Eski milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Büyük Daire tarafından verilen Şaban Yasak kararını değerlendirdi.
Yeneroğlu, kararın yalnızca bireysel bir ihlal hükmü olmadığını, Türkiye’de Hizmet Hareketi davaları kapsamında verilen on binlerce mahkûmiyet kararını doğrudan etkileyebilecek tarihi bir dönüm noktası olduğunu söyledi.Sosyal medya hesabından yaklaşık beş dakikalık bir değerlendirme yayımlayan Yeneroğlu, AİHM Büyük Daire’nin, Şaban Yasak hakkında verilen 7 yıl 6 aylık hapis cezasının “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesini ve kötü muamele yasağını ihlal ettiğine hükmettiğini belirtti.
“AİHM DAİRE KARARI DA BOZULMUŞ OLDU”
BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Yeneroğlu, Büyük Daire’nin kararıyla daha önce aynı dosyada ihlal bulunmadığı yönünde karar veren AİHM Daire kararını da ortadan kaldırdığını ifade etti.Yeneroğlu, “Benzer suçlamalarla yargılanıp hayatları altüst edilen on binlerce kişi bakımından bu kararın iç hukukta da önemli sonuçlar doğurması gerektiği açıktır.” dedi.
“KOLEKTİF SUÇLAMA YAPILDI”
Kararda Türkiye’de silahlı terör örgütü üyeliği ve yardım suçlamalarıyla verilen mahkûmiyetlerde ceza sorumluluğunun bireyselleştirilmediğinin açıkça vurgulandığını belirten Yeneroğlu, Türk yargısının “kolektif sorumluluk” anlayışıyla hareket ettiğini söyledi.AİHM’in kararında, bir kişinin yalnızca cemaatle ilişkilendirilmesi, bazı faaliyetlere katılması veya hakkında tanık beyanı bulunmasının örgüt üyeliği mahkûmiyeti için yeterli olmayacağının altının çizildiğini ifade eden Yeneroğlu, “Mahkûmiyet için kişinin örgütün suç ve şiddet amacını bildiğinin somut ve kişiye özel delillerle ispat edilmesi gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.
“EĞİTİM FAALİYETLERİ SUÇ DELİLİ SAYILDI”
Yeneroğlu, AİHM’in özellikle Şaban Yasak’a yüklenen fiillerin tamamının eğitim faaliyetleriyle bağlantılı olduğuna dikkat çektiğini söyledi.Mahkemenin kararında, Hizmet hareketinin uzun yıllar boyunca toplumun farklı alanlarında yasal zeminde faaliyet gösterdiğinin ve kendisini “ahlak ve eğitim hareketi” olarak tanıttığının belirtildiğini aktaran Milletvekili Yeneroğlu, bu nedenle çok sayıda insanın yapının gerçek amaçlarından habersiz şekilde ilişki kurmuş olabileceğinin kabul edildiğini kaydetti.
“BANK ASYA VE HTS KAYITLARI TEK BAŞINA YETMEZ”
Yeneroğlu, AİHM’in Türkiye’de binlerce dosyada delil olarak kullanılan birçok unsurun “kast” unsurunu ispatlamak için yeterli olmadığını açık şekilde ortaya koyduğunu ifade etti.Kararda;
- Bank Asya’ya para yatırılması,
- HTS kayıtları,
- Kod adı kullanılması,
- Sohbet ve eğitim faaliyetlerine katılım,
- Cemaat kurumlarında çalışma,
- “Ev abisi”, “bölge talebe mesulü” gibi sıfatların tek başına örgüt üyeliği mahkûmiyeti için yeterli delil sayılamayacağının belirtildiğine dikkat çeken Yeneroğlu, “Bu tür deliller ancak kişinin örgütün şiddet amacını bildiği ve buna bilerek katıldığı somut bulgularla desteklenirse mahkûmiyet gerekçesi olabilir.” dedi.
“MİLAT YAKLAŞIMINA AİHM’DEN RET”
Yeneroğlu, kararın Türk yargısının uzun süredir uyguladığı “milat yaklaşımına” da önemli bir cevap verdiğini söyledi.AİHM’in, Aralık 2013 sonrası örgütle bağların sürdürülmesinin cezai değerlendirmede dikkate alınabileceğini kabul ettiğini ancak bunun otomatik suç isnadı anlamına gelmeyeceğini belirtti. “İlgili dönemde büyük ölçüde dini grup olarak algılanan bir yapıya mensup olmak tek başına suç kastı oluşturmaz.” diyen Yeneroğlu, belirli bir tarihten sonra kastın otomatik oluştuğu varsayımına dayalı yaklaşımın AİHM tarafından yeterli görülmediğini ifade etti.
“YENİDEN YARGILAMA YASASI ÇIKMALI”
AİHM Büyük Daire kararının kesin olduğunu vurgulayan Yeneroğlu, benzer dosyaların da aynı çerçevede sonuçlanmasının kaçınılmaz hale geldiğini söyledi.Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çağrıda bulunan Yeneroğlu, yeniden yargılama yolunu açacak kapsamlı bir yasal düzenleme yapılması gerektiğini belirtti.Yeneroğlu, açıklamasının sonunda şu ifadeleri kullandı:“10 yıl geçti. Bu süre içinde insanlar cezaevlerinde yıllarını yitirdi. Aileler parçalandı. Çocuklar annesiz ya da babasız büyüdü. Bazıları hayatını kaybetti. Bu kararın gereğinin yapılması, yalnızca adil yargılanma hakkının değil, derinleşen toplumsal adalet ihtiyacının da gereğidir.” ZAMAN Avustralya













