‘
Günay, “Silahların susmasını, barışın gelmesini ve toplumsal bütünlüğün sağlanmasını çok arzu ediyorum. Ancak bu yasa bunu sağlamaya yeterli ve elverişli değil. “Benim gördüğüm; Demirtaş çıkar ama yapılacak hiçbir seçime katılamaz. Sanki ustalıklı bir kurgu var: Demirtaş’ı gelecek seçimlerde de siyasetten uzak tutmak”dedi.
Burak Akif CAN – ZAMAN Avustralya
Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ni VIA TV’ye değerlendirdi. Günay, teklifin af niteliği, Anayasa’ya uygunluğu, Selahattin Demirtaş’ın durumu, Osman Kavala, Tayfun Kahraman ve Can Atalay’ın kapsam dışında kalması, 15 Temmuz ve KHK mağdurları, Gezi davaları, kayyum uygulamaları, yargı bağımsızlığı ve yaklaşan seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
SELAHATTİN’DEN BAŞKA MEHMETLER DE EVİNE DÖNSÜN:
Günay, teklifin mevcut haliyle “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendirme” iddiasını karşılamadığını belirterek, “Ben diyorum ki Selahattin’den başka Mehmetler de evine gitsin. Nereye gittiğini bilmeden sokağa çıkarılmış asker çocukları var. ‘Tatbikata gidiyoruz’ diye emir almış teğmenler, askerler var. Gezi Parkı’nda infiale kapılıp bağırmış, çağırmış gençler var. PKK’nın işlediği suçlardan çok daha alt düzeyde fiiller nedeniyle içeride olan çok sayıda insan var. Gelin kapsamı genişletin” dedi.Bakan Günay, konuyla ilgili sorulara şu cevapları verdi:
Kanun teklifinin adı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi.” Silahların susması ve çatışmanın hukuki zeminde sona ermesi amaçlanıyor. Siz tasarıyı nasıl buldunuz?
Bir kere herkes silahların susmasını, Türkiye’nin terör tartışmasından kurtulmasını ve siyasetin gerçekten demokratik bir zeminde, uygar bir diyalog ortamında sürdürülmesini ister. O yüzden amaca kimsenin karşı çıktığı yok.
Yasanın adı da çok iddialı: “Milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendirmek.” Böyle bir isim olunca daha kapsamlı, demokratik adımlar da barındıran, başka toplum kesimlerinin kaygılarını gideren veya onların mağduriyetlerini bir ölçüde azaltmayı hedefleyen bir içerik bekliyorsunuz.
Ama baktığınız zaman PKK, KCK ve çevresindeki birtakım yapılar silah bırakırsa, öldürme eylemine katılmayan bireylerine örtülü bir af getiriliyor.
Hukukçu kimliğimle de söylemek isterim: Bu bir örtülü, biraz da mahcup bir af. Adına af denmiyor. Baştan itibaren “af olmayacak” deniliyordu. Fakat sonuçları itibarıyla, kademeli biçimde ilerleyecek bir af tasarısıdır.
Adam öldürme eylemine katılıp katılmadığının belirlenmesi nasıl olacak?
Geçmişteki mahkûmiyet hükümlerine bakılabilir. Adam öldürmekten hüküm giymiş olanlar bundan yararlanmayacak. Bu bence doğru.Çünkü ben baştan beri şunu savunuyorum: Devlet, bir kişinin canını yakmış birini mağdurun rızası olmaksızın affedemez.Birinin canına kıymışsa, malını gasp etmişse, namusuna saldırmışsa, vücut bütünlüğünü bozmuşsa, mağdurun rızası olmadan devletin af yetkisi olmamalı. Çünkü mağduru ikinci kez mağdur etmiş olursunuz.
Ama geçmişte katillerin ve tecavüzcülerin infaz düzenlemelerinden yararlandığını gördük.
Maalesef yararlandılar ve bu kamu vicdanını ciddi biçimde incitti. Bazı adi suç failleri dışarı çıktıktan sonra benzer suçları yeniden işledi.Bir yurttaş başka bir yurttaşın canına kıymamış, malına el koymamış, namusuna saldırmamış ama devlete karşı siyasi gösteri yapmış, hükümeti eleştirmiş, pankart açmış, yürüyüş yapmış veya yasaların kabul etmediği bir gösteriye katılmış olabilir.
Bunların suç olup olmadığı ayrıca tartışılır ama mevcut hukukumuzu esas alalım. Devlet bunları affedebilir. Benim sorum şu: Niye bir kesimin devlete karşı işlediği suçu affediyorsunuz da diğer kesimleri göz ardı ediyorsunuz?
Yasada yürütmeye, güvenlik kurumlarına ve MGK’ya önemli bir rol veriliyor. Bunun nedeni konunun güvenlik meselesi olması mı?
Bu özel bir durum. Kırk yıldır devlete silah çekmiş, toplumu da ciddi biçimde mağdur etmiş bir yapıyı ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz.
Düz bir yasa çıkarıp “Bütün bu suçlarla ilgili hükümleri kaldırdım” derseniz kamu vicdanında ciddi tartışma çıkar. Çünkü işin şehit aileleri, gazi aileleri gibi mağdurları da var.
Bir de kabul edelim; bu muhafazakâr-milliyetçi bir iktidar. Cumhur İttifakı tabanında ciddi tereddütler var.Bu nedenle yasa biraz cesaretsiz bir yasa. Bir yandan yapıyorlar, bir yandan kamuoyuna “Merak etmeyin, her şeyi göreceğiz, ona göre karar vereceğiz” demeye çalışıyorlar.
Fevkalade sıkıntılı.
Şunu da söyleyeyim: Öldürme suçlarının kapsam dışında tutulması çok doğru ama niye uyuşturucu ticareti kapsam dışında değil? Niye işkence kapsam dışında değil?
Çok tartışılacak hükümler var. Ben, bu kadar önemli bir çerçeve yasanın bütün gerekenleri içinde toplamış bir metin olmasını beklerdim. Ama öyle değil. Ciddi hukukçuların elinden çıkmış bir metne benzemiyor. Anayasa hukukçusu, ceza hukukçusu arkadaşlarımı takip ediyorum. Hepsinin yasayla ilgili ciddi tereddütleri var.
Bir daha söylüyorum: Bu sürecin başarıyla sona ermesini, silahların susmasını, barışın gelmesini ve toplumsal bütünlüğün sağlanmasını çok arzu ediyorum. Ancak bu yasa bunu sağlamaya yeterli ve elverişli değil.
Tasarı daha çok güvenlik birimlerinde hazırlanmış bir metni mi çağrıştırıyor?
Bende de öyle bir izlenim bıraktı. Bir barış, demokrasi ve toplumsal bütünleşme vizyonuyla Meclis komisyonlarında hazırlanmış bir metinden çok, istihbarat ve güvenlik birimlerinin kaygılarına cevap veren bir taslak izlenimi veriyor.
DEMİRTAŞ’IN ÇIKMASINI CİDDİ İSTİYORUM AMA MEVCUT YASADA SİYASİ ENGEL GÖRÜNÜYOR
Başta Öcalan’ın ve Demirtaş’ın yararlanamayacağı yönünde bilgiler sızıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına göre cezaevinde olmaması gereken Demirtaş hakkında neden açık bir düzenleme yok?
Ben süreç başladığından beri Selahattin Demirtaş gibi iki kez cumhurbaşkanı adayı olmuş ve kendi doğal seçmen tabanının ötesinde geniş kabul görmüş bir siyasetçinin içeride tutulmasının süreci ciddi biçimde gayri samimi hale getirdiğini söyleyenlerdenim.
Demirtaş’ın dışarıda olmasını şiddetle arzu edenlerdenim.Fakat yasaya baktığımda Demirtaş’ın tahliye olma imkânını görüyorum. Yedinci maddeye ve diğer maddelere baktım.Hakkında şu anda kesinleşmiş hüküm yok. 42 yıla varan bir hüküm var ama istinafta ve kesinleşmedi.
O yüzden benim gördüğüm kadarıyla bu yasadan yararlanır. Çok sayıda hukukçunun kanaati de böyle. Fakat 10 yıllık bir erteleme süresine tabi olur. 15 yılın üzerinde bir ceza söz konusu olduğu için 10 yıl erteleme gündeme gelir.
Haklarının iadesi ise üç yıl.
Benim gördüğüm; bu yasa yürürlüğe girerse Selahattin Demirtaş çıkar ama 2027, 2028, 2029 civarında yapılacak hiçbir seçime katılamaz.
Sanki ustalıklı bir kurgu var: Demirtaş’ı gelecek seçimlerde de siyasetten uzak tutmak. Ondan sonrası Allah kerim. “Yararlanamaz” diyenlerin gerekçelerini çok haklı bulamıyorum.
Osman Kavala, Tayfun Kahraman ve seçilmiş Milletvekili Can Atalay neden kapsam dışında?
İşte sorun burada.Osman Kavala niye yararlanmıyor? Tayfun Kahraman niye yararlanmıyor? Seçilmiş milletvekili Can Atalay niye hâlâ içeride?
Bu yasa onların çıkmasını öngörmüyor. PKK-KCK sınırlamasıyla onları dışarıda tutuyor.
Oysa onların isnat edilen suçları bu yasanın kapsadığı ve bağışladığı suçlardan çok daha alt düzeyde.Ne silah kullanmışlar ne silahlı bir eylem veya örgütle ilişkileri var.
Hükümete karşı kalkışma iddiasının sanıkları ama ortada somut kanıt yok. Suç teşkil eden söz, davranış veya eylem yok.
Buna benzer çok sayıda insan var. Suç teşkil eden hiçbir eylemleri olmadığı halde içerideler ve bu yasanın dışında tutuluyorlar.Ne yapsınlar? “Biz PKK’nın emriyle bu işleri yaptık” mı desinler bu yasadan yararlanmak için?
Gerçekten yasanın adı “toplumsal bütünleşmeyi güçlendirme” ama içinde toplumsal bütünleşmeyi zedeleyebilecek hükümler var.
SELAHATTİN’DEN BAŞKA MEHMETLER DE EVİNE DÖNSÜN
Sürecin başından bugüne gelinen noktayı ve iktidar içindeki tereddütleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Devletin bir yerlerinde bu sorunu çözme konusunda karar verildiği anlaşılıyor. Bu olumlu. “Sorunu çözelim” denmiş. Bunun elbette siyasi sonuçları da olacak. Siyasetçilerin attığı her adımın siyasi sonucu vardır ve bunlar da hesaplanmıştır.
Buna rağmen hem Bahçeli’nin partisinde hem iktidarın büyük kanadında tereddütlerin sürdüğünü düşünüyorum.On maddelik bir metni gizli imzaya açtılar. Önden tartışılmasın, insanlar itiraz etmesin diye kapalı zarfla evrak dolaştırılıp imza toplandı.
Demek ki içeride bir tereddüt var. İnsanlar yeterince ikna olmuş değil.Ben de diyorum ki; bunu PKK-KCK çerçevesinde tuttuğunuz, başka ağır suçları kapsam dışında bırakmadığınız zaman toplumda ileride ciddi kırılmalara yol açabilirsiniz.
Sayın Bahçeli’nin söylediği bir söz vardı: “Öcalan umuda, Ahmetler göreve, Selahattin evine.”
Ben diyorum ki Selahattin’den başka Mehmetler de evine gitsin.Nereye gittiğini bilmeden sokağa çıkarılmış asker çocukları var. “Tatbikata gidiyoruz” diye emir almış teğmenler, askerler var.Gezi Parkı’nda infiale kapılıp bağırmış, çağırmış gençler var.









