• ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM
No Result
View All Result
No Result
View All Result
Home Manşet

Cezaevinde öldürülen Polis Müdürü’nün eşi: “Önce eşimi öldürdüler, sonra beni kurşunla tehdit ettiler”

Temmuz 1, 2026
in Manşet, RÖPORTAJ, ZULÜM GÜNLÜĞÜ
7
Görüntüleme
Facebook'da PaylaşTwitter'da Paylaş

SEVİNÇ ÖZARSLAN-TR724 

KHK ile ihraç edilen emniyet müdürü Zeki Güven’in Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi’ndeki şüpheli ölümünün üzerinden sekiz yıl geçti. Resen başlatılan soruşturma takipsizlikle sonuçlandı, Anayasa Mahkemesi ise ölümde ihlal bulunmadığına hükmetti. Ancak dosyada hâlâ cevap bekleyen birçok soru var.

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Norveç, Fildişi Sahili’ni  2-1’lik skorla mağlup ederek tur atladı

Deniz Göktaş 1 haftada 7,2 milyon izlenen gösterisinden en sevdiği şakayı paylaştı

Saray rejiminin zulmü sürüyor: Kuran-ı Kerim öğretmeni Zeynep Çoban tutuklandı

1 Temmuz 2018’de kalp krizinden vefat ettiği iddia edilen Güven’in, ölümünden iki gün önce iki polis tarafından hücresinden çıkarıldığı tanık beyanlarına yansıdı. Kardeşinin gönderdiği mektup ise, “Cezaevinde böyle biri yok” denilerek ölümünden bir gün önce ailesine iade edildi. 30 Haziran’da Sincan’da olmayan Güven’in bir gün sonra koğuştan cenazesi çıktı.

Eşinin öldürüldüğünü düşünen Sevda Güven, eşinin vefatından sonra onu kimlerin neden öldürebileceğine dair avukatına bir mektup yazdığını, birkaç gün sonra ise koğuşun avlusunda mermi bulduklarını, aslında kendisini de susturmak istediklerini söylüyor.Eşiyle birlikte gözaltına alınan ve altı ay hapis yatan KHK’lı hâkim Sevda Güven, sekiz yıldır peşini bırakmadığı bu dosyayı ve yaşadıklarını TR724’e anlattı.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Bilecik Yenipazar’da doğdum. Babam öğretmen, annem ev hanımı. İki kardeşiz. İlk, orta, lise eğitimimi Yenipazar’da tamamladım. Sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Eğitime devam ederken eşimle tanıştık. Okul bitmeden evlendik. Nişanlılık sürecimiz çok kısaydı. Hatta bu sürenin bir ayında Zeki Bey yurt dışındaydı. Başarılarından dolayı yurt dışı gezisiyle ödüllendirilmişti. Akabinde hemen evlendik. Temmuzda nişanlandık, ekimde düğünümüz oldu.

Kaç yaşındaydınız?

22 yaşındaydım. Sanırım üçüncü sınıfı bitirip dörde geçtiğim yıldı. Eşim biraz acele etti. İkimiz de Bilecikli’yiz. Zeki bey eniştemin akrabasıydı. Şimdilerde katalog evlilik diye insanlara akıl almaz iftiralar atılıyor. Biz aile ortamında tanışıp evlendik. İyi ki onunla evlenmişim. Hayatımın şansıydı. Sonra oğlumuz dünyaya geldi. Hem okulumu bitirdim, hem oğlumu büyüttüm.

Hukuk okumak zaten zor. Bir yandan evlilik bir yandan çocuk, hepsinin üstesinden nasıl geldiniz?

Sınavlara çoğu zaman son gün çalışarak girebiliyordum. Martta vizeler, mayısta final sınavları olurdu. Oğlum büyüyene kadar hukuka dair bir şey yapmadım, anaokuluna başladığında ben de avukatlık stajımı yaptım. Akabinde icra müdürü olarak çalıştım. Aslında hazine avukatlığı düşünüyordum ama onun yerine icra müdürlüğü sınavı açılmıştı. Babamın teşvikiyle oldu aslında, benim hiç aklımda yoktu. O sınava girdim, kazandım. İki yıl icra müdürü olarak çalıştım. İcra müdürlüğü zor olduğu için istifa edip serbest avukatlığa geçtim. Daha sonra avukatlıktan geçenler için hakimlik sınavı açılmıştı. O sınava girdim, kazandım.

İlk görev yeriniz neresiydi?

Şırnak’a atandım. Aslında kurada Alanya Gazipaşa’yı çekmiştim fakat eşim şark hizmetini yapacaktı. Ben de eş durumundan Şırnak’a tayin istedim. Şırnak Adliyesi’nde Çocuk Mahkemesi’nde görevliydim. Ağır bir mahkemeydi ve iş yükü çok fazlaydı. O mahkemenin ilk hakimi bendim. Yeni açılmıştı.

Zeki beyin işinde başarılı olduğu, birçok ödül aldığı biliniyor. Nerede eğitim almış?

Eşimin babası polis memuru. O da benim gibi Bilecik’te doğmuş. İlk, orta ve liseyi çeşitli şehirlerde okumuş. En son Ankara’da Polis Koleji’ni kazanmış. Koleji bitirdikten sonra Polis Akademisi’ne devam ediyor ve 1992’de okulu birincilikle bitiriyor. O dönemde akademiyi birincilikle bitirenlere istediği bölümde çalışabilme imkanı tanınıyordu. Eşim aslında daha rahat çalışma ortamı olduğu için Polis Koleji’nde çalışıp aynı zamanda akademik kariyer yapmayı hedeflemiş ama onu Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne veriyorlar.

1992’de Polis Akademisi’nden birincilikle mezun olan Zeki Güven, Ankara’da terör ve istihbarat birimlerinde çalıştı. 2013’te Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü’nün Şırnak’ta bölge halkına sunduğu hizmetlerde birincilikle ödüllendirildi. Ödülü sorumlu emniyet müdür yardımcısı olarak dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den aldı.

Kaç yıl Ankara TEM’de görev yaptı?

1992’den 2012’ye kadar terör ve istihbarat birimlerinde çalıştı. Biz evlendikten kısa bir süre sonra Ankara İstihbarat Şube’de çalışmaya başladı. Doğu görevi zamanı gelince, hiçbir müdürü onu Doğu’ya göndermek istemedi. Çalışkan, işini düzgün yapan birini kimse bırakmaz istemez. Şırnak’ta bir buçuk yıl çalıştıktan sonra Mart 2014’te açığa alındı.

17-25 Aralık operasyonları nedeniyle mi açığa alındı?

Evet, o dönemde biz Şırnak’ta olmamıza rağmen hemen eşimi de açığa aldılar. İtiraz ettik, yürütmeyi durdurma kararı aldık. Bu karardan sonra Bolu’ya tayini çıktı. Ben de oraya tayin oldum. Eşim Bolu’da çok kısa bir dönem çalıştı. Oradaki müdürü zaten direkt yüzüne söylemişti, “Seninle çalışmak istemiyoruz. İzin al, rapor kullan” vs. diye. Ondan sonra zaten mesleğinden ihraç edildi. Ben Bolu’da 7-8 ay daha çalıştım. Sonra Ordu Mesudiye’ye sürgün edildim. Şırnak gibi bir şehirde çalışanları genelde Söke, Ayvalık gibi Batı’ya tayin ediyorlardı. Beni Ordu’ya gönderdiler. Mesudiye’ye kızımla gittim. Bir yıl kadar orada görev yaptım.

Zeki bey sizinle gelmedi mi?

O dönemde eşim aranıyordu. Haklarında soruşturma başlatıldığı için 28 Şubat 2015’te Ankara’da mahkemeye çıktılar. Sulh Ceza Mahkemesi tutuksuz yargılanmalarına karar verdi. Fakat iki gün sonra o dönemin Başbakanı Erdoğan, uçakta bir beyanat vermişti, “Nasıl serbest kalırlar!” diye. İtiraz edildi hemen. Yakalama kararı çıkarıldı. Gözaltına alınmamak için gizlenmek zorunda kaldı. Çünkü başına gelecekleri belki de o zamanlarda tahmin ediyordu.

Siz hakim olarak ne kadar çalıştınız? 

Stajıma 2012’de başladım. 2016’ya kadar çalıştım. 15 Temmuz’dan sonra benim hakkımda da yakalama kararı çıktı. Ağustos 2016’da da ihraç edildim.

15 Temmuz’da neredeydiniz? Olayı nasıl öğrendiniz?

15 Temmuz günü çok ilginçti. Hemen öncesine gideyim. Ramazan Bayramı’na. Bayramda ben adliyede nöbetçi kalmıştım. Meslektaşlarım tatile gitmişti. Savcı bey vardı sadece. Bayramın birinci günü telefon çaldı. Arayan eşimdi. “Ben Niksar’dayım, gel beni al” dedi. O dönem kaçaktı. Beni aramasına çok şaşırmıştım. Eve nasıl geleceksin diye söyledim. Gittim, aldım ve bayram tatili bitene kadar bir hafta evdeydik. Bir hafta sonra tekrar buluşmak üzere ayrıldık.

Bir hafta sonra 15 Temmuz günüydü. Mesaiden sonra eşimle buluşmak için Ordu merkeze doğru yola çıktım. 18.30’da bir restoranda buluştuk. Gezdik, yemek yedik, birlikte vakit geçirdik. Sahilde yürürken insanların konuşmasından darbe girişimi olduğunu fark ettik. Eve gittik ve televizyondan olayları takip etmeye başladık. Akla ziyan olaylar oluyordu. Bir anlam veremiyorduk. Öldürülen polislerin haberleri geliyordu.

Ne yaptınız?

Pazartesi benim mesaim vardı. Medyaya işkence haberleri düşmeye başladı. Eşimin bu durumda kimsenin eline geçmesini istemiyordum. Onu emin bir yere götürdüm. Yolda giderken benim hakkımda da yakalama kararı çıkmış. Eşim tabi bana bunu söylemedi, araba kullanıyorum üzülmeyeyim diye. O tarihten itibaren birlikte kaçak dönemi başladı. Ta ki yakalanana kadar.

Yakalandığınız zaman, 22 Mayıs 2018’de Eskişehir’de bir AVM’nin otoparkında gözaltına alındığınızı okuduk. Medyaya servis edilen fotoğraflarınız, atılan manşetler onur kırıcıydı. Siz ne hissettiniz? O günlerde neler yaşadınız?

Gözaltına alındığımızda Ramazan ayıydı. Televizyonumuz bozulmuştu. Zeki bey onunla ilgilenmek için dışarı çıkacaktı. Pazara da uğrayacağını söyleyince birlikte çıktık evden. Alışveriş yaptık, eve doğru gidiyorduk. Elimizde poşetler vardı. O AVM’nin önünde banklar vardı. Dinlenmek için oraya oturmuştuk. Birden yan taraftan polisler geldi ve kimlik sordular. Yanımızda yoktu. Ellerindeki telefonlardan fotoğraflarımıza bakıp teşhis etmeye çalışıyorlardı. On dakika sonra Zeki beyi tanıyan bir meslektaşı geldi. Ankara’da emrinde çalışan memurlardan biriymiş. Eşim oradan kaçmak istedi. Ben izin vermedim. Vurulmasından korktum. O riske girmek istemedim. Onun için imkansız diye bir şey yoktur. Deneyeceği bir planı vardır. Hiç umudun olmadığı bir yerde o illaki bir ümit ışığı görürdü.

“ONU SON KEZ EMNİYET’İN LAVABOSUNDA ABDEST ALIRKEN GÖRDÜM”

Tabi polislerin üzerinde büyük bir balık yakalamış olmanın mutluluğu vardı. Aslında bu olay biraz işimize yaradı. O fotoğraflar hemen basına düştü. Ben bir siyah Transporter ile kaçırılma vakası yaşanmasından endişe ediyordum. Böyle olması bir nebze de olsa içimi rahatlatmıştı, en azından can güvenliği korkusu olmaz diye düşünmüştüm.

Emniyet’e gittik. İftar vaktiydi. Ben lavaboya gitmek istedim. Lavabonun önünden geçerken eşimi gördüm. Abdest alıyordu. Durakladım, “Nasılsın, iyi misin” dedim. Abdest aldığı için başını sallayarak gülümsedi, “İyiyim” dedi. Son görüşüm o oldu.

İfadede ne sordular size?

İlk şunu sormalarını bekledim; 15 Temmuz’dan sonra eşimle ilgili yalan haberler yapılmıştı. Emrinde bilmem kaç yüz bin kişilik bir ekiple ANKAmall Alışveriş Merkezi’nde emniyeti ele geçirmek üzere hazır bekliyormuş vs. Böyle bir köşe yazısı yazılmış. Darbe girişimiyle ilgili, en azından eşimle alakalı sorular soracaklar diye düşündüm. Savunmama da böyle başladım. O gece saat kaçta, nerede olduğumuzu, gerekirse kamera kayıtlarının incelenmesini söyledim.

Siz tabi 15 Temmuz gecesi eşinizle Ordu sahilinde yürüyorsunuz.

Evet, hiçbir şeyden haberimiz yoktu. Bunu açıklamaya çalıştım. Fakat bununla ilgili bana hiçbir soru sormadılar, üzerini kapattılar. Daha sonra alınan ifadelerimde de Bank Asya’ya para yatırmak gibi herkese sorulan klasik sorular sordular. Bir de evimizde bir CD bulmuşlar. Fethullah Gülen’in kitabının olduğu bir CD. Evimize böyle bir CD kesinlikle yoktu. Herhangi bir şey yerleştirilmesin diye evde benim çalıştığım bilgisayar dışında bilgisayar, CD, dijital bir şey bulundurmazdı. Eşim bu konuda çok dikkatliydi. Bu CD evimize nasıl geldi bilmiyoruz. Getirip konulmuş olabilir, her şey olabilir.

Tutuklandıktan farklı cezaevlerine gönderildiniz. Kırk gün sonra eşinizin ölüm haberi geldi. Zor olmayacaksa o süreçte yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz?

Anlatmak bazen zor geliyor ama eşimin hatırasını yaşatmak adına paylaşmak da istiyorum. Bir hafta gözaltında kaldıktan sonra beni Samsun Cezaevi’ne, eşimi de Ankara Sincan Cezaevi’ne gönderdiler. Nezaretten sonra cezaevi büyük bir nimet gibi gelmişti. Koğuşta 15’ten fazla kişi vardı. Dost yüzler görüyorsunuz, sıcak yemek var. İftar için yemek hazırdı, duşa girmem için yardımcı oldular. İftiramızı yaptık ve oradan bizi yeni cezaevine naklettiler. Her yer toz toprak, inşaat pisliği içindeydi. Battaniye, yorgan yok. Herkes sabaha kadar dondu. Dağın başında bir yerdi.

“BANA TELEFON HAKKI BİLE VERMEDİLER”

Cezaevinin tutumu nasıldı?

Her şeyi zorlaştırıyorlardı. Kantin listesi veriyordum, benimkini getirmiyorlardı. Koğuştan arkadaşlarla doktora gidiyorduk. Herkesin ilacı geliyordu, benimki gelmiyordu. Evraklarım verilmiş olmasına rağmen uzun zaman telefon hakkımı kullanamadım. Ailem sadece açık görüşe gelebiliyordu. Kasti olarak bazı şeyler engelleniyordu. Dilekçe yazıyordum, hiç vermemişim gibi işleme konulmuyordu. Eşim vefat ettiği gün çocuklarımı aramak istedim, ona da izin verilmedi.

Hakim olduğunuz için mi size bunlar yapılıyor, yoksa eşinizden dolayı mı?

Eşimle ilgili medyada bir algı operasyonu yürütülüyordu zaten. Yalan dolan haberler ve bu haberler üzerinden soruşturma vardı. Tabi bundan ben de etkileniyordum. Benim için her şeyi zorlaştırmaya yemin etmiş gibiydiler. Ben tutuklandığımda bile “Kasetçinin eşi tutuklandı” diye yazdılar. Zaten bu süreçte bütün avukatlarımız tutuklandı. Savunma yapmamız engellendi. İnsanları bezdirmek, korkutmak, caydırmak için yapmadıkları kalmadı. Her şeyi denediler.

Bu haberler sizi nasıl etkiledi, üzüldünüz mü?

Çok şaşırmadım aslında. Takmadım açıkçası. Çünkü ben ne olduğumu biliyorum. Vicdanım rahat, alnım açık, başım dik. Kimseye bu konuda verecek bir hesabım yok. Eşimin de bu konudaki geçmişini biliyorum. Baykal kasedi olayıyla kesinlikle bir ilgisi yoktu.

Zeki bey size yazdığı mektupta bu iddiaların doğru olmadığını, hakkındaki yalan haberleri tekzip etmekten bıktığını söylüyordu: “Beni o gece önce (22 Mayıs) Çarşı Karakolu nezaretine koyacaklardı. Sonra fikir değiştirmişler. TEM’in nezaretini açtılar. İftar sonrası nezarete koydular. Teravih kılıp yatmıştım ki görevli gelip uyandırdı. TEM’e çıktık. TEM Müdürü gelmiş. Onunla mülakat yaptık. Elinde hakkımda çıkmış yalan haberlerden oluşan bir koçan. Güldüm. ‘Ya ben bunları tekzip etmekten bıktım, artık yetişemiyorum da…’ dedim. Senin de bildiğin abuk sabuk yalan haberler. Güzelce izah ettim. Oradan buradan derken, TEM müdürüyle ortak tanıdıklar çıktı. Bizim Hayati ile çalışmış. Ayşegül’ün vefatını duymamış. Hayati abiden ‘Terörist olmaz’ dedi. ‘Bizden olur mu?’ dedim. ’22 yıl bu devletin terör ve istihbarat biriminde çalışmışım. İnsanları işte böyle karalıyorlar.” demişti.

Mektubunda ‘güzelce izah ettim’ dediği şey nedir? Bu konuda hiç konuştunuz mu? Size anlatır mıydı?

Usulsüz dinlemelerle ilgili Ankara Adliyesi’nde şöyle bir uygulama yapılmış; bütün dosyaları birleştirmişler ve torba bir dosya oluşturmuşlar. A kişisi, B’yi dinlemiş, onu da koymuşlar. B kişisi başka birini dinlemiş iddiası var, onu da eklemişler. Aslında içinden çıkılmaz bir hale getirmişler. İdari soruşturmayı yürüten emniyetin başmüfettişi Lütfullah Uğur Pekcan daha önce eşimle husumetli olan biriydi. Eşimin vefatından çok kısa bir süre sonra Şubat 2019’da kanserden vefat ettiğini öğrendim.

Eşim her dilekçesinde “Pekcan ile aramızda bir husumet var. Bu kişinin benim hakkımda bir soruşturma yürütmesi hukuka aykırı. Başka biri görevlendirilsin.” diye yazdı. O yüzden baştan sakat bir soruşturmaydı. Baykal kasediyle ilgili eşim hakkında bir suçlama yoktu, iddianamede de yoktu. Eşim, Baykal dosyasından bağımsız, daha farklı 4 ya da 6 kişiyi dinlemekle suçlanıyordu. Her ihlal kararı elbette önemlidir. Onların da iddiaları araştırılmalı, bir neticeye bağlanmalı. Fakat eşimin de savunma hakkı vardı. Savunmanın kutsallığı var. İnsanlara bir savunma hakkı verilmeliydi. Masumiyet karinesi yerle bir edilmemeliydi. Bu şans da elinden alındı.

Altı kişiye ne yaptı ki Zeki bey, neyle suçlanıyor?

Usulsüz dinleme deniliyor ama bu dinlemelerin hepsi mahkeme kararıyla yapıldı. Baykal dosyası da, bu dosya ile birleştirilmişti. Fakat eşim Baykal kasedi suçlamasıyla yargılanmıyordu. Hakkında böyle bir iddianame yoktu. Torba bir dosyaydı. Baykal’ı dinlediği, izlediği iddia edilen kişiler de bu dosyada yargılanıyordu. Bütün usulsüz dinlemeleri birleştirip garabet bir dosya ortaya çıkarmışlardı.

“GAZETECİLER GERÇEĞİ BİLMESİNE RAĞMEN OLAYI ÇARPITTILAR”

Gazeteci Alican Uludağ, gözaltına alındığımız gün Cumhuriyet’te bizim hakkımızda bir haber yaptı ve gerçeği bilmesine rağmen olayı çarpıttı. Uludağ, haberin spotunda “17-25 Aralık’a kadar cemaatçi olduğu bilinmesine karşın AKP’nin koruduğu Güven’in ismi, Deniz Baykal’a yapılan kaset komplosu iddianamesinde de geçiyor.” diye yazdı. Haberin sonunda ise, “Baykal ve MHP kaset kumpası iddianamesinde ise Güven, bu olaylardan değil sadece 4 kişiyi sahte belgelerle dinlettiği iddiasıyla yargılanıyor.” dedi. Gerçeği son cümleye yazarak gizlediler, farklı bir algı yaptılar. Eşim vefat etti. Hakkımızda böyle haberler yapanların hiçbirine hakkımı helal etmiyorum.

“ZEKİ GÜVEN NEDEN HEDEFTEYDİ?”

Peki bu düşmanlığın sebebi ne? Zeki bey neden bu kadar hedef haline getirildi?

Zeki bey aslında çok kısa bir dönem Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü yaptı. Genelde müdür yardımcısı ya da çeşitli birimlerin başında amir olarak çalıştı. Bu sorunun cevabını 1997-1998’de patlak veren Telekulak skandalı dönemine giderek bulabiliriz diye düşünüyorum. Eşim Ankara İstihbarat’ta ilk göreve başladığında kadrolaşmış, çeteleşmiş bir grup vardı. Ve bunlar usulsüz işler yapıyordu. Eşimin de bu konuda şüphesi ve bir rahatsızlığı vardı.

Usulsüz ne yapıyor bu çete?

Ankara Emniyeti’nin içinde ayrı bir dinleme odası kuruyorlar ve bu odada hükümetten muhalefete, yargı mensuplarına kadar canları istediği kişileri usulsüz bir şekilde dinliyorlar. Sonra bu dinlemeleri belki onların aleyhine kullanıyorlar ya da kullanacaklar. Eşim dönemin Ankara İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’a gidiyor ve istihbaratta olan biten bu olayları anlatıyor. Olay Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (DGM) ve o dönemin tanınan savcılarından Nuh Mete Yüksel’e intikal ediyor. Yüksel, Ankara Emniyet’te bir arama yaptırıyor ve bu dinleme odası ve birçok kaset ortaya çıkıyor. Bu çete İstihbarat’ta göreve yeni başlayan ve kendi sistemlerine dahil olmayan eşim gibi insanlara ciddi mobbing uyguluyorlar. Bezdirircesine bazı eylemleri, hakaretleri oluyor. Fakat buna rağmen eşim direndi. Çünkü ortada bir haksızlık, usulsüzlük vardı. Bu aramanın neticesinde 6 kişinin yaptığı suçlar ortaya çıktı.

Sonucu ne oldu? Başlarına bir şey geldi mi? 

Yargılandılar ama ortada bu kadar ciddi ithamlar varken, yanlış hatırlamıyorsam Lütfullah Uğur Pekcan Malatya TEM Şube Müdürü olarak atandı. Açıkta bile kaldığını zannetmiyorum, kalsa bile çok kısa bir zaman kalmıştır. Sorunuzun cevabına gelirsek, suçüstü yakalanmanın verdiği bir eziklik ve onları yargıya ihbar eden kişinin eşim olduğunu düşündükleri için hedef haline geldi. Asıl kasetçiler aslında bu Telekulak skandalından sorumlu olan kişilerdir. Ama eşime kasetçi diye iftira atıyorlar. Çünkü Zeki bey onların yaptıkları usulsüz dinlemeleri, kasetlerle dolu odayı ortaya çıkararak planlarını bozdu.

Sedat Peker kaset komplosunu, 2010-2017 yılları arasında Baykal’ın danışmanlığını yürüten, daha sonra AKP’ye katılıp Erdoğan’ın danışmanlarından biri olan Korkmaz Karaca’nın düzenlediğini iddia etmişti. Bu konuyla ilgili hiç konuştunuz mu?

Baykal olayıyla ilgili aramızda sadece bir kere konuştuk. O da şöyle; bir gün televizyonda haber izliyorduk. Eşimden önceki istihbarat müdürü hakkından Deniz Baykal dosyasıyla ilgili soruşturma başlatıldığına dair bir haber vardı. Telekulak skandalı sonrası eşimle ilgili birçok yalan haber yapıldığı için, eşime gülerek, “Seni buna da dahil etmesinler.” dedim. O da “Ne alaka, benim ne ilgim var bununla, o kadar da olmaz” dedi. Sadece böyle bir konuşmamız oldu.

Uçkuru doğrultusunda zevk ve sefa peşinde koşup cürüm işleyenlerin ceremesini, maalesef bizim tertemiz aile babası eşlerimiz çekti. Bütün suçlar onlara yüklenmeye çalışıldı. Ama tutmaz. Buradan bizim menfaatimiz yok. Eşim zaten o dosyada yargılanmadı ama yargılananların da bir menfaati yok. Ben onların da suçlu olduğunu düşünmüyorum.

Neden suçlu olmadıklarını düşünüyorsunuz?

Niye böyle bir şey yapsınlar? Menfaatleri ne? CHP’nin başına o geliyor, bu gidiyor, giden de, gelen de aynı. Bizim için değişen bir şey yok. Bize ne? Bu olaydan kim nemalanıyor? Deniz Baykal gittikten sonra kim gelmişti? Kemal Kılıçdaroğlu. Şimdi Ekrem İmamoğlu’nu gönderdiler. Özgür Özel’i bertaraf ettiler. Kimi getirdiler? Yine Kılıçdaroğlu. Bu sefer de Özel’i ‘fetöcü”lükle suçluyorlar. Vakti zamanında bizi suçladıkları gibi şimdi ibre onlara döndü. CHP’nin başına Kılıçdaroğlu’nun olmasında kimin menfaati varsa, kim gözlükleri üzerinden o kasetleri seyretmişse, meydanlarda “Bu özel değil, genel genel” diye bağırmışsa bence onun menfaati vardır.

“İKİ GÜN ÖNCE HÜCREDEN ÇIKARILDI”

Zeki bey tutuklandıktan 40 gün sonra kalp krizi geçirip vefat ediyor. Kırk gün boyunca ona yapılanlarla ilgili ne öğrenebildiniz?

Cezaevine girdikten sonra zaten ‘tehlikeli tutuklu’ olduğu gerekçesiyle onu tek kişilik bir hücreye koyuyorlar. Mektuplarında bunu yazmıştı. Havalandırmaya çıkması konusunda da sınırlamalar getiriliyor. Dışarıyla irtibatı kesiliyor. Sonrasında neler olduğunu tam bilemiyorum ama bana gönderdiği ilk ve son mektubunda orada yaşadıklarını gün gün anlatacağını belirtmişti ama o mektupların hiçbiri bana ulaşmadı. Belki o günlüklerde yapılan işkenceleri yazmıştı, bilemiyorum. Ama şunu biliyorum, öldürülmeden önce iki polis memuru hücreden çıkarıp götürmüşler. Nereye götürüldüğünü, ne zaman geri getirildiğini bilmiyoruz. Çünkü hiçbir kamera kaydı incelenmedi. Ölmeden önceki sorgu ilk sorgulama mıydı, yoksa daha önce de götürüldü mü, bunları bilmiyorum.

İki polisin geldiğini, götürdüğünü nasıl öğrendiniz?

Tanık beyanlarından öğrendim. Takipsizlik kararından sonra avukatımız aralık ayında bir dilekçe yazmıştı. Orada okudum. Eşimin birlikte kaldığı kişiler, vefatından iki gün önce alınıp götürüldüğünü söylüyor. Belgesi de var. Kardeşim de eşime bir mektup gönderiyor. Mektup, 30 Haziran 2018 tarihinde eşim cezaevinde olmadığı gerekçesiyle iade ediliyor. Eşim ise bir gün sonra vefat ediyor.

Vefat haberi geldiğinde Samsun’da tutukluydunuz. O anları nasıl geçirdiniz, haberi size kim verdi? 

O gün sabah sayımdan sonra uyudum. Erken bir saatti. Sonra birden koğuş kapısındaki mazgal açıldı. İsmim söylendi. O mazgalın sesini duymak, o kalp çarpıntısını anlatamam. Bu çok büyük bir şey, bunu ancak hapis yatanlar anlar. Bu saatte niye geldiler, acaba kötü bir şey mi var diye endişeleniyorsunuz. Avukat görüşü denildi üstelik. Aşağıya indim. Baktım gardiyanlar orada. Her zamankinden farklı bir bakış ve süzüş hissediyor insan. Sizi baştan aşağıya süzüyorlar. Birazdan yaşayacaklarınızı onlar biliyor ama siz bilmiyorsunuz. Bir gariplik vardı ama çok da anlayamıyorsunuz.

“DİZLERİMİN ÜZERİNE ÇÖKTÜM, ÖYLECE KALDIM, BAŞGARDİYAN BUNA RAĞMEN AĞZIMI KAPATMAYA ÇALIŞIYORDU”

Avukat görüş odasına gittim. Kalabalıktı. Birkaç kadın vardı, kim olduklarını anlamadım. Başgardiyan oradaydı. Avukat geldi. Aslında avukatın da neden geldiğini anlamadım, çünkü onunla yollarımızı ayırmıştık. Yeni bir avukat tutmuştuk, o da tutuklanmıştı. Çocuklarım eski avukata ulaşmış. Bana o söyledi. O anki şok çok farklıydı. Dizlerimin üzerine çöktüm. “Sonunda bunu da yaptılar, eşimi öldürdüler” dedim. Sesim çıkmıyordu, oraya çöküp kalmışım. Ona rağmen başgardiyan ağzımı kapatmaya çalışıyordu. O kadınlar da cezaevi psikologlarıymış.

“BENİM EN BÜYÜK PROBLEMİM O ANDA DONUP KALMIŞ OLMAM, HALA AĞLAYAMIYORUM”

Benim en büyük problemim orada donup kalmış olmam. Sonrasında da bağıramadım, ağlayamadım. Koğuşa döndüm. Beni karşılayan arkadaşa eşimin vefat ettiğini söyledim. O benden daha çok feryat figan etmeye başladı. Ben halen ağlayamıyorum. Çocuklarımla görüşmek istedim. Dilekçe yazdım, telefon hakkı verilmesini rica ettim. Ama kabul edilmedi. Cenazeye katılmak için dilekçe verdim. Götürülürüm umuduyla gece on ikiye kadar o mazgalın önünde oturdum. İşlemler yapılacak ve gideceğim diye bekliyorum. Hiçbir yere sığamadığınız o an vardır ya, öyle bir durum… Koğuştaki arkadaşlarım da benimle birlikte perişanlar tabi. Onlar daha fazla perişan olmasın diye gece on ikiden sonra yatağıma çıktım. Saat 02.00 gibi mazgal açıldı ve jandarma eşliğinde kelepçeli vaziyette yola çıktık.

Kaçta vardınız cenaze evine?

Sabah saat 10.00 gibiydi. Bir minibüs dolusu jandarma, polis yığmışlardı. Beni ilk önce nezarete aldılar. Evimle nezaret arası yüz metreydi. Orada beni bekletiyorlar. Eve götürülmeyip nezarete atılmam, görevlilerin çay, kahve içmesini, sohbetini beklemem beni çileden çıkarmıştı. “30 yıl terörle mücadeleye hizmetin mükafatı bu mu? Sonunda bunu da mı yapacaktınız.” diye bağırıyorum. İçim içime sığmıyor, çocuklarımı görmek istiyorum. Ne durumdalar bilmiyorum. Hiç haber alamamışım, kızımı düşünüyorum. Daha 9 yaşındaydı. Nezarette bir saat kadar beklettikten sonra komutan geldi, “Eğer sesimi çıkarırsam yetkinin kendisinde olduğunu, getirdiği gibi beni götüreceğini” söyleyip tehdit etti. Buradan beni ilçenin düğün salonuna götürdüler.

Cenaze gününde sizi neden düğün salonuna götürdüler?

Taziyeleri orada kabul edecekmişim. “Ben taziye kabul etmek istemiyorum, sadece çocuklarımı görmek istiyorum” dedim. Sonra ikna oldular ve beni eve götürmeye karar verdiler. Evimiz iki katlıydı. Alt katta annem, üstte kardeşim oturuyordu. Kardeşimin evine götürüldüm.

Çocuklar sizi görünce ne yaptı?

Kızım bir battaniyenin altına yatmıştı. Saçı başı dağınıktı. Beni görünce koştu, ağlamaya başladı. Oğlumu aşağıda görmüştüm zaten, birlikte yukarı çıktık. Kızımın saçlarını taradım, ördüm. Konuştuk biraz. Ona ölümü anlatmaya çalıştım. Kızım sürekli bana “Anne babamı ne zaman göreceğiz” diye sordu. O kadar heyecanlıydı ki çocuk, sanki babasının o canlı halini görmeyi bekliyor gibiydi. Ne yapacağımı bilemedim. Göstersem mi, göstersem mi, kestiremedim. Eteğimden de ayrılmıyor. Ben de bu işlere çok aşina değildim. Ömrümüz gurbette geçtiği için köydeki cenazelere katılamamıştık.

“KIZININ ÇIĞLIĞI KULAKLARIMIZDAN HİÇ GİTMİYOR”

Kızımla birlikte babasını görmeye gittik. Kızım kıpır kıpır, çok heyecanlı, yerinde duramıyor. Babasını görünce birden çığlık atarak geriye doğru sıçradı. Nasıl görmeyi ümit etmişti bilmiyorum. Hareketsiz, yatarken görmek onu çok üzdü. Çığlığını duyanlar, “Kızınızın sesi kulaklarımızdan hiç gitmiyor.” demişti.

“ÇOCUKLARIM BABALARINI SON KEZ GÖREMEDİ”

Oğlunuz nasıldı?

Oğluma da çok büyük bir sorumluluk düşmüştü. Babasıyla görüşe gidecekti. Vefatından bir gün sonra görüş vardı. İstanbul’dan babasının yanına gitmek üzere yola çıkmıştı. Metroya binmek üzereyken babasının bir arkadaşı arayıp “Baban hakkında bazı haberler var, cezaevinde hayatını kaybettiği söyleniyor, doğru mu?” diye sormuş. Oğlum tabi orada donup kalmış. Bir bankın üzerine oturup avukatı aramış. Babasını görmek için yola çıkan oğlum, babasının cenaze işlemleriyle ilgilendi. Son kez babalarını görememek çocuklarımın içinde kaldı.

Sizi hep kelepçeli mi tuttular orada?

Evde kelepçesizdim. Onun dışından kelepçe takılıydı. Cenaze kalkmadan önce, evin önünde dua edildi. Beni de oraya indirdiler. Orada da kelepçe takmadılar. O ortamda “Bizi bunu reva görenlere hakkımı helal etmiyorum” dedim. Bu söz bile ağırlarına gitti. Tekrar yukarı çıkmama müsaade etmediler. “Hemen dönüyoruz” dediler. Zaten öncesinde gözdağı vermişlerdi. “Herhangi bir şey söylerseniz getirdiğim gibi götürürüm” diye komutan tehdit etmişti. Oradan çocuklarımla birlikte jandarma aracına bindik, mezarlığa kadar gittik fakat araçtan inmeme müsaade edilmedi. Oradan da direkt cezaevine döndük. Çocuklarımı geride bırakmak benim için çok zordu.

AVLUDA BULUNAN MERMİ: BİR GÖZDAĞI MIYDI?

Ne zaman tahliye oldunuz?

Altı ay cezaevinde kaldım. 23 Ekim 2018’de tahliye oldum. Eşimin vefatından hemen sonra şöyle bir şey oldu. Bunu daha önce anlatmamıştım. Avukata bir mektup yazıp eşimi neden öldürdüklerine dair bazı bilgiler anlatmıştım. Bu mektuptan sonra bir gün sayım için avluya indiğimizde yerde mermi gördük. Avlunun ortasına bırakılmıştı. Önce ne olduğunu anlamaya çalıştık. Sonra nereden geldiğini çözmeye çalıştık. O arada sayım için gelen memurlara mermiyi gösterdik. Memurlar birden panik oldular. Ortalık alevlendi. Gittiler. Sonra geldiler. “Bu yorgun mermidir, biri ateş etmiştir, buraya düşmüştür” diye açıklama yaptılar.

Mermiyi kimin gönderdiğinizi düşünüyorsunuz?

Bir takım mihrakların insanları susturmak için kapılara mermi bıraktığını biliyoruz. Bunun birkaç örneğini görmüştük. Memurların açıklamasına ben inanmadım tabi. Biri cezaevine ateş etmiş, o da ne hikmetse benim bulunduğum koğuşun avlusuna düşmüş. Avluda mermi bulunur da savcı soruşturma açmaz mı? Hiçbir şey yapmadılar. Bir gözdağı mıydı, onu artık bilemiyorum. Pek de bir işe yaramadı. Zaten bir yarımı toprağa vermişim. O an ölüm insana çok sevimli görünüyor.

Eşinizin otopsi raporunda kalp kriziyle vefat ettiği yazıyor. KHK’lı öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun raporunda da aynı şekilde yazıyordu ama ona işkence yapıldığını AYM bile tescilledi. Dolayısıyla Zeki bey de böyle bir durum olduğundan şüphelendiğinizi söylemiştiniz. Bir de konuşturmak için yemeğine tıbbi ilaç katıldığına dair bir iddia var. Kendisi size yazdığı mektupta yemeklerin çok tuzlu olduğundan şikayet ediyor. Tansiyon hastası olduğu için yiyemiyor. Yemeğe konulan ilacın tadı belli olmasın diye çok tuz katıldığına dair bir iddia var. Sizin bu konuda bir araştırmanız, bir bilginiz var mı? 

Net bir şey söylemek zor ama vefatının zamanlaması, ölümünden iki gün önce ifadeye götürülmüş olması, ne zaman geri getirildiğinin belli olmaması, soruşturma dosyasının hiçbir inceleme yapılmadan kapatılması aklıma birçok şüphe getiriyor. Şüpheli bir ölüm zaten. Ankara Adli Tıp, kalp krizi konusunda bir karar veremedi, dosyayı İstanbul Adli Tıp’a gönderdiler.

Zeki Güven gündemde olan bir isimdi. Eski operasyonlara dair onu konuşturmak istemiş olabilirler. “Biz şuna iftirada bulunduk, şöyle yaptık, böyle yaptık” diye ağzından bir cümle almak, yapmadığı şeyi söylemesini ya da bazı isimleri karalamasını istemiş olabilirler. İradesini kırmak için de tıbbi ilaç vermiş ve bu ilaç da kalp krizini tetiklemiş olabilir. Elbette bir gün gerçekler ortaya çıkacaktır.

Hanefi Avcı, eşiniz tutuklandığında Aydınlık gazetesine bir röportaj vermiş ve “Çok kritik adamdır, umarım iyi sorgulanır. Konuşursa birçok şeyi aydınlatır.” demişti. Bunun Türkçesi’nin, “İşkence yapın” demek olduğunu herkes biliyor. Avcı’nın ne derdi vardı eşinizle?

Direkt olarak eşime takmasının bir sebebi yoktu aslında. O dönemde Hanefi Avcı nerede görev yapıyordu ben bilmiyorum ama eşimle Ankara Emniyet’te karşılıklı bir birimde çalışmadılar. Zeki beyi tanımazdı. Eşim de onu tanımıyordu. Eşimle ilgili bir bilgisi de yoktu. Yönlendirme üzerine böyle söylediğini, yaptığı işkenceler ile tanınan bu kişinin, televizyondaki söylemiyle hedef göstererek eşimin ölümünün baş müsebbiplerinden olduğunu düşünüyorum.

“DOSYA AİHM’DE: SEKİZ YILDIR CEVAP BEKLEYEN ÖLÜM”

Eşinizin dosyası şu an ne aşamada? 

Maalesef bu süreç benim içimde bir yara olarak kaldı. Vefattan sonra savcılık zaten resen bir soruşturma başlatıyor ve takipsizlik kararı veriyorlar. Bu karar avukatımıza tebliğ ediliyor ama avukat itiraz süresini yoğunluktan atlıyor. Ben o dönemde hapiste olduğum için bu süreci takip edemedim. Eşimin dosyası takipsizlikle neticelendikten sonra serbest kaldım. O yüzden de ayrıca üzgünüm. Bu durum beni uzun süre felç etti. Bunun altından kalkmakla, yüzleşmekle çok zorlandım. Nasıl atlanır, nasıl itiraz edilmez diye aklım almamıştı. Ama daha sonra kızımın üzerinden babasının dosyasına itirazlar yapıldı. Biz tutuklanınca kızımın velayetini babam almıştı, Çocuk Esirgeme Kurumu’na vermesinler diye. O yüzden kızıma ya da babama gelen bir tebligat olmadığı için itiraz etme hakkımız vardı. Bu yola başvurduk. Anayasa Mahkemesi bildiğiniz gibi 2021 yılında “Zeki Güven’in ölümünde ihlal yoktur” diye karar verdi. Dosya şu an Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde.

Türkiye’den ayrılmaya nasıl karar verdiniz?

Bana 6 yıl 3 ay ceza verilmişti. Dosyam Yargıtay’daydı. Tabi o arada babam gözaltına alındı. Kardeşim cezaevine girdi. Eczanesi kapatıldı. Aile olarak zor durumdaydık. Zaten eşimi kaybetmiştim, bir daha hapse girmek istemedim. O yüzden Türkiye’den ayrılmaya karar verdim. Çocuklarımla birlikte yeni bir hayat kurmaya çalışıyoruz. Şükrediyorum ki, bu taraftayım. Şu ortamda görev başında olmamak, yanlış kararlara imza atmamak bir şükür sebebi. Evet bize çok kötü şeyler yaşatmış olabilirler ama zillet içinde yaşamaktansa izzet içinde ölmeyi tercih ederim. Çok şükür iyi ki buradayım. Vicdanım çok rahat.

“GERÇEKLER ORTAYA ÇIKINCA YASIMI YAŞAYABİLECEĞİM”

Sonuçta eşinizi kaybettiniz. İçinizde bir intikam duygusu var mı?

Aslında duygularım karmakarışık. Yaşanmamış bir yas süreci var. Bu sis perdesi dağıldığında, ortalık aydınlandığında ben yasımı yaşayabileceğim. Çünkü öncelikle çocuklarım vardı. Onlarla ilgilenmek zorundaydım. Eşim için en kıymetli şey çocuklarıydı. Bizim için tekrar aile olabilmek çok önemliydi. Ama bu umut elimizden alındı. Zihnimi toparlamakta, fark ettiyseniz konuşmakta da zorlanıyorum. Evet tabi ki çok üzgünüm ama nasıl bir intikam…Elbette failler ortaya çıksın yargılansın isterim. Bunun için şu an belki elimiz kolumuz  bağlı pek bir şey yapamıyor olabiliriz. Ama hiç bir şey sonsuza kadar karanlıkta kalmaz. Elbette her şeyin şeffaflıkla araştırılacağı günler de gelecek. O günü bekliyorum. Allah intikam alanların en hayırlısıdır. Gerisini ise ona havale ediyorum.

Tags: AKPCezaeviEmniyet MüdürüerdoganErdoğan rejimiHİZMET HAREKETİihraçİşkenceKHKSevda GüvenTürkiyeZeki Güvenzulüm
PAYLAŞTweetPAYLAŞ
ÖNCEKİ HABER

WhatsApp’ta telefon numarası sorunu bitiyor: İsim ayırtma özelliği açılıyor

SONRAKİ HABER

İmamoğlu, Muhittin Böcek’in iddiaların: Ağır bir hastayı, oğlu ve gelini ile tehdit edip iftiracı haline getiriyorlar

BENZER HABERLER

Norveç, Fildişi Sahili’ni  2-1’lik skorla mağlup ederek tur atladı
Gündem

Norveç, Fildişi Sahili’ni  2-1’lik skorla mağlup ederek tur atladı

Temmuz 1, 2026
İsmail Saymaz: Deniz Göktaş hakkında soruşturma açıldığını duydum
Gündem

Deniz Göktaş 1 haftada 7,2 milyon izlenen gösterisinden en sevdiği şakayı paylaştı

Temmuz 1, 2026
Saray rejiminin zulmü sürüyor: Kuran-ı Kerim öğretmeni Zeynep Çoban tutuklandı
Manşet

Saray rejiminin zulmü sürüyor: Kuran-ı Kerim öğretmeni Zeynep Çoban tutuklandı

Temmuz 1, 2026
Ekrem İmamoğlu’ndan Erdoğan’a: Telaşın boşuna değil, gitme vaktin geldi
Manşet

İmamoğlu, Muhittin Böcek’in iddiaların: Ağır bir hastayı, oğlu ve gelini ile tehdit edip iftiracı haline getiriyorlar

Temmuz 1, 2026
WhatsApp’ta yeni özellik kullanıma açıldı
Manşet

WhatsApp’ta telefon numarası sorunu bitiyor: İsim ayırtma özelliği açılıyor

Temmuz 1, 2026
Dünya Kupası’nın unutulmaz golcüsü Hakan Şükür:“Malımı, mülkümü, alabilirler ama değerlerimi asla alamazlar”
Manşet

Dünya Kupası’nın unutulmaz golcüsü Hakan Şükür:“Malımı, mülkümü, alabilirler ama değerlerimi asla alamazlar”

Haziran 30, 2026
  • All
  • Manşet
Norveç, Fildişi Sahili’ni  2-1’lik skorla mağlup ederek tur atladı
Gündem

Norveç, Fildişi Sahili’ni  2-1’lik skorla mağlup ederek tur atladı

by adminzaman
Temmuz 1, 2026
0

Norveç, 2026 FIFA Dünya Kupası son 32 turu maçında Fildişi Sahili'ni 2-1'lik skorla mağlup ederek tur atladı. Norveç, son 16'da...

İsmail Saymaz: Deniz Göktaş hakkında soruşturma açıldığını duydum

Deniz Göktaş 1 haftada 7,2 milyon izlenen gösterisinden en sevdiği şakayı paylaştı

Temmuz 1, 2026
Saray rejiminin zulmü sürüyor: Kuran-ı Kerim öğretmeni Zeynep Çoban tutuklandı

Saray rejiminin zulmü sürüyor: Kuran-ı Kerim öğretmeni Zeynep Çoban tutuklandı

Temmuz 1, 2026
Ekrem İmamoğlu’ndan Erdoğan’a: Telaşın boşuna değil, gitme vaktin geldi

İmamoğlu, Muhittin Böcek’in iddiaların: Ağır bir hastayı, oğlu ve gelini ile tehdit edip iftiracı haline getiriyorlar

Temmuz 1, 2026
Cezaevinde öldürülen Polis Müdürü’nün eşi: “Önce eşimi öldürdüler, sonra beni kurşunla tehdit ettiler”

Cezaevinde öldürülen Polis Müdürü’nün eşi: “Önce eşimi öldürdüler, sonra beni kurşunla tehdit ettiler”

Temmuz 1, 2026
WhatsApp’ta yeni özellik kullanıma açıldı

WhatsApp’ta telefon numarası sorunu bitiyor: İsim ayırtma özelliği açılıyor

Temmuz 1, 2026

İLETİŞİM

info@zamanaustralia.com.au australiazaman@hotmail.com

Sydney Ofisi telefonu

+61 02 96496006

27 Queen Street Auburn NSW 2144 Australia

Sosyal Medya

Bluesky
Mastodon
Twitter

AVUSTRALYA REHBERİ

 

    • Yurtdışında yaşam şartları ve göçmen alan 8 ülke
    • Ücretsiz tercüme hizmetinden nasıl faydalanabilirim?
    • Avustralya Hakkında Genel Bilgi
    • Avustralya’daki Kutsal Kaya: Uluru
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • GÜNDEM
  • YAZARLAR
  • DÜNYA
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
  • ZULÜM GÜNLÜĞÜ
  • VİDEO HABERLER
  • DİĞER
    • UZAK DOĞU
    • AVRASYA
    • AVRUPA
    • AMERİKA
    • AİLEM
    • TEKNOLOJİ
    • KONUK YORUM