Onunla aynı nezarethanede kalan avukat Engin Emrah Biçer, Açıkkollu’ya yapılan işkenceyi resmi olarak ilk kez kayıtlara geçmesini sağlayan isimlerden biri. Yazdığı dilekçeler o kadar önemliydi ki, Anayasa Mahkemesi’nin Gökhan Açıkkollu’yla ilgili bir ay önce açıkladığı ihlal kararında Biçer’in dilekçesine atıf yapıldı.
SEVİNÇ ÖZARSLAN-TR724.COM
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmek üzere 20 Eylül 2016 tarihinde yazılan dilekçe çok kısa ve netti:
“Tarafım usul ve yasaya aykırı olarak 22.07.2016 tarihinde gözaltına alındım. 04.08.2016 tarihinde tutuklandım. Gözaltında iken yaklaşık 14 gün, başka bir dosyadan gözaltına alınan öğretmen “Gökhan Açıkkollu” ile beraber kaldım. Kendisi gözaltında iken döve döve öldürülmüştür. Bu durum en az on beş kişi şahittir. Deliller sabittir. Bu kişi için açılan bir soruşturma olup olmadığının, var ise soruşturma numarasının tarafıma bildirilmesi saygılarımla talep olunur. 20.08.2016 Bilgi edinme kanunu çerçevesinde. Tutuklu Engin Emrah Biçer. C-6 Blok 45 No’lu Oda”
Biçer’in 15 Temmuz’un hemen ardından, o iklimde, üstelik cezaevindeyken bu dilekçeyi yazması büyük bir cesaret. Nitekim, ‘yazma etme, sana da işkence yaparlar’ diye kendisini çok uyaran olmuş ama o kimseyi dinlememiş.

KHK’lıların avukatlığını yaptığı için gözaltına alınan Biçer, Açıkkollu vefat etmeden bir gün önce tutuklanıp Silivri 9 Nolu Cezaevi’ne gönderildi. On günden fazla birlikte kaldığı Açıkkollu’nun vefatını duyunca şok olduğunu söyleyen Biçer, dilekçeleri bu duygularla kaleme aldığını belirtiyor.
27 ay Silivri Cezaevi’nde hapis yattıktan sonra tahliye edilen ve şu anda bir Avrupa ülkesinde yaşayan Biçer, Gökhan Açıkkollu ile geçirdiği günleri ve tanıklıklarını ilk kez TR724’e anlattı.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Aslen Kırıkkaleli’yim. Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2006’da mezun oldum. 10 yıl İstanbul Barosu’na bağlı olarak avukatlık yaptım. 22 Temmuz 2016 sabahı, özellikle KHK davalarına baktığım için gözaltına alınıp tutuklandım. 27 ay Silivri’de hapis yattıktan sonra Kasım 2018’de tahliye oldum.
Gözaltına alınınca siz de ilk başta İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne mi götürüldünüz?
Sabaha karşı 06.00’da gözaltına alındım. İki memur geldi evime. Zaten bir hafta boyunca hiç uyumadan bugün mü gelecekler, yarın mı gelecekler diye bekledim. Polislere ev araması yapamayacaklarını söyledim. ‘Evi aramayacağız’ dediler. Direkt beni alıp götürdüler. Doktor muayenesinden sonra kelepçelenip nezarethaneye konuldum.
Gözaltına alındığımda cuma günüydü. İki gün farklı nezarethanede kaldım. Vatan Emniyet Müdürlüğü Mali Şube’nin altında bir nezaretti. Bir zamanlar üst katta ifadesi alınanlara avukat olarak nezaret ederken o gün gözaltındaydım. 24 Temmuz 2016 günü Gökhan Açıkkollu’nun olduğu C koğuşu 3 Nolu nezarethaneye getirildim. 4 Ağustos’a kadar birlikte kaldık. Zaten kendisi 5 Ağustos’ta vefat etti. Ben vefatından bir gün önce tutuklandım.
Birlikte kaldığınız süre boyunca size ne anlattı?
Gökhan bey ilk başta çok konuşmuyordu. İki kişilik nezarette beş kişi kalıyorduk. Adli tıp uzmanı Gürol Berber vardı, sonra aile terapisti Efkan Yeşildağ geldi. Beş kişi, aynı yatakta sırt sırta gelecek şekilde ancak sığabiliyorduk. O temmuz sıcağını, nezarethanenin basıklığını, havasızlığını düşünün. Normal bir insanın bile bunaldığı bu ortam, Gökhan bey gibi hem şeker hastası, hem panik atak, hem de sürekli darp edilen birinin dayanabileceği bir yer değildi. Gökhan bey ilk başta içine kapanıktı. Çok korkuyordu. Bizimle konuşmadığı gün, onu çok dövdüklerini sonradan anladım.
İşkenceyi nerede yapıyorlardı, seslerini duyuyor muydunuz?
Resmi ifadenin alındığı 3. ya da 4. katta bir yerde yapıyorlardı ama hiçbir şekilde resmi bir sorgulama yoktu. Her şey gayriresmiydi. Yanında ne avukatı var, ne yasal bir temsilci var, ne de ailesinin haberi var. Aileler zaten eşlerinin ya da çocuklarının yaşayıp yaşamadıklarını, nerede olduklarını bir hafta sonra öğrenebildi. Gökhan beyi bu kata genelde gece çıkarıyorlardı ve gittiğinde en az 3-4 saat kalıyordu. Uzak olduğu için ses hiç duymadık.
“TİTREMEYE BAŞLAYINCA APAR TOPAR AŞAĞIYA GETİRiYORLAR”
Geri geldiğinde hali nasıl oluyordu?
Gökhan beyi ilk ifadeye götürdükleri gece çok kötü dövmüşler ve orada şeker komasına girmiş. O gece ben henüz o nezarette değildim ama şimdi anlatacaklarımı bana bizzat kendisi söyledi. Bir süre dövüldükten sonra Gökhan bey titremeye başlamış, sanki ölecekmiş gibi. Ama asıl sebep şeker koması. İnsülin iğnesi kullanıyor ama o gün iğnesini yapamıyor. Korku ve panikle beraber, insilün de vurulmayınca o hale geliyor. Titremeye başlayınca apar topar aşağı getirmişler. Ölecekse nezarette ölsün mantığıyla getiriyorlar, başka bir sebebi yok. Bunları bize ilk başta anlatmadı. Biraz tanıdıktan sonra açıldı. Burada bir parantez açarsam; Gökhan beyin gözaltında kaldığı süre boyunca psikolojisi de çok kötüydü. En ufak bir şeyden korkuyordu, ağlıyordu, bağırma hissiyatı vardı.
“DÜN ELİMİZDE KALACAKTIN, BUGÜN ŞEKER İĞNENİ VURUL, ÖYLE GEL, SENİNLE İŞİMİZ UZUN”
Başka yakından tanık olduğunuz bir olay var mı?
En yakından tanık olduğum olay şu; yine bir akşam ifadeye götürmek için geldiler. Üç kişiydiler. İlk başta gündüz 17.00-18.00 gibi geldiler. Polislerden biri benim boyumdaydı, 1.70 civarı. Sarı saçlıydı ve 90-100 kilo vardı. Oradaki polisler genelde birbirlerine “baboş” diye hitap edeler ya da takma isim kullanırlar. Teşhis edilmemek için kullandıkları bir yöntem bu. Katil diye yüzüne bağırmak istediğim o sarı saçlı polis, Gökhan beye “Dün gece seninle işimiz yarım kaldı. Az kaldı elimizde kalacaktın, çabuk kurtuldun. Bugün insülin iğneni vurul, yukarı öyle gel, seninle işimiz bu gece çok uzun’ dedi.
“SARILDIM, SIRTINI SIVAZLADIM, YARIM SAAT OMZUMDA AĞLADI”
Aslında o sarışın polis işkence yapacağını hepinizin önünde itiraf etmiş.
Evet hepimiz duyduk. Gökhan bey orada ağlamaya başladı. Biz de duygulandık. Gökhan bey çok korktu, geriye doğru çekildi. Efkan bey, Gürol bey hep birlikte onu teselli etmeye çalıştık ama… Sonra 21.00-22.00 gibi gelip onu götürdüler. Gece yarısı saat 2-3 gibi geri geldi. İşkence çok uzun sürdü. Nezarete geldiğinde hiç konuşmadı. Hiç kimse de bir şey diyemedi. Herkesin morali çok kötüydü, ağlamaklı halde. Ben sarıldım, sırtını sıvazladım. Başladı ağlamaya, belki yarım saat kollarımı sıkarak, ağladı, ağladı, ağladı… Aradan on yıl geçti ama bu anları unutacağımı zannetmiyorum. Her şey, her an bir film karesi gibi gözümün önünde duruyor.









