Eski Yargıtay Birinci Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, “On yıl önce Türkiye’nin demokratik açıdan geleceğini parlak görmediğimi söylemiştim. Dediğim gibi çıktı, ne yazık ki. 1999-2000 adli yılı açış konuşmam, bana Batı anlamında “gün ışığında demokrasi” (démokratie à ciel ouvert) bilincinin ülkemizdeki üniversite çıkışlılarında bile hiç olmadığın göstermiştir. Bugün Türkiye’yi tek kişi yönetiyor. Şu anda Türkiye demokrasi ve hukuk açılarından Afrika’daki bazı ülkelerin bile çok gerisinde. Türkiye yasa almakla hukuk devrimi yapacağını sandı. Ancak başarılı olamadı.” dedi. Eski Yargıtay Birinci Başkanı Prof Dr Sami Selçuk Cumhuriyet’in gündeme ilişkin sorularını cevapladı. İşte o soru ve cevaplardan bazı bölümler:
- “Bugünkü koşullar altında anayasanın değişmesi doğru değil. Çünkü cumhurbaşkanının sergilediği tutumlara bakarak, demokratik açıdan geleceği pek parlak görmüyorum” sözlerinizin üzerinden tam 10 yıl geçti. Haklı çıktığınızı düşünüyor musunuz, o gün söz ettiğiniz parlak olmayan geleceği bugün yaşıyor muyuz?
Evet. On yıl önce Türkiye’nin demokratik açıdan geleceğini parlak görmediğimi söylemiştim. Dediğim gibi çıktı, ne yazık ki. 1999-2000 adli yılı açış konuşmam, bana Batı anlamında “gün ışığında demokrasi” (démokratie à ciel ouvert) bilincinin ülkemizdeki üniversite çıkışlılarında bile hiç olmadığın göstermiştir. Bugün Türkiye’yi tek kişi yönetiyor. Şu anda Türkiye demokrasi ve hukuk açılarından Afrika’daki bazı ülkelerin bile çok gerisinde. Türkiye yasa almakla hukuk devrimi yapacağını sandı. Ancak başarılı olamadı.
Oysa Japonya, Meiji döneminde Fransız Medeni Yasası’nı almadan önce geleceğin hukukçularını yetiştirmek için Fransa’dan ünlü hukukçuları getirdi, geleceğin hukukçularını yetiştirdi. Sonra da Japonlar, yasaları aldılar. Bununla da yetinmeyip hukuk sözlüğünü yaptılar. Batı dillerindeki hukuk terimlerini Japonca’ya aktardılar. Bazı sözcüklerin karşılığı Japoncada yoktu. Japoncada olmayan hukuk terimlerini olduğu gibi aldılar. Baktılar ki o terimleri yazıya dökmek için alfabelerinde harf eksik. Alfabelerine harf eklediler. Bu nedenlerle Japonya, hukuk devriminde başarılı olmuştur. 19. yüzyıldan beri Batı hukukunu en iyi uygulayan ülkelerden biridir.
- AKP iktidarında anayasada onlarca değişiklik yapılmasına rağmen yine yeni bir anayasadan söz ediliyor. Bugünkü koşullar yeni anayasa için uygun mu?
Anayasanın ikinci maddesi Türkiye’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirtir. Hepsi yalan. Türkiye hiçbir zaman sosyal bir hukuk devleti olmadı. Türkiye laik bir devlet de değil. Türkiye şu anda, yarım yamalak bir şeriat devletidir. Örneğin biri “Ben mirası, İslam hukukuna göre paylaşacağım” diyor. Buna devlet elbette karışmaz, “Nasıl istersen yap” der, geçer. Ancak mahkemeler, şeriata göre karar veremez. Vermiyorlar da. Türkiye “Anayasaya laiklik yazdık” diye bağırıyor. Ancak Türkiye’nin laik bir devlet olmadığını bütün dünya biliyor.
Türkiye, eski “Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti”ni ikiye bölmüş, ikincisine “Diyanet İşleri”, birincisine “Vakıflar Genel Müdürlüğü” diyerek halkını, dünyayı aldatmıştır. Türkiye devleti asla laik değildir. Laik devlette Diyanet İşleri Başkanlığı olmaz. Anayasada “demokrasi” diye yazıyor. Demokrasi mi var Türkiye’de? Demokratik bir devlette her türden görüş kamuoyuna sunulur. Demokratik bir ülkede düşünceleri yasaklayamazsınız, ama her düşünce çürütülmeye açıktır.
- Bir yanda yeni anayasa tartışmaları varken diğer yanda mahkemeler dahi AYM kararlarına uymuyor, yakın zamanda Yargıtay ve AYM’nin dahi çatıştığını gördük…
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararı, başlı başına bir skandaldır. TC Yasasının 257/2. maddesine giren bir suçtur. Ancak yetkililer görevlerini savsamışlardır. Yargıtay anayasaya uymak zorunda (anayasa, m. 153/5). AYM’nin kararını beğenmiyorsanız, bir makale yazıp eleştirebilirsiniz. AYM, elbette Yargıtay’ın üstünde değil. Ancak unutulmamalıdır ki, Yargıtay, tırnak uçlarına dek hukuk alanında son sözü söyleyen bir yargılama organıdır. Buna karşılık Anayasa Mahkemesi danışma (conseil) ağırlıklı bir organdır. Batı dillerinde adı da, Anayasa Konseyi, yani “kurulu”dur.
- Anayasaya uyulmayan, AYM kararları uygulanmayan bir dönemde hukuk devletini ne ayakta tutar?
Bir bilim adamının dediği gibi Türkiye yazılı anayasası olan ama anayasal olmayan bir devlettir. Bu yüzden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) şu anda 22 bine ulaştı dava sayımız. Bu bir skandal. Bizden sonra 7 bin başvuru ile nüfusu iki katımız olan Rusya geliyor. Daha önceleri Rusya bizim arkamızda idi. Türkiye, Avrupa Birliği’nden (AB) çok uzaklaştı. Özellikle hukuk açısından Türkiye’nin AB’ye girmesi mümkün değil. Çünkü Türkiye’de şu anda hukuk belirsizleşmiştir.
- Ekrem İmamoğlu’na son duruşmada savunma hakkı dahi tanınmadı…
İmamoğlu’nun duruşmaları doğru duruşma değil, aslında. Çünkü duruşma Afrika’da bile tek oturumda biter. Örneğin Mehmet Ali Ağca, Abdi İpekçi’yi öldürdükten sonra kaçtı, Papa’yı öldürmeye kalkıştı, yakalandı. Ağca bütün soruşturma ve duruşma boyunca 128 kez dinlendi. Savunma hakkını kullandı. Tanık çoktu, çelişkiler vardı, duruşma, doğru terimle tartışma Roma’da iki gün sürdü. Üçüncü günün sabahı karar verildi. Yargıçlar, jüri üyeleri değişmedi. Dünyanın hiçbir ülkesinde duruşma yargıcı değişmez. Değişirse, duruşma (tartışma) aşaması yeniden yapılır.
- Hakim değişikliğinin sıkıntısı nedir?
Duruşma yargıcı, kişileri dinleyecek, duyacak, işitecek ve bunları değerlendirecektir. Kekeliyor mu, yalan mı söylüyor, bocalıyor mu, çelişkiye düşüyor mu? Yargıçtan yargıca duruşmalar, izlenimler ciro edilemez, her şey de tutanağa yansımaz. Rusya’da Petersburg İstinaf Mahkemesi Başkanı’na “Sizde duruşma yapılırken yargıç ölürse ne yaparsınız” diye sormuştum. İlkin şaşırdı, sonra da “Bütün dünyada olduğu gibi, yeni bir yargıçla yeni baştan duruşma yapılır” diyerek bir örnek verdi: “Bir yargıcımız aynı gün beş davada beş karar verdi. Ancak kararları yazmadan öldü. Bütün dünyada olduğu gibi yeni bir yargıçla duruşmalar yenilenerek kararlar verildi”.









