Türkiyeli grupların değerlendirildiği bir toplantıda karşılaştığım Hizmet mensuplarında farklı bir tutum gördüğümü söyledim ve gözlemlerimi aktardım.Büyük bir baskı yaşarken kendi ilkelerinden vazgeçmeden devam etmelerini böyle değerlendiriyorum. Görüştüğüm insanlar arasında malına el konulduğunu, ailesinin parçalandığını, mesleğini kaybettiğini anlatanlar vardı. Fakat onlarda sistematik bir intikam dili görmedim.

Burak Akif CAN-ZAMAN Avustralya
Dersimli Yazar Haydar Karataş, ASM TV’ye verdiği röportajda çocukluğunu, cezaevi yıllarını ve yazarlık serüvenini anlattı. İsviçre’de tanıştığı Hizmet Hareketi mensuplarının yaşadıkları kayıplara rağmen sergiledikleri tutumun kendisini etkilediğini söyledi.Karataş, görüştüğü Hizmet mensupları arasında mesleğini, evini ve ülkesini kaybeden eğitimli insanların bulunduğunu belirtti. Bazı gruplardan yöneltilen ağır hakaretlere aynı dille karşılık vermediklerini gözlemlediğini ve bu farkı İsviçre’de göçmenlerin uyumuyla ilgilenen yetkililere de anlattığını ifade ettiğini belirterek; “Bazı gruplardan insanlar Hizmet mensuplarına ağır hakaretler ediyordu. Onların ise bütün bunlara rağmen aynı dille karşılık vermediklerini gördüm. Ben buna ahlaki direniş diyorum” dedi. Karataş, karşılaştığı kişilerin baskılar karşısında ilkelerinden vazgeçmemesinden etkilendiğinin altını çizdi ve sorulara şu cevapları verdi:
Sayın Karataş, cezaevinde geçirdiğiniz yıllardan ve yazarlığınızın orada şekillenmesinden başlasak. Hikâyeniz gerçekten cezaevinde mi başladı?
Yazmaya yönelişim cezaevinde belirginleşti ama hikâyemin başlangıcı çocukluğumdur. Dersim’de babam masal anlatıcısıydı. Köy köy dolaşıp masallar anlatırdı. Ben de onu dinler, anlattıklarına kendimden bir şeyler eklerdim. Yatılı okulda arkadaşlarıma masal anlatırdım. İlk anlatıcılık deneyimim babamdan gelir.
Dersim’den İstanbul’a geldiğinizde hayatınızda ne değişti?
Dersim’de yaşarken kimliğimi saklamam gerektiğini bilmiyordum. İstanbul’a geldiğimde Alevi olduğumuzu gizlememiz gerektiğini öğrendim. Hatta “Alevi olduğumuzu İstanbul’da fark ettim” diyorum. Çünkü köyde kendimizi böyle adlandırmıyorduk; yaşadığımız hayat bize olağan geliyordu. İstanbul’da ise kimliğimizin başkalarının gözünde bir mesele olduğunu gördüm.
Bu durum okul hayatınıza da yansıdı mı?
Evet. Lisede Ramazan ayında oruç tutmadığımı ve Alevi olduğumu söyledim. Bunun ardından disiplin cezası aldım. O yaşta insan hem kendisini tanımaya hem de neden saklanması gerektiğini anlamaya çalışıyor.
Gençliğinizde sol siyasete yöneldiniz. Cezaevi yılları düşüncelerinizi nasıl etkiledi?
Başlangıçta devlete karşı çıkan insanların birbirlerine de zarar verebileceğini düşünmezdim. Cezaevinde kendi siyasi çevremde yaşanan öldürmelere tanık olunca bunu sorgulamaya başladım. İçinde yetiştiğim kültürde insan kanı dökmek çok ağır bir şeydi. Buna karşılık, bulunduğum siyasi ortamda öldürmenin devrim adına savunulabildiğini gördüm. Bu benim için bir kırılmaydı.
Hücrede kaldığınız dönemin de sizde derin bir iz bıraktığını anlatıyorsunuz. Neler yaşadınız?
Altı ay mektup, görüş ve kitap yasağıyla hücrede kaldım. Bir gün küçük havalandırma boşluğundan bir serçe girdi; bir kirişten diğerine kondu ve uçup gitti. O yalnızlıkta insan hayatının değerini başka türlü düşündüm. En sevmediğiniz insanın bile orada bulunmasını, sırf bir insan sesi duymak için isteyebiliyorsunuz. Sonrasında yazıya ve babamın masallarla kurduğu dünyaya daha çok yöneldim.
Cezaevinde yazdığınız romanlara ne oldu?
İlk yazdığım çalışmaların defterlerime el konuldu. Gece Kelebeğinin de büyük bölümünü o dönemde yazmıştım. Daha sonra annem ve anneannemin hayatından hareketle kitabı yeniden kurdum. Romanlarımda babamdan dinlediğim masalların etkisi hep vardır.

İSVİÇRE’DE HİZMET MENSUPLARIYLA İLK KARŞILAŞMA
Masallar bu romanlarda nasıl bir yer tutuyor?
Masal bana insanlara tek bir sıfatla bakmamayı öğretti. Romanlarımda yalnızca “iyi” ve “kötü” insanlar kurmamaya çalışırım. İnsanların içinde bulundukları şartları, sürüklendikleri hayatları anlatırım.
İsviçre’de Hizmet Hareketi mensuplarıyla nasıl karşılaştınız?
Daha önce Hareketle bir ilişkim yoktu. İsviçre’de iltica eden Türkiyeli gruplarla çalışırken Hizmet mensuplarıyla karşılaştım. Bu gruplara ilişkin bir değerlendirme hazırlamam istendiğinde onları da gözlemledim.
İlk dikkatinizi çeken ne oldu?
Türkiye kökenli bazı siyasi gruplardan kişiler onlara ağır sözler söylüyordu. Aralarında avukatlar, eski kamu görevlileri ve başka mesleklerden insanlar vardı. Ülkelerini, işlerini kaybetmişlerdi. Buna rağmen hakaretlere aynı dille karşılık vermediklerini gördüm. Bu tavırları üzerinde durdum.

BU TUTUMU NEDEN “AHLAKİ DİRENİŞ” OLARAK TANIMLIYORSUNUZ?
Bunu İsviçreli yetkililere de anlattınız mı?
Evet. Türkiyeli grupların değerlendirildiği bir toplantıda karşılaştığım Hizmet mensuplarında farklı bir tutum gördüğümü söyledim ve gözlemlerimi aktardım.Büyük bir baskı yaşarken kendi ilkelerinden vazgeçmeden devam etmelerini böyle değerlendiriyorum. Görüştüğüm insanlar arasında malına el konulduğunu, ailesinin parçalandığını, mesleğini kaybettiğini anlatanlar vardı. Fakat onlarda sistematik bir intikam dili görmedim.Daha sonra dil öğrenmelerine, yeni bir hayata katılmalarına ve kendi aralarındaki dayanışmaya baktım. Benim onlarla aynı dünya görüşünden gelmem gerekmiyor. Karşılaştığım insanlarda gördüğüm şeyi anlatıyorum.
Hizmet Hareketi’ni yalnızca bir eğitim hareketi olarak mı görüyorsunuz?
Yalnızca okul açmaktan ibaret görmüyorum. Yoksul ailelerden gelen gençlerin eğitim alması, meslek edinmesi, iş kurması ve toplumda yer bulması da var. Çalışkanlık ve disiplinin onların hayatında bir değer hâline geldiğini düşünüyorum. Kadınların Afrika’daki ülkelere ve Malezya’ya öğretmen olarak gitmesi de bu tablonun bir parçası.Kendi okullarını, medyasını, şirketlerini ve derneklerini kurdu. İnsanlara yalnızca bir gruba mensup olma imkânı sunmadı; eğitim, meslek ve üretim yoluyla toplumda yer edinme imkânı da sağladı. Bu yönünü önemli buluyorum.
Bir yandan da Hareketin devletle ilişkisini eleştiriyor, “devletin suçlarına ortak olmak” ifadesini kullanıyorsunuz. Somut olarak hangi suçu kastediyorsunuz?
Belirli bir suçu Hizmet mensuplarına isnat etmiyorum. Anlatmak istediğim, Türkiye’de birçok çevrenin devletle kurduğu ilişki. Devletin herkese eşit davranmasını istemek yerine, insanlar bazen devlet gücünde kendi çevrelerine yer açmaya çalışıyor. Bu yalnızca Hizmet Hareketi’ne özgü değil. Kemalistlerde, muhafazakârlarda, sosyalistlerde, Kürt siyasi çevrelerinde de benzer eğilimler görüyorum. Benim eleştirim, bir sivil hareketin devlet karşısında nerede durması gerektiğiyle ilgili.
ZAMAN’IN YAYINLARINI TARAFLI BULUYORDUM AMA MAHÇUPYAN’A YAZI YAZDIRMA BİR DEVRİMDİR
Sizce nerede durmalı?
Kendinden olmayanın hakkını da savunmalı. Devletin dışladığı birini, kendi çevresinden olmadığı için görmezden gelmemeli. İnsanları işe alırken, onlara yardım ederken veya haklarını savunurken aidiyetlerine göre ayrım yapmamak asıl sınavdır.Geçmişte Zaman gazetesini taraflı buluyordum. Bunu açıkça söylüyorum. Bununla birlikte, orada insanların gazetecilik öğrendiğini de gördüm. Etyen Mahçupyan’ın Ermeni kimliğiyle muhafazakâr bir gazetede yazabilmesini Türkiye’nin şartlarında çok önemli buluyorum. Bu bir devrimdir.
Eğer Hareketin önü kesilmeseydi, yetiştirdiği insanlar ve kurduğu kurumlar sayesinde Kürtlerle, Alevilerle, Ermenilerle ve Yahudilerle ilişkilerinde yeni bir yöne gidebileceğini düşünüyorum. Dinler arası diyalog çalışmalarında da bunun işaretleri vardı. Başkasını düşman olarak görmek yerine, “Bu dünyada nasıl birlikte yaşayabiliriz?” sorusu sorulmaya başlanıyordu. Eğitim yoluyla dünyaya açılmasını da bu açıdan önemli buluyorum.
Bir yandan dindar olup bir yandan aynı mesleki eğitimi almış insanlar yetişti. Kadınlar Afrika’daki ülkelere ve Malezya’ya öğretmen olarak gitti. İnsanlar iş kurdu, üretime katıldı, kendi markalarını oluşturdu. Ben bu çalışma disiplinini ve dayanışmayı da Hareketin gelişiminin bir parçası olarak görüyorum.
Dinler arası ve toplumsal diyalog çalışmalarını da aynı şekilde mi değerlendiriyorsunuz?
Farklı insanların bir araya gelmesini değerli buluyorum. Fakat benim sorum şu: Bir sivil hareket, devletin dışladığı insanla ilişki kurduğunda onun hakkını devlet karşısında da savunabiliyor mu? Diyalog çalışması yapılması önemlidir; bu soruyu da sormak gerekir.

KÜRTLER, ALEVİLER VE KARŞILIKLI SUSKUNLUK
Kürtlerin ve Alevilerin Hizmet Hareketi’ne mesafesini nasıl açıklıyorsunuz?
Bazıları, kendi mağduriyetlerini yaşarken Hareketin yeterince ses çıkarmadığını düşünüyor. “Biz zulüm görürken siz neredeydiniz?” duygusu var. Bu hafızayı anlamadan bugünkü sessizliği anlayamayız.Ama bunu söylemek, Hizmet mensuplarının yaşadıklarına sessiz kalınmasını haklı çıkarmaz. Hukuk, yalnızca sevdiğimiz insanlar için savunulursa hukuk olmaktan çıkar.











