun hakkında kullandığı çok çarpıcı bir ifade geldi: “Fe’stehaffe kavmehû fe-etâûh.” “Firavun kavmini küçümsedi, hafife aldı; onlar da ona itaat ettiler.” (Zuhruf, 43/54)

Ben ayetin özellikle ikinci kısmına takıldım: “Fe-etâûh.” Onlar da ona itaat ettiler. Dikkat edin, Kur’an bütün suçu Firavun’un üzerine yükleyip meseleyi kapatmıyor. Evet, Firavun kavmini küçümsüyor. İnsanların akıllarını hafife alıyor. İradelerini yok sayıyor. Kendisini onların üzerinde mutlak otorite olarak görüyor.

Peki onlar ne yapıyor? İtaat ediyorlar. Kimi korkudan, kimi menfaatten, kimi taassuptan, kimi başka sebeplerden… Ama neticede itaat ediyorlar.

Demek ki Firavunluğu sadece Firavun üzerinden okuyamayız. Bir de Firavun’a itaat edenler var. Hatta belki daha açık söyleyelim: Firavunluğu mümkün hâle getiren bir toplum var.

Türkiye’nin son yıllarda yaşadıklarına biraz da buradan bakmak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de sadece bir demokrasi ve hukuk krizi yaşanmadı. Sadece kurumlar tahrip edilmedi, kuvvetler ayrılığı zayıflatılmadı, yargı bağımsızlığı ağır yaralar almadı.

Bunların yanında çok büyük bir yetişmiş insan kıyımı yaşandı. Öğretmenler, doktorlar, akademisyenler, hukukçular, hâkimler, savcılar, mühendisler, gazeteciler, bürokratlar…Yıllarca okumuş, yetişmiş, meslekî tecrübe kazanmış yüz binlerce insan sistemin dışına itildi. Kimisi hapse girdi. Kimisi işsiz bırakıldı. Kimisinin pasaportuna el konuldu. Kimisi de doğduğu, büyüdüğü ülkesini terk etmek zorunda kaldı.

Fakat işin bir tarafı var ki üzerinde yeterince durulduğunu düşünmüyorum. Bir devlet yetişmiş insanını tasfiye ederken sadece o insana zulmetmiş olmaz. Kendi servetini de çöpe atar.

Kendimden misal vereyim. 1967 yılında Türkiye’de ilkokula başladım. İlkokul, ortaokul, lise derken beş yıllık fakülteyi bitirdim ve 1985 yılında mezun oldum. Düşünün, bütün bu yıllar boyunca devlet benim için öğretmen yetiştirdi, öğretmenlere maaş ödedi, okul yaptı, derslik yaptı, binaları işletti, kitap ve kütüphane sağladı. Üniversiteye geldiğimde profesöründen asistanına kadar akademik kadro kurdu. Fakülte binası, kütüphane, idarî teşkilat oluşturdu. Burs, yurt, sağlık ve benzeri imkânlar sağladı.

Bunun 1967’den 1985’e kadar toplam maliyetini bugün kuruşu kuruşuna hesaplayamayız elbette. Ama bugünkü öğrenci başına kamu harcamalarını ölçü alarak yapılan kaba bir hesap, benim gibi bir üniversite mezununun yetiştirilmesinin bugünün satın alma gücüyle yaklaşık 120-150 bin dolar, ortalama 135 bin dolar civarında bir kamu yatırımına karşılık gelebileceğini gösteriyor.

‘Beyin göçü’ demek yetmez!

Şimdi bunu yüz binlerle çarpın. Ama mesele bununla da bitmiyor. Devlet sadece o insanın eğitimine yatırım yapmadı ki. Mezun olduktan sonra otuz yıl doktorluk yapmış bir insan düşünün. Binlerce hasta görmüş. Binlerce vakayla karşılaşmış. Bir öğretmen düşünün; yirmi beş-otuz yıl boyunca binlerce öğrenci yetiştirmiş. Bir akademisyen düşünün; ömrünü araştırmaya vermiş. Bir mühendis düşünün; otuz yıllık meslekî tecrübesi var. Bunların birikiminin parasal karşılığını nasıl hesaplayacaksınız? Hesaplayamazsınız.

Türkiye bu insanların bir kısmını kendi eliyle başka ülkelere gönderdi. Yetiştirme maliyetini Türkiye ödedi, o yetişmiş insanın bundan sonra üreteceği katma değeri Almanya, Amerika, Kanada, İngiltere, Hollanda kullanıyor.

Bunun adına sadece “beyin göçü” deyip geçemeyiz. Bir ülkenin kendi yetişmiş insanını kendi eliyle başka ülkelere armağan etmesidir bu.

Ama bana göre daha büyük kayıp para da değil. Daha vahimi, bilginin ve liyakatin itibarının kırılmasıdır.  “Ne biliyor?” sorusunun yerine “Kimden?” sorusu geçti.

Ehliyetin önüne aidiyet, liyakatin önüne sadakat geçti. Üniversite küçümsendi. Hukuk küçümsendi. Akademik birikim küçümsendi. Bağımsız gazetecilik küçümsendi. Eleştiri küçümsendi. Bir müddet sonra soru sormak bile suçmuş gibi görülmeye başlandı.

Daha acısı ne biliyor musunuz? Toplumun bir kısmı bütün bunların normal olduğuna inandırıldı. İşte ayetin o ikinci kısmı burada tekrar karşıma çıkıyor: “Fe-etâûh.”

Onlar da ona itaat ettiler.

Çünkü otoriterliğin asıl başarısı bir insanı hapse atmak değildir. Topluma, hapse atılan o insanın bunu hak ettiğini düşündürmektir.

Bir öğretmeni mesleğinden atmak değildir. “Zaten öğretmen değildi” dedirtmektir.

Bir akademisyeni üniversiteden uzaklaştırmak değildir. “Zaten akademisyen değildi” dedirtmektir.

Gazeteciyi susturmak değildir. “O gazeteci sayılmaz” dedirtmektir.

İşte o noktadan sonra iktidarın herkesi tek tek susturmasına bile gerek kalmaz. Toplum birbirini susturmaya başlar.

Üniversite hocasına sahip çıkmaz. Baro hukukçuya sahip çıkmaz. Gazete gazeteciye sahip çıkmaz. Dün aynı masada oturan, aynı koridorda yürüyen, aynı çayı içen insanlar bugün birbirlerini tanımıyormuş gibi davranmaya başlarlar. Ve zulüm sadece yukarıdan aşağıya uygulanan bir devlet pratiği olmaktan çıkar. Toplumun içine yayılır.

Aydın olmanın sorumluluğu yok mu?

Şimdi tekrar Şeriati’ye dönelim. Aydın olmak özbilinç ve sorumluluk sahibi olmaksa, aydının gerçek imtihanı işte böyle zamanlarda ortaya çıkar.

Hukukun işlediği bir ülkede hukukun üstünlüğünü savunmak kolay. Herkesin rahatça konuşabildiği bir zamanda ifade özgürlüğünden söz etmek de kolay. Mesele hukuk çiğnendiğinde hukuku savunabilmek. Herkes sustuğunda konuşabilmek. Hele bir de haksızlığı yapan kendi mahallenizse, “Bu haksızlıktır!” diyebilmek.

Türkiye bir gün bu dönemle ciddi biçimde hesaplaşacaksa, sadece “Bunu Erdoğan yaptı, şu bakan yaptı, şu hâkim yaptı” diyerek dosyayı kapatamayız. Elbette siyasî ve hukukî sorumluluğu bulunan herkes kendi sorumluluğunun hesabını vermeli.

Ama başka soruları da sormamız lazım. Üniversiteler neredeydi? Akademisyenler neredeydi? Hukukçular, gazeteciler, ilahiyatçılar, yazarlar, sanatçılar, kanaat önderleri neredeydi?

İnsanların hayatları gözümüzün önünde parçalanırken kim konuştu? Kim sustu? Kim alkışladı? Kim de bu insanların tasfiyesinden kendisine makam, mevki ve imkân devşirdi?

Tabii burada herkesi aynı kefeye koymak da doğru olmaz.

Korku var. İnsanların aileleri var, çocukları var. İşlerini kaybetme, hapse girme, geçinememe endişeleri var. Baskı dönemlerinde herkesten aynı cesareti bekleyemezsiniz. 

Bunu anlıyorum. Ama okumuş olmanın, aydın olmanın, topluma söz söyleme makamında bulunmanın da herhalde bir bedeli ve sorumluluğu olmalı. Yoksa Şeriati’nin “özbilinç ve sorumluluk” dediği şey nerede kaldı?

Bir toplumda akademisyen hakikati araştırmak yerine iktidarın hoşuna gidecek şeyleri söylemeye başlamışsa, hukukçu hukuksuzluğa hukukî gerekçe arıyorsa, gazeteci soru sormak yerine propaganda yapıyorsa, din adamı adaletin yanında durmak yerine siyasetin diline dinî meşruiyet kazandırıyorsa artık meselemiz sadece kötü yönetim meselesi olamaz. Çok daha derinde bir problemimiz var demektir.

Yeni ‘Firavunlara’ engel olamayız belki ama… 

Kur’an’ın Firavun kıssasını tekrar tekrar anlatmasının hikmetlerinden biri de belki burada. Firavunluk sadece bir şahıs değildir. Birileri “Ben bilirim” der, milyonlar “Sen bilirsin” derse…Birileri “Ben karar veririm” der, toplum “Sen karar ver” derse…Birileri kendisini devletle özdeşleştirir, insanlar da bunu kabullenirse…Birileri “Bana karşı olan vatana karşıdır” der, insanlar dönüp otuz yıllık komşusuna hain gözüyle bakmaya başlarsa…Firavunluk artık sadece sarayda kurulmuş olmaz. Evlere, sokaklara, üniversitelere, gazetelere, camilere kadar girer.

Onun için Zuhruf sûresindeki ayetin ilk yarısını okuyup durmayalım: “Fe’stehaffe kavmehû…” Kavmini küçümsedi, hafife aldı. Tamam. Peki kavmi ne yaptı? “Fe-etâûh.” Ona itaat ettiler.

Bence Türkiye’nin geleceği açısından asıl üzerinde durmamız gereken yer burası. Yeni Firavunların çıkmasını bütünüyle engelleyemeyebiliriz. Tarihin her döneminde gücü şahsileştirmek, devleti kendisiyle özdeşleştirmek, insanların kendisine kayıtsız şartsız itaat etmesini istemek isteyen birileri çıkabilir. Ama biz “fe-etâûh” kısmını engelleyebiliriz. Aklımızı teslim etmeyebiliriz. Hukuku bir insanın iradesine bırakmayabiliriz.

İktidar kimde olursa olsun soru sorabiliriz. Kendi mahallemizin yanlışına yanlış diyebiliriz. Bizden olmayana yapılan zulme de zulüm diyebiliriz. Ve yetişmiş insanımıza sahip çıkabiliriz.

Çünkü bir ülkenin en büyük serveti yolları, köprüleri, havaalanları, fabrikaları değildir. İnsandır, insan.

Köprüyü yeniden yaparsınız. Fabrikayı yeniden kurarsınız. Yolu yeniden döşersiniz. Ama kırk, elli yaşına gelmiş, yirmi beş-otuz yıllık bilgi ve tecrübe biriktirmiş bir insanı kaybettiğinizde ertesi sabah onun yerine yenisini koyamazsınız.

Ali Şeriati’nin Aydın kitabını okurken benim zihnimde kalan şey bu oldu. Aydınlık, çok şey bilmekten önce bir şuur ve sorumluluk hâli. Bilginin iktidar karşısında susmaması. Vicdanın menfaat karşısında satılmaması. İnsanın aklını bir başkasına kiraya vermemesi. Türkiye’nin sadece yeni yöneticilere ihtiyacı yok. Kendisini küçümsetmeyen, aklını hafife aldırmayan, iradesini teslim etmeyen insanlara da ihtiyacı var. Çünkü Firavunluk yalnız “fe’stehaffe kavmehû” ile kurulmaz. Onu tamamlayan bir cümle daha var: “Fe-etâûh.” Onlar da ona itaat ettiler. Galiba değiştirmemiz gereken yer tam da burası.

Tags: ahmet kurucanAli ŞeriatiAydınHİZMET HAREKETİKavim
PAYLAŞTweetPAYLAŞ
ÖNCEKİ HABER

Türkiye’de “Terörist” diye yaftalandı, İsveç “Saygıdeğer Profesör” dedi: Prof. Dr. Akdemir şimdi Linköping Üniversitesi öğrenci yetiştiriyor

SONRAKİ HABER

Yargıtay’dan Yeni Parti’ye tebligat: Adınızı değiştirin

BENZER HABERLER

Yeni Parti kurulduğu gün ana muhalefet oldu
Manşet

Yargıtay’dan Yeni Parti’ye tebligat: Adınızı değiştirin

Eylül 15, 2026
Türkiye’de “Terörist” diye yaftalandı, İsveç “Saygıdeğer Profesör” dedi: Prof. Dr. Akdemir şimdi Linköping Üniversitesi öğrenci yetiştiriyor
Manşet

Türkiye’de “Terörist” diye yaftalandı, İsveç “Saygıdeğer Profesör” dedi: Prof. Dr. Akdemir şimdi Linköping Üniversitesi öğrenci yetiştiriyor

Eylül 14, 2026
Hastane odasından mahkemeye katılan darbeci Kenan Evren ve köfteci Abdullah amca
Manşet

Hastane odasından mahkemeye katılan darbeci Kenan Evren ve köfteci Abdullah amca

Eylül 14, 2026
Konut fiyatlarının en çok arttığı ülkeler: Reel fiyat değişiminin en yüksek ölçüldüğü ülke Avustralya
Avustralya

Hükümetten aile içi şiddet mağdurlarına 300 milyon dolarlık konut desteği

Eylül 14, 2026
One Nation’ın 750 bin vize iptal planına Bakan’dan tepki: Sağlık, Tarım ve İnşaat ağır darbe alır
Avustralya

One Nation’ın 750 bin vize iptal planına Bakan’dan tepki: Sağlık, Tarım ve İnşaat ağır darbe alır

Eylül 14, 2026
Antalya Emniyeti’nde rüşvet soruşturması: Eski ve yeni Narkotik Şube müdürleri gözaltında
Gündem

Antalya Emniyeti’nde rüşvet soruşturması: Eski ve yeni Narkotik Şube müdürleri gözaltında

Eylül 13, 2026
  • All
  • Manşet
Yeni Parti kurulduğu gün ana muhalefet oldu
Manşet

Yargıtay’dan Yeni Parti’ye tebligat: Adınızı değiştirin

by adminzaman
Eylül 15, 2026
0

Yargıtay, Yenilik Partisi'nin isim benzerliği gerekçesiyle yaptığı başvurunun ardından Yeni Parti’ye isim değişikliği talebiyle tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili...

Zamana direnen değil, onu duyabilen din!

Kavmini küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler!

Eylül 15, 2026
Türkiye’de “Terörist” diye yaftalandı, İsveç “Saygıdeğer Profesör” dedi: Prof. Dr. Akdemir şimdi Linköping Üniversitesi öğrenci yetiştiriyor

Türkiye’de “Terörist” diye yaftalandı, İsveç “Saygıdeğer Profesör” dedi: Prof. Dr. Akdemir şimdi Linköping Üniversitesi öğrenci yetiştiriyor

Eylül 14, 2026
Hastane odasından mahkemeye katılan darbeci Kenan Evren ve köfteci Abdullah amca

Hastane odasından mahkemeye katılan darbeci Kenan Evren ve köfteci Abdullah amca

Eylül 14, 2026
Konut fiyatlarının en çok arttığı ülkeler: Reel fiyat değişiminin en yüksek ölçüldüğü ülke Avustralya

Hükümetten aile içi şiddet mağdurlarına 300 milyon dolarlık konut desteği

Eylül 14, 2026
One Nation’ın 750 bin vize iptal planına Bakan’dan tepki: Sağlık, Tarım ve İnşaat ağır darbe alır

One Nation’ın 750 bin vize iptal planına Bakan’dan tepki: Sağlık, Tarım ve İnşaat ağır darbe alır

Eylül 14, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

Sosyal Medya

Bluesky
Mastodon
Twitter

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM