METAMORFOZ PORTRELER -TR724.COM
Kazanmak ya da kaybetmek işte bütün mesele… “Anadolu’nun Şekspir’i” bu cümleyi henüz kurmadı ama bütün hayatıyla o mananın ete kemiğe bürünmüş hali gibi.
Odağında hep daha çok kazanmak var, bunun için kavga vermekten çekinmez ve hedefe ulaştıran en kısa yol olarak gücün yanında konuşlanmayı görür. Hep mi böyleydi yoksa yaşadığı mağduriyetten sonra mı hırslandı; bilmiyorum. Ancak hayatı, kazananın her şeyi aldığı bir kumar olarak gördüğünü söyleyebiliriz.
Yaşadığı mağduriyeti küçümsüyor değilim; sadece benzer bir sonuç doğurduğuna çok tanık olmadım. “Yaşadıklarımı hak etmedim” düşüncesi normal; onu sıradışı kılan suçluyu aradığı yer ve istediği diyet. Kalemini kıranlardan çok, yanlış yönlendirerek kazaya sebep olduğunu düşündüğü insanlara kızıyor. Ve telafiyi de onlardan istiyor. “Ben bedel ödedim ve siz bunu tazmin etmek, kitaplarımı almak ve satmak zorundasınız” cümlesinin o kadar çok tanığı var ki…
BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ
İskender Pala’nın 28 Şubat darbesinin mağdurlarından biri olduğu muhakkak. Emekliliğine birkaç ay kala bütün sosyal hakları elinden alınarak ihraç edilmesi hayatının akışını değiştirdi. Gümüş yüzük takmak, eşinin başörtüsü ve pardesü ile dolaşması, kızının imam hatip lisesine gitmesi gibi unsurların kendisini TSK’da günah keçisi haline getirdiğini anlatıyor. Böyle yaşamaya zorlayanlara duyduğu öfkeyi saklamıyor. Asıl öfkesi ise söz konusu kişilerin daha sonra değişmesi ve hayat tarzlarından vazgeçmesi. Bir de ona ihraçtan sonra sahip çıkmamaları…
“Zannederim onlardan hiçbirisi şimdi ‘Acaba bu adamın ordudan ihracında benim de bir payım var mı?’ diye asla düşünmüyordu. Üstelik randevu almadan telefon etmeden başörtüm, poturum ve bir kucak sakalımla bu adamı makamında çat kapı ziyarete gittiğim zaman acaba bir zararım dokundu mu, birileri bundan bir anlam çıkardı da şimdi ordudan onun için mi ihraç ediyorlar yoksa, diye de hiç akıl etmediler.”
İşi ve geliri olmayan biri olarak lojmandan da çıkarılınca yaşadıkları; gördüğü vefasızlıklar bir müddet sonra travmaya dönüşüyor. “İskender Bey telefon rehberinden benim numaramı siler misin?” talebi travmayı tetikleyen son darbe gibidir.
Pala’nın yaşadıkları ve duyduğu hayal kırıklığı anlaşılabilir. Fakat tazmin talebine halel gelmemesi için olsa gerek olumlu örneklerden pek bahsetmez. İhracının ikinci günü ziyaretine gelip “28 Şubat bir mengene gibi bizi de nefessiz bırakmaya çalışıyor. Yine de ekmeğimizi sizinle paylaşmak isteriz” deyip yazı sayısını ve telif ücretini artıran Zaman yöneticilerine ve mensubu olmadığı halde her başı sıkıştığında koştuğu Hizmet Hareketi’ne kitabında yer yoktur mesela.
Evde akşama kadar sigara içip aylak aylak bekleyen baba figürünü tekrar yaşamamak üzerine kurdu sonraki hayatını. Daha çok kazanma ve biriktirme hırsının yanında kaybetmeyi göze alamama… Ve ne pahasına olursa olsun güçlünün yanında konumlanma… Pala’nın hikayesinin özeti böyle. Ve bu noktada Recep Tayyip Erdoğan’la yolları birleşiyor.
Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde, Orgeneral İlhami Erdil’e ondan bahsederken ‘Bizim İskender’ dediğini ve bardağı taşıran damlanın bu olduğunu anlatır Pala. O günlerde ‘Erdoğan’ın İskender’i’ olması düşük ihtimal. Sonrasında en güvenli liman olarak AKP’ye demir attı ve yazdıklarıyla çelişmek pahasına ayrılmadı. Ortaya saçılan yolsuzlukları da normalleştirdi, cezaevlerine doldurulan bebekli anneleri de. Yeter ki onun gemisi yüzsün, kitapları kilo kilo satılsın, Saray’da kaptığı koltuk zarar görmesin.









