Tamda adı gibi zikri de, fikri de bir olan Tek Ulus Partisi’nin gündemi meşgul ettiği çokkültürlülük tartışması ve kargaşası devam ederken, Avustralya Genel Valisi’nin resmi web sitesinden sosyal medyaya bir haber düştü. Zamanlaması gerçekten ne kadar büyük bir tesadüf demek istemiyorum ama çok kültürlülük polemiklerine sanki yersiz bir tartışma denecek kadar açık ve dikkat çekiciydi. Haberde, Genel Vali Sam Mostyn, Avustralya’ya gelen üç yeni temsilciyi ağırladı ve bu temsilciler güven mektuplarını Hükümet Konağı’nda valiye sundular. Kuveyt Büyükelçisi, Nijerya Yüksek Komiseri ve Brunei Darussalam Yüksek Komiseri, Genel Vali’ye güven mektuplarını sundular. Üç ülke temsilcisinin, kendi ülkelerinin geleneksel kıyafetleri ile Genel Vali’ye sundukları güven mektubu görüntüleri, tamda Avustralya’nın çok kültürlü mozaiğini yansıtması açısından gerçekten görülmeye değer.
Daha önce de bir Senato otorumu sırasında Burka ile alay ederek fevri çıkışları ile adını duyurmaya çalışan Tek Ulus Partisi Lideri Pouline Hanson’ın, iştahını kabartan yeni bir seçim yaklaşıyor. Hele bir de iktidardaki parti lideri anketlere göre Avustralya’da en az tercih edilen parti lideri veya eyalet başkanı olunca, Tek Ulus gibi milliyetçilik veya çok kültürlülük modelinin artık eskisi kadar iyi işlemediği, söylemlerinden geçinen partilere adeta koz veriyor. Pauline Hanson’ın One Nation Partisi, siyaseti bırakma kararı alan eski muhalefet lideri Sussan Ley’in koltuğunu, aday gösterdiği tarım sektötüne uzun yıllar emek vermiş David Farley ile hemde çok büyük bir farkla kazandı. Bu ara seçim, Liberal Parti’nin yaklaşık 77 yıldır sağlam kalelerinden olan Farrer koltuğunu kaybetmesi ve Tek Ulus Partisi’nin de yaklaşık yirmi yıl sonra Federal Parlamento’da kazandığı ilk sandalye olması itibarı ile tarihe geçti. Bu tarihi zafer, Kasım ayında Victoria Eyaleti’nde yapılacak seçimlerde Hanson ve taraftralarını daha da cesaretlendirdi. Yukarıda yazdığım Tek Ulus Partisi için iştah kabartan yeni bir seçim ifadesini bunun için kuıllandım.
Liberal Parti’nin, en sağlam kalelerinden sayılan bu seçim bölgesinin hezimeti sonrası yapılan yorumlarda, partinin kamuoyundaki söylemlerden giderek uzaklaştığı ve seçmenlerin artık onu güvenilir bir alternatif olarak görmediği yorumları yapıldı. Tabi Tek Ulus Partisi’nin bu beklenmedik başarısı, Pauline Hanson’ın yıldızını daha da parlattı. Zaman zaman kışkırtıcı söylem ve çıkışları ile dikkatleri üzerine çekmeye çalışan Hanson, bazı medya kuruluşlarının da Farrer ara seçiminin başarısını köpürtmesi ile Ulusal Basın Kulübü’nde konuşma fırsatı buldu. Hanson, buradaki konuşmasında Avustralya’nın ‘tek kültürlü’ olması gerektiğini savundu. Başkent Canberra’daki bir saatlik konuşmasında destek ve üyelerinin alkışları eşliğinde hararetle Avustralya’nın “tek kültürlü bir toplum” olarak var olması gerektiğini ve çok kültürlü olamayacağını ifade etti. Ülkenin çok yüksek göç aldığını iddia etti, ücretli ebeveyn iznine karşı çıktı ve çocuk bakım merkezlerindeki çalışanların maaşlarına “çok fazla para” gittiğini söyledi.
Çokkültürlülük üzerine yaptığı fikirleri nedeniyle reytingi düşen One Nation lideri Pauline Hanson, basın kulübündeki konuşmasından sonra çok eleştiriler aldı. Belki bunlardan en ilginci ise Avustralya’nın müzik efsanesi, 80 yaşındaki John Williamson, “56 yıldır kırsal kasabalarda yaşayan biri olarak, gösteri öncesi akşam yemeklerinin inanılmaz derecede geliştiğini söylemeliyim,” diye yazdı. “Sydney’de, sizin hor gördüğünüz kişilerin sahibi olmadığı veya hizmet vermediği tek bir restoran bile yok. Hatta balık ve patates kızartması dükkanı konsepti bile Yunanlılar tarafından buraya getirildi. Neye tutunuyorsunuz? Hiçbirimiz, Avustralya’nın sahibi değiliz. Sadece onun bir parçası olma ayrıcalığını kazanıyoruz.” Diye yazdı.
Avustralya’nın çeşitliliği ve göç alan bir üke geçmişine sahip olmasının, bir zayıflık göstergesi değil; önemli bir gücü olarak görülmesini savunan değişik siyasi geçmişlerden gelen farklı simalar da bu temel noktada birleşiyorlar. Avustralya’nın en uzun süre görevde kalan Başbakanlarından John Howard, geçmişte göç konusunda temkinli açıklamalar yapmış olsa da, Avustralya’nın çokkültürlü toplum modelini genel olarak desteklediğini birçok kez söyledi. Ülkenin göç sayesinde, ekonomik ve kültürel olarak zenginleştiğini, Avustralya değerleri ve vatandaşlık bilinciyle birlikte yürütülmesi gerektiğini savunarak “Çok kültürlülük, Avustralya için büyük bir başarı hikâyesi olmuştur.” Demişti.
Eski Genel Vali ve eski Genel Kurmay Başkanı Peter Cosgrove’da, “Avustralya göç ve çeşitlilik sayesinde zenginleşmiştir. Hanson’ın “monocultural Australia” söyleminin modern Avustralya’nın gerçeklerini yansıtmadığı gibi tam tersine, göçle şekillenen bu modern ülkenin en büyük gücünün kültürel çeşitliliği olduğunu vurguladı.
Yine eski başbakanlardan Malcolm Turnbull “Dünyanın farklı kültür ve bölgelerinden gelen insanlar, Avustralya’yı daha güçlü ve daha müreffeh bir ülke haline getirdi.” demişti.
Hanson’a en anlamlı ve en sert cevap verelerden birisi de Avustralya’nın dünya çapında tanınan ve sevilen aktörü Paul Hogan idi. “İyi Avustralyalı olmanın ölçüsü etnik köken değil, bu ülkeye duyulan bağlılıktır. Nasıl tek kültürlü olabiliriz? Aborjinler dışında hepimiz göçmeniz.” dedi.
Sözüm ona çoğu defa “Ben ifade özgürlüğünü savunuyorum.” Diyen Hanson, basın kulübündeki konuşması sırasında kendisine kızı ile ilgili soru soran gazeteciye, meslektaşlarının yanında ve canlı yayında “Senin kadar kalitesiz bir gazeteci görmedim. Bir daha bana yaklaşma. Bugün bu sorunu cevaplayacağım ama şunu açıkça söylüyorum; bundan sonra röportaj için bana yaklaşma.” Dedi.
Hanson, daha sonra Guardian ve ABC gibi kuruluşların gelecekteki One Nation etkinliklerine alınmayacağını da sözlerine ekledi. Bu açıklamalar partinin basın özgürlüğü konusundaki genel fikirleri ile ilgili tartışmaları daha da alevlendirdi.
Avustralya’nın çıkarları, vergi, mükelleflerinin paralarının israf edilmemesi, kayırmacılık ve ayrımcılık yapılmaması gibi, konuları sürekli gündeme getireceksin ama en yakının ile ilgili hukuken bir en engel olmasa da etik olarak çok uygun görülmeyen bir iş yapması üzerine sorulan soru üzerine öfkelenip, sinirleneceksin. Soruya hararetle karşılık vermek yerine, kamuoyunu tatmin edecek daha uygun ve sakin bir açıklama yapmak varken, neden acaba?
Gazeteci Sarah Martin, Hanson’a şu soruyu sormamalı mıydı? “Vergi mükellefleri, kızınız Lee Hanson’ın yıllık 150 bin doların üzerinde maaşla, NSW One Nation senatörünün danışmanı olarak istihdam ediliyor. Ancak kendisi, Tazmanya’da yaşıyor ve full-time One Nation’ın Tazmanya’daki faaliyetleri için çalışıyor. Bu göreve atanmasında sizin herhangi bir rolünüz oldu mu?”
Avustralya Parlamentosu personelinin mutlaka, Canberra’da, ya da temsil edilen eyalette ikamet etmesini zorunlu kılan açık bir kural olmadığı için uzaktan çalışma, parlamentoda uygulanan bir çalışma biçimi olarak kabul ediliyor. Bu nedenle Hanson’ın kızının Tazmanya’da yaşaması, hukuka aykırı sayılmıyor ve bir sorun teşkil etmiyor. Ama tabi ki; seçmenin aklına şu soruyu da getirmiyor değil; Önce danışmanı ve en yakın çalışma arkadaşı senatör oluyor. Daha sonra kızı da o senatörün maaşlı danışmanı oluyor. Bu, vatandaşın sandığa gidip, tercih ederek, oy verdiği siyasetçiden hesap verebilirlik gibi konular da daha fazla hassas ve şeffaflık beklerken, Avustralya siyaseti nasıl bu hale geldi? Neler oluyor şeklinde seçmenlerin güvenini sarsan önemli bir durum olarak algılanabiliyor. z.polat@zamanaustralia.com.au













